“Bak İşçi Tulumu Giymiş Umut”



Şimdi düşümüzü gerçeklikle buluşturup, bilinçle harmanlayıp mücadeleyle perçinleme zamanı. Gerçek umut burada…


Poyraz Soysal

Tarihin bazı kesitleri ilaç niyetine bir damla umuda susamışlığın tavan yaptığı süreçlerdir. Tarihin sınıflar mücadelesi olduğunun bilincinde olan bizler için, şaşırtıcı bir giriş olduğunun farkındayız. Sınıflı toplumun tarihi boyunca umut da yenilgi de zafer de kaçınılmazdır. Diyalektik düşünebilen bir insan için bu çok basit kavranabilecek bir gerçekliktir. Fakat mücadelenin işçi sınıfı ve emekçiler adına başarısız geçen dönemlerinde o umut Kaf Dağı’nın ardındaymış gibi görülür. Çünkü emekçiler politik öncüsünden ve kendi gücünün yakıcılığının farkındalığından uzaklaşmıştır. Yani elimizi uzattığımızda yakalayacağımız umudu başka yerlerde, çok uzaklarda aramaya başlarız. Bugün yaşadığımız seçim süreci tam da bu örneğin ete kemiğe bürünmüş halidir.

Politika ve Yaşamın Birbirinden Koparılması

Kötülüğün her türüne tanık olduk. Tarikatlarda istismar edilen çocuklar, şiddetin en alçakçasına maruz bırakılan kadınlar, bir dilim ekmek için ölüme gönderilen işçiler… Führerci rejim hegemonyası altında yaşayan halklara ettiği zulümle yetinmeyip dünyanın birçok yerindeki yangına körük oldu. O nedenle milyonlarca sığınmacı ucuz işgücü olarak, köle olarak bu topraklara göçtü. Şehirler yıkıldı. İş cinayetlerinin en korkunç şekillerine tanık olduk. Kürt halkına yönelik faşist zorbalık doruğuna ulaştı. 6 Şubat depremlerinde resmi rakamlara göre bile elli bin insanımız öldü. Günlerce yardım gitmedi bölgeye. Elbette bu kadar vahşet tepkisiz kalmayacaktı. İşçi sınıfı her fırsatta yeni grevlerle cevap verdi saldırılara. İsyan sokaktaki herhangi birisinin bile ani bir tepkisiyle kendisini dışa vurdu. Bu tepkiyi doğru yere kanalize etmeyi başaramadık ve tüm umut seçimlere bağlandı.

Peki sonuç niye sandığa yansımadı. Devletin ideolojik aygıtlarının en büyük başarısı, kitlelerin bilincinde politikayı yaşamdan koparmasıdır. Yani sistem kafa emeğinden kol emeğine, varını yoğunu sömürdüğü insanların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmasını istemez. O nedenle emekçilerin  politika ile ilişkisini günlük hayatın dışına çeker ve oy vermeye indirger. Artık kitleler için yerli araç SİHA yapılması politik ve gurur verici bir şeydir ama direkt politik bir sonuç olan depremin felakete dönüşmesinde “Şimdi siyaset yapacak zaman değildir” denir. İktidar da burjuva muhalefet de bu konforu tepe tepe kullanır. Son seçimde de öyle de oldu zaten. Bütün öfke ve isyan seçime kanalize edildi. Toplumun refleksleri elinden alındı. Düzene zarar gelmesin diye bütün kampanya ırkçılık ve ötekileştirme üzerinden yürütüldü. İnsanlar sağın yarattığı yıkıma isyan ederken başka bir sağ politikaya alet edilmeye çalışıldılar. Burjuva muhalefet ve onun rüzgarına kapılanlar için sonuç hüsran oldu. Evet zarlar hileliydi ama asıl neden bu değil. Bir sermaye partisi olduğunu, onun çıkarlarını öncelediğini her fırsatta gösterip emekçilerin yakıcı ihtiyaçlarına teğet geçersen, ırk ve din eksenli bir politika yürütürsen, kitlelerin bilincini bu şekilde biçimlendirirsen, politikanı da o kaygılar üzerine kurarsan, zaten benzer politikalarda mahir olan iktidarın şansı senden fazla. Ekmeğin yanına özgürlüğü, emekçilerin bir arada yaşama bilincini koymadığın sürece rakibinin kötü bir karikatürü olmaya devam edersin.

Dostça Bir Eleştiri ve Umuda Bir Adım Bir Adım Daha

Burjuva muhalefetin, herkesin bildiği özelliklerini saydık. Ya biz? Kitlelerin umudunun bu kadar kolay yanlış yerlere kanalize olmasında günahımız yok mu? Ya bütün politikasını bu seçim sürecine endeksleyen, yarın yüz yüze bakacağı dostlarına bu nedenle ağır eleştiri getirenler? 1 Mayıs’ı 1 Mayıs alanında kutlama umudunu bile seçim sonrasına erteleyenler? Kendi işkollarında mücadeleyi yükseltmek yerine partilerin emek kolları gibi seçime hazırlanan ve hiçbir özeleştiride bulunmayan sendikalar?

Bu sürecin bir bütün halinde sorgulanmasına, ondan dersler çıkarılmasına ihtiyacımız var. Zira depremden zarar gören emekçilerin ihtiyaçları bile seçim sürecinin gölgesinde kaldı. Biz boş bıraktığımız alanları nasıl doldurabileceğimizin yollarını daha inatçı bir şekilde aramalıyız. Sürece dair herkes, her kurum, her kişi durup düşünmeli. Lenin yoldaş yine haklı çıktı. Yenilgi yılları gerçekten iyi bir okul. Yenilgi yıllarında yenilmemek de bizim en büyük özelliğimiz. Çünkü en fırtınalı yıllarda “Bir adım, bir adım daha” yürümeyi en iyi biz biliriz.

Portekiz Komünist Partisinin mücadele deneyimlerinden damıtılan “Yarın Bizimdir Yoldaşlar” romanında şöyle bir pasaj vardır: “İnsan her şeyden önce düş kurma özelliğine sahiptir. Tarihte yapılan tüm güzel şeylerin temelinde, bizim yapabileceğimiz bütün güzel şeylerin temelinde, tüm kahramanlık ve yiğitliklerin temelinde; her yerde ve her zaman düş vardır. Hepimiz düş kurarız dostum, hepimiz. Bazı kişilerin başkalarının teri ve kanıyla yaşamayacağı, çocukların makineli tüfeklerle biçilmeyeceği, insanın özgürce soluk alacağı bir dünya düşleriz. Bu düş kavgada acılara katlanacak güç verir.”

Şimdi düşümüzü gerçeklikle buluşturup, bilinçle harmanlayıp mücadeleyle perçinleme zamanı. Gerçek umut burada. Göğü zapta çıkan Paris komünarlarından  kardeşçe ve onurlu bir yaşamın var olduğunu kanıtlayan Gezi direnişçilerine; her adım bunun göstergesi değil mi? Yarattığımız dünyayı biz değiştiririz elbet. Çünkü “İşçi tulumu giymiş umut”