Poyraz Soysal
“Sevdanın güzelliğinde
Canın cana hasretinde
İnançlı yürekleriyle
Kavganın ateşlerinde
Yananlara
Selam olsun”
Şiirleri, türküleri, semahları, sevdaları ve hayalleriyle gelmişlerdi Sivas’a. Pir Sultan’ı anacaklardı can cana.
Yıllar sonra yine Sivas’talardı işte. Şehrin sessizliği şaşırtmıştı onları. Tek tük sataşmalar olsa da can sıkıcı bir şey yoktu. Faşistlerin provakatif bildirileri haricinde. Sivas Pir Sultan’ı soluyordu. 2 Temmuz sabahı güneşi doğduğuna utandıracak gelişmelere gebeydi.
Maraş’tan, Çorum’dan bildiğimiz kanlı tezgah bir kez daha sergileniyordu. Faşist gazetelerin kışkırtmalarına Cuma namazından çıkıp kültür merkezine yürümeye başlayan güruhun vahşi sloganları ekleniyordu.
Nereden geldiği malum kişilerin katılımıyla kalabalıklaşan güruh, kültür merkezine saldırıya geçti. Mızrap tutan eller gerektiğinde sopa tutmasını da biliyordu ve gelen güruha hak ettiği cevabı vererek onları püskürttü. Katliamın planlı olduğunun bir kanıtı olarak, o güruh daha az kişinin bulunduğu otele yöneldi ya da yönlendirildi. Bugün omurgasızlığın en akla hayale gelmez bir örneği olarak muhalif lider diye pazarlanan Temel Karamollaoğlu Sivas Belediye Başkanıydı ve ne hikmetse yıllardır kaldırım çalışması yapılmayan otelin sokağında boşta duran kaldırım taşları vardı.
Otel önündeki güruh ağzından salyalar saça saça büyürken, Erdal İnönü saatlerce insanları oyalıyordu. Saatler içerisinde ortaçağı aratmayacak bir vahşetle otel ateşe veriliyor, dünyanın gözü önünde 33 aydın katlediliyordu.
Saatlerce otelde rehin alınan aydınlar ise, dışarıdaki güruha inat son ana kadar dayanışmayla, umutla ve onurla direndi. Nesimi Çimen “Biz 1965’lerden alışığız, birazdan dağılırlar” diyordu. Dışarıdaki vahşete inat, son umutlarını ve yiyeceklerini birbirleriyle paylaşacak kadar taviz vermediler insan onurlarından.
Ertesi gün cumhurbaşkanı Demirel’den başbakan Çiller’e devlet katilleri aklıyor ve katliamı sahiplenmiş oluyordu.
Sürece Dair
90’lı yıllar rejimin bitmeyen yapısal krizinin derinleştiği, 12 Eylül’ün toprağının yavaş yavaş atıldığı, sınıf ve öğrenci hareketlerinin yükseldiği, devrimci yapıların toparlanmaya başladığı ve Kürt halkının tarihin akışına damga vurduğu yıllardı. Rejim içerisinde bulunduğu ekonomik ve politik krizi aşabilmek için topluma zor gücünü sürekli gösteriyor, daha da sıkışırsa kanlı katliamlara başvuruyordu. Sivas Katliamı da bu sürecin utanç verici bir parçasıydı. Ermeni kırımından Yahudi pogromuna, 6-7 Eylül’den Maraş’a sürekli devreye soktuğu kanlı katliam ve çökmelere, her başı sıkıştıkça başvurmaktaydı. Bu iklimi sürekli canlı tutmayı başarıyorsa, çuvaldızı biraz da kendimize batırmanın vakti geldi demektir. O 100 yıldır elindeki dini ve ırksal fay hatlarını kokuşmuş söylemlerle harekete geçirebiliyorken bizim insanca yaşam talebimizin her gün daha gerilere itilmesi hepimiz için düşündürücü olsa gerek.
Unutmamak Yeter mi?
“Kalanlar ölenlerin ardından şiir yazar” demişti Metin Altıok otel merdivenlerinde, elinde bir kırık fırça sapıyla beklerken. Yazıldı elbet. “Sen bu şiiri okurken belki ben başka bir şehirde ölürüm” demişti Behçet Aysan. Hüzünle ve sizi bizden koparanlara yönelik öfkemizle anıyoruz hepinizi.
“Yine gönlümüz hoş değil” unutmamak, onları türkü türkü şiir şiir anmak önemli. Peki yeterli mi? Yıllarca Madımak Oteli’nde et pişirilmesinin utancını neremizde taşıyacağız? Bugün ölümsüzlerimizi anmamız bile polisin koyduğu sınıra tabi olabiliyorsa, herkesin bir durup düşünmesi gerekmiyor mu?
Deprem felaketi sonrası bile düzen insanları göçmen yerli, Alevi Sünni diye ayrıştırabiliyorsa bir şeylerin değişmesi gerekmiyor mu? Irkçılık, dinsel gericilik bugün birçok kesimin hayatını etkiliyor ve işçi sınıfında bile benimseniyorsa ne yapmalı? Bunlar karamsar cümleler değil, hesaplaşarak tarihin akışına yön vereceğimiz gerçekliğimizdir. Bir daha yeni Madımaklar yaşanmasın diye somut adım ve yeni fikirlerle donanmanın zamanı geldi de geçiyor. Barbarlığın hükmünü sona erdirecek, tarihin utanç sayfalarını hak ettiği yere götürecek biziz.
“Pir Sultanım dostlar yardım etmez mi
Mazlumlar bağında bülbül ötmez mi
Gayrı çektiğimiz yetmez mi
Kalkalım bakalım nicolursa olsun”
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!