Asgari ücret “ara zammı” için sergilenen tiyatronun ikinci perdesi bugün!



Bir tiyatro olduğunu dünya alemin bildiği Asgari Ücret Tespit Komisyonu bugün ikinci kez toplanıyor. İşçi sınıfının söz söylemediği bu tiyatronda temmuz ayında yapılacak ara zammın ne olacağını patronlar ve hükümet cephesi zaten açıkladı: Resmi enflasyon oranı. Üstüne belki Erdoğan’ın bir parça lütfu eklenir!


Asgari Ücret Tespit Komisyonu temmuzda yapılacak ara zam için bugün ikinci kez toplanıyor. Bu toplanmaların bir çeşit ortaoyunu olduğunu artık herkes biliyor. Gerek hükümet gerekse patronlar cephesinden yapılan açıklamalar yapılacağı söylenen artışın ne olacağını üç aşağı beş yukarı gösteriyor. Hepsi ağzını resmi enflasyon oranlarıyla açıyor, kurdaki hareketlilikten yola çıkarak “bizim paramız Türk Lirası’dır” hatırlatması yapıyor.

TÜİK ise seçim rüşveti olarak sunulan 1 aylık bedava doğal gaz faturasını enflasyon hesaplamasına yansıtarak aylık artışı yüzde 0,04, ocak-mayıs arasındaki 5 aylık artışı yüzde 15,2, yıllık arışı da yüzde 39,59 olarak belirtmişti. TÜİK’in bu resmi manipülasyonunun asgari ücret ara zammına yansıyacağı biliniyordu.

Mayıs ayı açlık sınırının yani 4 kişilik bir ailenin düzenli ve sağlıklı beslenebilmesi için gerekli harcama miktarının 10 bin TL’yi geçtiği, gıda ve tüm ihtiyaçların toplam maliyeti olan yoksulluk sınırının 35 bin TL’ye dayandığı bu koşullarda bir önceki Çalışma Bakanı Vedat Bilgin’in asgari ücret için vadettiği 500 dolar şimdi hem hükümet hem de patronlar cephesinden “olur mu öyle şey” manasına gelen tepkilerle karşılanıyor.

Patronların TÜİK’in enflasyon verilerine işaret ettiği, kurlardaki bu oynaklık koşullarında asgari ücretin dolara endekslenerek belirlenmesine ateş püskürttüğü bu koşullarda hükümet cephesinden noktayı çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz koydu. Ara zam oranının belirlenmesinde enflasyonun baz alınacağını belirten Yılmaz, “Özellikle enflasyon konusunun çok önemli, öncelikli olduğunu belirtmek isterim. Bir taraftan enflasyonu düşürmeye dönük politikaları hayata geçirirken, diğer taraftan enflasyonun etkilerini geniş toplumsal kesimlerde en aza düşürmeye dönük politikalarımızı da hayata geçireceğiz” dedi.

Yılmaz, bu “belirsiz” söylemini 500 dolar vaadinin yerine getirilemeyeceğini ilan ederek netleştirdi. Ona, dolayısıyla patronlara göre mesele “Dolar yerinde durmuyor her gün farklılaşıyor. Biz TL konuşmak durumundayız” şeklindedir.

Dolar bazlı ücret planlamasını reddettiğini belirten İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de Yılmaz’la aynı tonda konuşarak artışın resmi enflasyon dikkate alınarak yapılmasını buyurdu.

“Asgari ücret tespit komisyonu bugüne kadar dolar bazlı bir belirleme yapmadı. En makul beklenti 6 aylık TÜFE’yi dikkate almak. Refah payı gibi artışlar yıldan yıla değerlendiriliyor. Bizim beklentimiz bu 6 ayın sonunda TÜFE oranında bir artışla sürecin tamamlanması”.

TİSK Başkanı Özgür Burak Akkol daha baştan sınırı çizmişti zaten.  Eski Bakan Bilgin’in “50 dolar” açıklamasına ilişkin, “Bakan orada temennisini belirtiyor. Türkiye Cumhuriyeti’ndeyiz. Asgari ücret Türkiye’de başka para birimiyle belirlenmiyor. TL konuşacağız. Komisyon her şeyi dikkate alıyor, asgari ücret belirlenirken 100’den fazla parametre değerlendiriliyor olacak. Burada bir iyi niyet var” demişti.

Kısacası asgari ücret artışı için yapılan tiyatroda aynı rolü oynayan iki aktör var: Patronlar ve onların temsilcisi hükümet!

En az 8 milyon işçiyi doğrudan, milyonlarca emekçiyi dolalı olarak ilgilendiren asgari ücret artışı konusunda söz söylemeyen tek adres ise işin asıl muhatabı olan işçi sınıfı. İşçileri temsilen masada oturan Türk-İş başından beri devlet koridorlarındaki kulis faaliyetlerine, Erdoğan’ın inayetine bel bağlamış pozisyonuyla bu ikilinin  (patronlar ve hükümet) kurduğu üçgen masanın diğer ayağı olmaya dünden razı gözüküyor. İşçilere “asla kabul etmeyiz” efelenmeleriyle yaptığı açıklamaların sınırının “masadan kalktık” diyerek ruhunu kurtarmak şeklinde olacağını herkes biliyor.

DİSK desen daha bugün resmi bir açıklama yapacak. “Asgari ücret değil toplu sözleşme” dediği halde, bu doğruya uygun herhangi bir adım atmadan yapılacak bu açıklamanın da havanda su dövmekle özdeş olduğunu söylemeye gerek yok.

Sonuç itibariyle asgari ücret TÜİK’e yaptırılan enflasyon manipülasyonuna ek olarak Erdoğan’ın lütufkarlığına kalmış bir mesele olmuştur çoktan. İşçi sınıfının kendisi için yazılan hikayeye seyirci olarak atandığı bu tiyatroların son bulmasıysa yine kendisinin kendi sınıf çıkarları için örgütlü mücadele yürütmesiyle mümkün olabilecektir. İşte o zaman ssgari ücreti grev hakkının da olduğu toplu sözleşme süreci olarak ele alacaktır.