Çiçek Özgen
Kapitalist sistemde kadınlar bir yandan ucuz işgücü olarak patronlar tarafından sömürülürken diğer yandan da özel alanı oluşturan ev içinde ücretsiz işçi olarak sömürülüyor. Ev içi sömürü kadının çalışıp çalışmamasından bağımsız olarak, toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden kadınların neredeyse bütününü kapsıyor. Yani kadın kamusal alanda çalışsa da ev içi sömürünün bir parçası olmaktan yine de kurtulamıyor.
Kadının toplumsal üretim sürecinin bir parçası olması ona kısmi bir “ferahlama” alanı açarken, sadece “ev kadını” olan kadınlarda şartlar çok daha ağır.
Bir meslek olarak görülmeyen “ev kadınlığı”, dolayısıyla sömürünün daha dizginlemez, daha yıkıcı boyutlarda ortaya çıkmasına neden oluyor. Çünkü bu durum kadının kendi başına katlanması gereken bir olguya dönüşüyor. Üstelik ev kadınlığı annelik gibi “kutsal”laştırılmış kimi vazifeleri de içererek kadına toplum tarafında da “görev” olarak sunuluyor. Bunun arka planındaki sömürünün farkına varamayan kadınlar tarafından zorunlu olarak içselleştiriliyor. Kadına asgari yaşamsal desteğin çalışan ve para getiren eş tarafından verilmesi, kadının kendi emeğinin farkına varmasını engelliyor. Üstüne bir de ekonomik kaygılar eklenince, kendi istek ve taleplerinden feragat eden bir “özverili” olma zorunluluğu ekleniyor. Evin içi de dışı gibi kadın için baskının, yalnızlığın, güvencesizliğin merkezi haline geliyor.
Sistemin sık sık özendirmeye çalıştığı annelik ve aile kavramı kadının erkeğe ve dolayısıyla ataerkil sisteme bağımlılığını, güvencesizliğini garantileyen kavram ve kurumlar olarak varlığını sürdürüyor. Aynı zamanda kadını sadece ailesinin bakımı için yaşayan bir varlığa indirgeyerek, birey olarak ruhsal ihtiyaçlarını yok sayıyor.
İBB’nin İstanbul Planlama Ajansı’na yaptırdığı ve İstanbul’daki ev kadınlarını odağına alan çalışma bu konuda önemli veriler sunuyor.
Kadınların kendilerine ait sosyal güvenceleri yok
Araştırmaya göre İstanbul’daki her beş ev kadınından biri çocuk yaşta evlilik yapmış. Ev işlerinde yükü tek başına üstlenmek zorunda kalan kadınların, çocuklara da tek başına bakma oranları oldukça yüksek. Kadınların yüzde 71’i çocuklara tek başına bakmak zorunda olduklarını söylüyor hatta sosyoekonomik koşulları kötü olanlarda bu oranın yüzde 90’lara çıktığı görülüyor. Kadınların çocuklarının ödevleriyle ilgilenme oranları ise erkeklerin 5.5 katı. Yani kadınların büyük kısmı tek başına çocukların bakımından ve eğitiminden sorumlu durumda. Evde bakıma muhtaç birisi olduğunda ise ev kadınlarının yüzde 66’sı bu sorumluluğu tek başına üstleniyor.
Araştırmaya göre ev kadınlarının yüzde 77’si eşleri üzerinden sigortaya sahip. Yani kendilerine ait bir sigortaları bulunmuyor ve sosyal güvenceye erişimleri eşlerine bağlı.
Sosyal hayatta yoklar
Araştırma ev kadınlarının sosyal hayata katılım oranlarının oldukça düşük olduğunu gösteriyor. Ev kadınların aslında kendilerine ayırdıkları bir zaman dilimi yok denecek kadar az.
Kadınların yarısından fazlası yaşadıkları yere göre İstanbul’un diğer yakasını henüz hiç görmemiş.
Kadınların yüzde 34’ü tatil yapmadığını, yüzde 48’i ise tatil olarak memleketlerine gittiklerini belirtmiş.
Verilere göre ev kadınlarının tiyatroya, sinemaya, konsere gitmek gibi sosyalleşme pratikleri ise çok düşük. Sinemaya gidenlerin oranı yüzde 12 iken bir konsere gitme oranı sadece yüzde 5.
Ev kadınlarının yarısından fazlasının en sık yaptığı faaliyet ise parka gitmek. Bu da onların tercih ve istekleri doğrultusunda değil de çocukları üzerinden seçtikleri oyun parkları. Bu kadınların yüzde 55’i kıt kanaat geçindiğini belirtiyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!