Poyraz Soysal
“Sana selam olsun
Zincirin zulmün kar etmediği
Kırbacın kar etmediği büyük tahammül.”
Bu dünyada Enver Gökçe yaşıyor. Bizim Enver Gökçe. Tepeden tırnağa kavga, tepeden tırnağa şiir, tepeden tırnağa emek ve tepeden tırnağa biz.
“Bizsiz Ilgaz’ın çam ormanları güzel değildir
Hayda günlerim hayda
Sırtını düşmana verdikçe murat dağları güzel değildir
Dost dost
İlle de kavga”
Buradaki “Biz” şairin bilinçli bir tercihidir. Burayı sonra dönmek üzere not alalım.
Önce sevip sonra tanıdığım şair
Hayatımın taze çağları, lise öğrenciliğim. Emekçi bir semtin devrimciliğe hayran bir genciyim. Ders kitaplarımdan çok M-L klasikleri edinmeye çalışan, Sinan Cemgil’i kendine idol alan, daha çok haksızlıklara karşı bir tepki olan devrimcilik. Elime para geçtiğinde kitap ya da kasete gömüyorum. Yine böyle bir zaman. Hala çocukluğumdaki hayranlığımı koruduğum, her onurlu insan gibi, hâlâ hesabını soramamanın utancını içimde taşıdığım; Sivas Katliamı’nda ölümsüzleşen Hasret Gültekin’in kasetini alıyorum. Bir ezgi içime işliyor. Şiir ezgiye öyle bir oturuyor ki, bir yoldaş elinin sıcaklığı içime doluyor.
“Bugün görüş günümüz
Dost kardeş bir arada
Telden tele mendil salla
El salla
Merhaba
İzin olsun mahpushane içinde
Seni
Senden sormalara doyamam
Yarım döner cigaramın ateşi
Gitme
Dayanamam”
Sözlere vuruluyorum. Arkadaşımla dinliyoruz. Bu şiir kimin olabilir. Olsa olsa Nazım’dır diyoruz. Şimdi bir mısrasından tanıyacağım Enver Gökçe şiirini, Nazım diye bağrıma basıyorum. Aynı dönem. Hem öğrenci hem işçi olan çok yakın bir arkadaşım var. Politik görüşümüz çok farklı ama birbirimizi çok seviyoruz. Okuldan firar edip onun evinde çay sigara ve müzik eşliğinde sohbet etmek en büyük keyfimiz. Böyle günlerden birinde “Bende Selda’nın 70’lerde çıkmış bir kaseti var” dedi. Selda’nın söylediği türküleri utandıracak bir bakış açısı olduğunu bilmediğim yıllar. Heyecanla “Hadi dinleyelim” diyorum. Hiç beklemediğim bir şey oluyor. Ruhumu şahlandıracak bir ezgi. Selda’nın dolgun sesi ve gitarıyla sade ama yeri göğü sarsacak bir şarkı.
“Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim
Gel aslanım Mamak’tan
Erzincan’dan Kemah’tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan”
Düşmanlara selam gönderen bir şarkı. Sürekli ajite olan beni iyice ajite ediyor. Tabii sözlerin sahibini öğrenemiyorum o yıllar.
Enver Gökçe adını, Ahmed Arif ile ilgili o anlamsız polemikte duyuyorum. Ne yazık ki o beni can damarımdan vuran sözlerin sahibinin Enver Gökçe olduğunu internetten öğreniyorum o zaman.
Sahaftan şiir kitabını alıyorum ve başucu kitabım oluyor.
Niye böyle bir yazı?
Enver Gökçe şiiri ve politik mücadelesi hakkında sayfalarca yazılabilirken, sözü niye burasından tuttuk?
Sohbet yazıdan güzeldir ya da sohbet tadındaki yazılar güzeldir. Çay ve dost sıcaklıkları vardır içerisinde. Onlarca insanın onca anısı vardır böyle. Yabancılaşma oranıyla, diplere çekilir insan zihninde. Betonlara gömülen ömrümüz içerisinde, bizi biz yapanın üzerine atılan beton kabuğuna bir çizik atmak istedim. Çünkü Enver Gökçe biz olduğu için yaşıyor. Hala “Dost dost ille de kavga” diyerek sürdürüyor mücadele çağrısını.
Yukarıda düştüğüm nota geri dönelim. Biz olmak Enver Gökçe şiirinin yapı taşlarındandır. Komünist ve partili bir şair olma çizgisini ömrü boyunca sürdüren Gökçe, şairin kendisini ayrı bir yere koymasına karşı oldu her zaman. Şiirin amaçlaştırılmasının doğru olmadığını, şiirin bir mücadele aracı olduğunu bütün söyleşilerinde dile getirmiştir. Onun şiirinin belirgin özelliklerinden birisi de yerele de evrensele de aynı oranda hakim olmasıdır. Eğinli olması nedeniyle halk türkülerine oldukça hakimdir. Şiirlerine de yedirmiştir yer yer bu türküleri ama bu bir ezber ya da kolaycılık değildir. Hayatın içerisindeki gibi akar gider. “Döne döne ateş, döne döne madde” şiirini diyalektik materyalist bir açıyla şekillendirir. Yani onun şiirinde hiçbir şey gelişigüzel değildir. Aynı zamanda doğadaki sesleri, makine seslerini bile ustalıkla şiirine işlemiştir. “Kirtim Kirt” bunlardan birisidir. Aynı zamanda tarihe not düşmüştür ustalıkla.
“Faşistler camlara yürüdüler
Kürsüleri kırdılar höykürdüler
Tıteber şahımerdan
Tanrı dağı kadar Türk’tü bunlar
Hira dağı kadar Müslüman
Ve de kanlı bıçaklı düşman”
Öğretmeni alınmış kürsülere, makinelere, özgürlüğü yazan, dizen ellere selam göndermiştir. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda faşizme karşı tank tanka dövüşenler vardır dizelerinde. Biz olmadan ayın on beşinin ana dizi, kardeş dizi, yar dizinin güzel olmayacağını olanca yalın dile getirmiştir. Sözün özü yoldaşlar: Sansaryan Han’ın işkence tezgahlarına, “Yusuf ile Balaban” başta olmak üzere birçok üretiminin kaybolmasına, yaralarından irin akarken köyünde yapayalnız yaşamaya çalışmasına, huzurevi köşelerinde ömrünü tamamlamasına rağmen “İlle de kavga” demekten geri durmadı.
“Bir mermi de benden aslanım
Bir mermi de benden
Bir mermi de benden zafer topları
Mukaddes namlular
Daha gelmesin mi bahar
Daha gülmesin mi ağlayanlar”
Biz de, o gülünç, aşağılık, namussuz şeyler dışında herkese; en çok da sana selam olsun diyerek bitirelim.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!