Faşist saldırıyı duyduğunda, çevresinde ulaşabildiklerini de yanına alarak Gazi Mahallesi’ne koştu. Gözüpek bir sakınmazlıkla atıldı kavgaya. 13 Mart’ta göğsünden aldığı bir kurşun yarasıyla düştü bedeni toprağa.
“…Filiz olsun benim örgütteki adım” dedi heyecanla. Coşku doluydu, içi içine sığmıyordu. Rastgele atıyordu adımlarını, ilk defa etek giymişti ve nasıl yürüyeceğini bilmiyordu. ‘Etek giymesem olmaz mı? Kendisi yanıtladı sorusunu: ‘Hayır. Ev sahibine hanım hanımcık bir görüntü verebilmeliyim.’ Evin korunması, giriş çıkışların düzenlenmesi, komşularla ilişkiler üzerine sohbet ederek yürüyorduk. Selçuk yoldaşla birlikte evi tutmaya gidiyorlardı.”
İşçi-emekçi semti Derbent’ten işçi sınıfı devrimciliğine; ataklık ve kavgacılıktan sınıfı kavgasına; kararlılık ve zulme karşı isyandan AFMK’lara (Antifaşist Mücadele Komiteleri)… Yaşadığı gibi öldü. Antifaşist Gazi Direnişi’nde, hep olduğu gibi ön saflarda… Militan, savaşçı ve devrim yolunda…
Zeynep yoldaş devrimci bir aile ve çevre ortamına doğdu. Çocukluğundan beri devrimcileri, komünistleri tanıdı. Ortaokul çağında, artık kendisini TİKB’li sayıyordu. O büyüyüp geliştikçe örgütlü TİKB’yle bütünleşti; daha ileri görevler için öne atıldı.
Çocukluğunu bilen eski yoldaşlar onu, ailedeki lakabı olan “Pırçe” diye çağırırlardı. Bu, dağınık, yola gelmeyen anlamında kullanılırdı. Gerçekten de Zeynep yoldaş, hiçbir kaba sığmaz, hiçbir yatakta akamayacak kadar deli dolu bir nehirdi ilk gençlik yıllarında. Örgütünün mahir eli, bu kadar canlı, açık ve boyun eğmez kişiliği, işçi ve emekçi özü yoğurdu. Onu devrim okyanusuna akacak sınır tanımaz bir derecik haline getirdi.
Emekçiydi. O işten bu işe koşardı, Birilerini örgütler, içtenliği ve devrimci kişiliğiyle hemen çevresine toplardı gençleri.
Militandı. Sanayi Mahallesi, Gültepe, Çeliktepe, İstinye, Pınar Mahallesi… Boğaz’ın bütün sokakları ezbere tanırdı onu.
İnisiyatifliydi. Nerede bir direniş, kitle gösterisi varsa oradaydı. Eylemlerin tanıdık yüzüydü. Yolunu kendisi açar, ön saftakilerin geridekilere ilham ve cesaret veren soluğu olurdu.
Gelecekti. Yeni çağın çocuğuydu Zeynep yoldaş. Devrim ve sosyalizm kavgasında safını tereddütsüz belirleyen bir sıra neferi… Gelecek kuşaklara militan soluğunu ve savaşçı kişiliğini bırakan bir gelecek.
Zeynep Yoldaş Ölümsüzdür!
Devrim ve Sosyalizm Kavgasında Yaşatacağız!
[TİKB’nin merkezi yayın organı Orak-Çekiç’in, 86. sayısından alınmıştır]***

Zeynep’imin güçlülüğünden korkuyorlardı
Zeynep bir saniyesini bile boş geçirmezdi. İşten gelir Pir Sultan’a giderdi. Ya da başka bir işini halletmeye. Ona, “Yoruluyorsun” dediğimde, “Senin ne kadar çok işin varsa benim de o kadar çok işim var” derdi.
Bundan sonra devrimcileri daha çok seveceğim. Zeynep bir gece iki yoldaşını gizlemek için bize getirmiş, karşı daireye sokmuş. Benden gizli yatak, yorgan götürmüştü. Ben de arkadaşlarını gördüğümü, onları eve getirmesini söyledim. Ondan sonra çocuklarımla (yoldaşlarımla) dost oldum.) Zeynep, “Ben ölsem bile sen daha sonra yoldaşlarımla savaşa devam edersin” derdi. Ben asla mücadeleyi bırakmam. O bir yere gittiğinde hep korkuyordum. O bana hep, “Ben ölürsem cenazemi arkadaşlarıma (yoldaşlarıma) verin, onlar nasıl yaparlarsa yapsınlar” derdi. Uysaldı.
Bir çantam vardı, benden hep onu isterdi. Onun içine Alınteri bildirilerini vb. koyardı. Büyük olduğu için de bu çantayı çok severdi. Daha çok bildiri koyabiliyormuş.
Devrimcilerden hiç nefret etmedim, onları severim. Sizinle birlikte ölüme giderim. Zeynep kadar olmasa da yardım ederim. Zeynep’i devrimci olduğu için öldürdüler. Gazi Mahallesi’nde hep çocuklarımıza saldırdılar. Amaçları oradaki olayların büyümesini önlemekti. Bunu korktukları için yaptılar. Susturmak için yaptılar. Ama susturamadılar. Saldırdılar. Karşılığını barikatlarla aldılar. Orada devlet değil halk, yani bizler kazandık.
Faşist devlet devrimcilerden korkuyor. Devrimcilerin halkın içine girmesinden, onları örgütlemesinden korkuyor.
Şaban (Budak) yoldaşın cenazesinde de gözaltına alınmıştı. Orada da herkese saldırmışlardı. Zeynep’imin güçlülüğünden korkuyorlardı.
Zeynep’in katili polistir. Dün morga gittim. “PKK yapmış bunları” diyordu polisler. Ben de, “PKK bizi vurmaz, hem niye vursun ki? Ben de Kürdüm, ben de ezilenim. Katil sizsiniz, kontrgerilladır, devlettir” dedim. İçeri sokmuyorlardı. Bekledik, bekledik almadılar. Onlar düşmandır. Bunları yapanları kınıyorum. Her an pusuda bekliyorlar. Devrimcilerin kendilerini korumaları lâzım.
Önce Alevilerin evlerine saldırdılar. Cemevi’nin çevresinde Alevilerin gittiği kahvelere saldırdılar. Faşistlerle polisler birlikte davranıyorlar. Gece eyleme biz de gittik. Çok güzeldi. Halk artık isyan etti. Halk bu acılara, zulümlere dur demek için sokaklara döküldü. Artık insanlar orada korkmuyordu. 90 yaşındaki dedeyi bile sandalyeye çivilediler.
Maraş’ta da aynı şeyi yaptılar. Aleviler devrimcileri sever zaten. Kendisi de baskı gördüğü için. Hiçbir zaman faşistleri sevmezler. Şiddeti sevmezler, ama böyle olunca halkın yapabileceği fazla bir şey yok. Faşistler Sivas’tan sonra bildiri dağıtmışlardı: “Bu ilk eylemimizdi. Daha arkası gelecek.” İşte yaptılar. Devlet onlara müsamaha göstermese hiçbir şey olmaz. Devlet yapıyor bunların hepsini. Hepsinin suçlusu odur.
Halktan korktuğu için silah kullanıyor. İnsanlar bir yerde açlık bir yerde baskı altında. İnsanlar artık son nefesine gelmiş. Devlet devlet oldukça halk onların karşısında olacaktır. Küçükköy – Gazi halkı çok daha bilinçli. Hep cenazeler gidip geliyordu. Bu sırada da haklıyı haksızı öğrendi halkımız. Onlara günlerini göstereceğiz! Halkımız korksa sokaklara dökülmez. Ne panzerden ne silahtan korkar. Ya insanların hakları verilir ya da bu şiddet devam eder, bütün gece olaylar devam etti. Bu zulüm, bu zamlar devam ederse isyan eder. Bu olaylar devam eder. 3 milyon alan bir insan daha ne yapsın, savaşacak tabii. İnsanlar önder arıyor kendilerine. Susan halk da korkaktır. Ama daha sonra onlar da gelecektir yanımıza. Biz analar hep arkada kalıyorduk. Hiç korkum kalmadı artık. Savaşacağım!
Korkmuyoruz. Ölümse ölümdür. Benim gibi herkes düşünsün.
[Annesi Türkmen Poyraz Zeynep’i anlatıyor]***

Zeynep’imle gurur duyuyorum
“Zeynep’im duyarlıydı, o küçücük yüreğine ne sevgiler sığdırdı bilir misiniz? Irkçılığa, ayrımcılığa karşı yurtsever, pırıl pırıl bir gençti. Alevi olduğumuz için bizimle konuşmayan insanlarla bile mükemmel bir diyalogu vardı. İşte böyle birini vurdular” diyor Cemal Poyraz.
“Baba çabuk kalk, uyumanın sırası değil. Gazi Mahallesi’nde kahvelerimizi taramış, insanlarımızı öldürmüşler. Oraya gitmeliyiz. Halk sokağa dökülmüş. Bu insanların yanında olmak zorundayız. Amcam ve halamlar da korkmuşlardır şimdi. Onlara da uğrarız” diye babasını yatağından kaldırıyor.
“Gitme demenin bir anlamı olmazdı. Çünkü Zeynep karar vermişti. Bir görgü tanığının ifadesine göre, inşaatın tepesinden bir polisin açtığı ateş sonucu vurulup yere düşüyor. Arkadaşları onu almak istiyor, ancak polisler izin vermiyorlar. Sonra halkın püskürtmesi sonucu polis geri çekilirken Zeyno’mu kurtarıp taksiyle hastaneye götürüyorlar.”
“Ben de Gazi’ye gitmek isterdim. Ama işim çoktu. Yoksa kızımı tek bırakmazdım. Beraber olsaydık belki onu çabuk kurtarırdım.”
“TİKB bayrağına sardıklarını görmedim… Bir siyasetin sempatizanı olup olmadığını bilmiyorum. Gençtir, olabilir de. Bunun yadırganacak bir tarafını görmüyorum. Sınıf mücadelesine inanan biriydi Zeynep. Babası olarak ben bunları biliyorum ya, bu da bana yeter. Zeynep’imle her zaman gurur duydum. Şimdi de duymamam için bir neden yok!”
[Bu yazı 3 Nisan 1995 tarihli Cumhuriyet gazetesinden Zeynep’in babası Cemal Poyraz’la yapılan röportajdan alınmıştır.]***

Zeynep kırmızı ipekle yolculandı
“Gitmeden Sündüz gelinle şakalaştı, yanaklarını sıktı, okşadı, öptü.
Sündüz’ün kaynanası Hacı Kadın’a annesinin pazardan aldığı pijamalardan biri verdi gizlice. Bakkalı aradı, ikinci defa annesine haber verdi, ‘gidiyorum’ dedi. Ve çantasını kaptığı gibi Gazi’ye koştu.
O günün akşamında Sarıyer’in mavi kıyıları Zeynep’in şen kahkahalarıyla çınladı. O gün Marmara’nın kıyısında kurşun yine esmer yüzlere sıkıldı.
‘Menekşe Hanım’ diye takıldığı annesi onu elleriyle yıkadı. Kızına Kürtçe ağıt yaktı. Beyaz kefenin üstüne kırmızı ipek sardı. Soranlara, ‘Alevilerin, devrimcilerin kanıdır’ dedi.
Bir darbenin içine, 12 Mart’a doğdu Zeynep. 13 Mart’ta üniformalıların kurşunlarına hedef oldu. Çok az insanın eceliyle öldüğü bir ülkeye doğmuştu.
Adli Tıp’tan çıkan otopsi raporu haber ajansına genç kızı şöyle geçti: Adı Zeynep Poyraz. Sırt bölgesine isabet eden tek kurşun. Atış, bitişik atış mesafesi dışında yapılmış. Üzerinde mermi çekirdeği bulunamadı.
Ailecek oturuyorlardı, televizyon olağanüstü durumu alt yazıyla geçti. Gazi’de kahveler taranmıştı. Zeynep annesini uyandırdı; ‘Kalk gidelim, Gazide isyan var’ dedi. Zeynep’in ailesiyle birlikte üç aile iki arabaya doluşarak çoluk çocuk Gazi’ye gittiler.
Herkes Cemevi’nin önünde toplanmıştı. ‘O gece geç vakte kadar kaldık orada, sabaha doğru eve döndük’ diyor anne Türkmen Poyraz. Ertesi gün Zeynep, Hasan amcısını televizyonda gördükten sonra ailesinin Mecidiyeköy’de işlettiği bakkala telefon ederek Gazi’ye gitti.
Amcasının evinde yemeğini yedikten sonra çantasını bırakıp çıktı. Aradan yarım saat geçmemişti. Sağ göğsünün üzerinden giren kurşunla yere yıkıldı. Kız arkadaşı üstüne kapandı. Özel bir arabayla mahalle dışına çıkardılar. Guraba’ya doğru yola çıktıklarında Zeynep kurşuna yenik düşmüştü.
Ölümünden iki gün sonra ÖSS kağıtları gelen Zeynep, ilkokulu Nişantaşı ve Derbent’te okudu. Annesi o zaman kapıcı, baba Profilo’da işçi. Öğretmenler velileri toplar. Okula bakımsız ve kirli gönderilen çocukların kapıcı çocukları olduğunu söylerler bir gün. Gülten Dayıoğlu, Zeynep’i kolundan tuttuğu gibi ortaya çıkarır. ‘Bu bir kapıcı çocuğu’ der öğretmenlere.
‘Filistin gibi ellerinde bir tek taş vardı çocukların. Çocuğun kültür değerlerine sahip çıkıyordu’ diyor anne Türkmen Poyraz. Kurşun sıkanların Sünniler değil devletin kendisi olduğunu söylüyor. ‘Biz kardeşçe yaşamak için her türlü hakkımızı dile getirdiğimizde katlediliyoruz’ diyor.
Mecidiyeköy’deki dükkânlarında ailesine yardım eden Zeynep’in ölümüne semtteki Musevi, Yahudi, Laz, Sünni bütün müşteriler gözyaşı döküyor. Zeynep, annesinin deyimiyle “şehit düştüğü Gazi”ye gömülüyor, diğer altı kişiyle beraber.
Zeynep’e orak çekiçli bir cenaze töreni yapılıyor, sloganlar atılıyor. Ben emekçi olduğum için o bana saygı duymuştur. Orak-Çekiç emekçileri simgeliyor, ezilenlerin işareti. Çocuğumun bu işarete saygı duyması normaldir. Bir anne olarak ölünce de saygı duyarım kızıma.’
Zeynep, kurban bayramında Şaholar Köyü’nün pikniğine gidecekti. Bakkal işlerinden fırsat bulursa ailesini Sarıyer’deki Urfa Kebapçısı’na götürecekti. Baskıları, katliamları, korucuları anlatan oyunu oynayacaklardı belki yine. Ve belki geçen yılki gibi, ‘Bugün orada olan yarın burada olur’ derken ağlayacak, cümlesini tamamlayamayacaktı.” [14 Nisan 1995 tarihli Yeni Politika’dan alınmıştır]
* Yazılar, “Gazi Direnişi: Taş, Yürek, Barikat…” başlığıyla Öz Basım Yayım’da 1995’te yayınlanmıştır
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!