Türkiye’de seçim süreçleri özellikle 2018 seçimlerinden bu yana dibe doğru yarış özelliği kazandı. Kendisiyle birlikte toplumu da insanı da çürüten bir sistemin evrimi yatıyor bu yozlaşmanın temelinde. Toplumsal çürümenin büyüklüğü ölçüsünde derinleşen umutsuzluk ve kayıtsızlık ortamında öyle şeylere tanık olur hale geldik ki, insan şaşırma ve iğrenme duygularını büsbütün yitirmekten korkuyor.
Düşünün, çürümüş medya düzeninin en çürümüş isimlerinden biri olan Nagehan Alçı gibi biri bile “Siyasetten de siyasetçiden de tiksinir hale geldik” deme hakkını kendinde görebiliyor. Medyanın kirlenmemiş isimleri arasında yer alan Banu Güven-Kemal Göktaş ikilisi ise “Kirlenmedik ne kaldı” diye soruyorlar…
Ne yazık ve ne acı ki, sahnede sol’u temsil iddiasıyla yer alanların çoğu da bu çemberin dışında değil. Türkiye devrimci hareketinin yarattığı değerlerin arsızca sömürülmesi yetmezmiş gibi sosyalizm ideali tanınmayacak hale sokulup ucuzlatılıyor. Dostça uyarı ve eleştirilere kulak verip dikkate almak şurada dursun, hayatın kafalara vurduğu gerçekler bile pişkinlikle karşılanıyor.
Sosyalizmi de devrimci değerleri de ayağa düşüren tercih ve tutumlara meşruiyet kılıfı geçirebilmek için sergilenen atraksiyonlara, başvurulan demagojilere baktıkça insanın aklına Marksizmi tanınmaz hale sokan şarlatanlara duyduğu öfkeyi “Eğer bunlar Marksistse ben Marksist değilim” haykırışıyla dile getiren Marx geliyor.
Düşünebiliyor musunuz, “sosyalist” olduğunu iddia etmekle de kalmayıp Türkiye soluna ayar verme hakkını kendinde görebilecek kadar büyük bir kibirle hareket eden TİP’in Başkanı, aday olduğu Gebze’de, herkese şirin görünme şovları kapsamında Türk-Metal gibi kemik bir faşist sendikanın şubesini ziyarete gidip mafya tipi sendikacılığın sembol isimlerinden Pevrul Kavlak için taziyede bulunabiliyor!..
Aynı TİP, Hatay’da sırf ön alıp kendini göstermek hesabıyla sol gruplar arasındaki ittifak arayışlarına sırtını dönüp Gökhan Zan gibi hayatında sosyalistlere selâm verdiği dahi şüpheli birini “sosyalist alternatif” adına aday gösterebiliyor. İlkeden-ölçüden yoksun bu küçük esnaf uyanıklığı iç yüzünü erken kusup elinde patlayınca işi yine arsızlığa vuruyor; “Sütte leke olur, TİP de olmaz” türü tekerlemelere sarılıyor. “Haysiyetimizde, ilkelerimizde inat edeceğiz” edebiyatı eşliğinde ahlâk ve ilke abidesi kesilmeye kalkabiliyor!..
Hatay Defne’de TKP’nin gösterdiği aday TKP’li değil TİP’in adayı TİP’li değil. İkisi de sırtlarını ilçenin güçlü ailelerine yaslamışlar. İkisinin de belediye meclisi listelerinde daha önce CHP’den aday adayı olmuş ya da DSP’li isimler boy gösteriyor. Ama sabah-akşam esip gürleyen TKP sekreteri Kemal Okuyan’a inanacak olsak “CHP ve DEM Parti’yle yan yana gelmemek partilerinin kırmızı çizgisi”!..
Yerel yönetimlerde koltuk ele geçirmeyi farklı söylemler altında fetişleştiren bu sandık tapınıcılarının bir diğer ortak özelliği de pişkinlik ve demagojide sınır tanımamaları! Siz onlara, “Merkezi iktidar burjuvazinin elinde olduğu sürece yerel yönetimleri ele geçirmenin anlamını ve oynayabileceği rolü abartmak reformizmin en ucuz biçimlerinden biri olan ‘belediye sosyalizmi’ zeminine savrulmak anlamına gelir” diyorsunuz, bu temelde uyarıp eleştiriyor, sosyalizmi bu denli sulandırıp yozlaştırmamaları gerektiğini hatırlatıyorsunuz. Onlar tartışmayı konunun bu özünden olabildiğince uzağa çekme yarışına girişiyorlar.
İçlerinden bazıları sanki şimdiden büyük başarılar kazanmış edalarında “meyve veren ağaç taşlanır” havalarına giriyor, öteki kalkıp bu oportünizmi “sol kendi mahallesinin dışına çıkmalı” demagojisinin boğuntusuna getirmeye çalışıyor. Bir başkası çıkıyor, “Önceki tarihimizde sosyalist bir kitle partisinin ne ve nasıl olduğunu tartışmamıştık. Oysa bugün hem partimizin kitleselleşmesinden başka bir seçenek olmadığını düşünüyoruz hem de öte yandan kendimizi kozamıza kapatmak yerine sınıfın içinde örgütlenmeyi öne çıkarıp bütün halk kesimlerinin ilgisini, sempatisini, desteğini kazanmaya çalışıyoruz. Bunun için de ülkenin muhalefette olduğu düşünülen yarısı içinde kalmayı kabul etmeyip öteki yarısını da kazanmayı amaçlıyoruz (…) Yalnızca Türkiye İşçi Partisi’nin 68 il sınırlarında, 711 bölgede seçime girip yaklaşık 3000 belediye meclisi adayı göstermiş olması, sosyalist hareket için başlı başına önemli olduğu gibi, öteki sosyalist partilerin gösterdiği adaylarla birlikte, ilk kez bu düzeyde bir seçim dönemi yaşıyoruz” (*) masalları anlatıyor.
Siz istediğiniz kadar, “Meselenin özü, daha doğrusu tartıştığımız ve eleştirdiğimiz konu bu mu?” sorusunu merkezleştirmeye çalışın. Frenler patlamış bir kere, muhataplarınız artık başka bir boyuta geçmiş, başka tellerden çalıyor.
*****
Sol’u, sosyalizmi ve devrimci değerleri ayağa düşürmenin örnekleri anabildiklerimizle sınırlı değil elbette. Üstelik bu eksen kaymasının, ölçü-ayar bozulmasının her gün yeni bir icraatı çıkıyor karşımıza. Burjuva siyaset tarzına ve burjuva siyasetçilere özgü atraksiyonlar zincirinin -şimdilik- son halkasını DEM Parti bileşenlerinden SYKP yaşattı. SYKP İstanbul İl Örgütü, 27 Mart günü sosyal medya üzerinden yaptığı bir duyuruyla DEM Parti’nin aday gösterdiği İstanbul’da düpedüz Ekrem İmamoğlu’nun desteklenmesinden yana tavır deklare etti.
SYKP’nin çizgisi ve bugüne kadarki siyaset tarzına dair söylenecekler bir yana Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında da sadece SYKP’nin değil bileşenlerinden biri olduğu Yeşil Sol Parti’nin de Kılıçdaroğlu’nun arkasında mevzilendiğini düşünecek olursak ‘yeni’, dolayısıyla şaşırtıcı bir tavır değil bu tutum! Gel gör ki SYKP, bugün DEM Parti’nin bileşenlerinden biri, hatta DEM Parti’nin şimdiki eş başkanlarından Tülay Hatimoğulları SYKP geleneğinden bir siyasetçi. DEM Parti, her zamanki iç işleyiş mekanizmalarını işleterek İstanbul’da da aday çıkarmaya karar vermiş ve aday çıkarmış durumda. Dolayısıyla SYKP İstanbul İl Yönetimi, kamuoyuna yaptığı bu çağrıyla bileşeni olduğu partinin disiplinini hiçe sayıyor, onun politikasına aykırı bir tutum alıyor.
Üstelik Kürt düşmanlığını bu seçimde de bayraklaştıran AKP-MHP-Ergenekon kliği yanında “Türkiye Cumhuriyeti’ne laf söyletmeyiz!” diyebilecek kadar çığrından çıkmış sosyal şovenlerin DEM Parti’nin CHP ile ilişkisi üzerine bir dizi spekülasyon ürettikleri bir ortamda yapıyor bunu. Dolayısıyla bu tutum, salt parti kararını ve disiplinini çiğnemekle sınırlı kalmayıp partinin ayağına kurşun sıkmakla eşdeğer bir siyasi sorumsuzluk örneği.
Kaldı ki bu yerel seçimlerde nasıl bir tutum takınmak gerektiği konusu SYKP’nin kendi iç mekanizmalarında da tartışılarak DEM Parti’nin resmi politikası doğrultusunda karara bağlanmış bir konu. Kısacası, SYKP içindeki bir kliğin temsilcisi olarak hareket ettiği anlaşılan SYKP İstanbul İl Örgütü’nün sergilediği tutum ne devrimci parti-örgüt anlayışına ne örgütlü siyaset anlayışına ne devrimci siyaset ahlâkına uyuyor. Ahmet Kaya’nın ünlü şarkısında söylediği gibi, “Nerden baksan tutarsızlık / Nerden baksan ahmakça…”
Garabet burada kalsa yine “iyi”! “Sosyalist siyaset” adına sergilenen bu Patrona Halil başı bozukluğu yetmezmiş gibi SYKP geleneğinin ve Türkiye Solu’nun önde gelen isimlerinden Ertuğrul Kürkçü, bu sorumsuzluğun DEM parti içinde ve Kürt tabanında yaratacağı tepkileri yumuşatmak telaşıyla öyle sevimsiz bir role soyunuyor ki, yaptığı tam da çok bilinen bir deyişteki ‘tüy dikmek’ sözüne denk düşüyor.
Kürkçü, 28 Mart tarihli Yeni Yaşam’da yayınlanan yazısında (**) Lenin’in arkasına saklanmaya çalışıyor. Parti disiplini bağlamında parti organları ve üyelerinin özgürlüklerinin sınırı konusunda RSDİP içinde yaşanan tartışmalar sırasında Lenin’in Menşevik MK çoğunluğunu eleştirdiği bir makalesini öyle eğip büküyor, öyle zorlama bir yoruma tabi tutuyor ki Lenin Lenin olmaktan çıkıyor. Lenin’in parti öğretisinin bütününden kopararak ele aldığı o makaleden onun yaklaşımının belirli bir konuda politika ve taktiklerin belirlenmesi sürecinde parti üyelerinin görüşlerini özgürce ifade ve propaganda etmelerinin önüne hiçbir sınır konulmaması gerektiğini vurgulayan yönünü öne çıkarıyor fakat politika ve taktikler bir kez belirlenip resmi parti görüşü haline geldikten sonra bütün parti organları ve üyelerinin mutlak bir disiplinle uymaları gereken bir mahiyet kazandığı gerçeğini aynı makale içinde bile net bir dille ifade ettiği bölümleri boğuntuya getirip geçiştiriyor. (***) Lenin’i, parti üyeliğinin koşulları sorunundan başlayarak yıllarca kıran kırana bir savaşım yürüttüğü Menşevizmin liberal özgürlük anlayışının dahi gerisinde bir konuma düşürüyor. Marksist parti öğretisini geliştirip yetkinleştirerek emperyalizm ve proleter devrimler çağının devrimci silahı haline getiren Lenin’i Lenin’e yabancılaştırıyor.
*****
Yazımızın girişinde de vurguladık, neoliberalizmin ideolojik hegemonyası ve tasfiyecilik ortamında, emekçi yığınların somut başarılara ve umuda olan ihtiyacının büyüklüğünü de bahane ederek Marksizmi, sosyalizmi ve devrimci değerleri umursamamayı erdem haline getiren siyasal yozlaşma sınır ölçü tanımıyor. Ama bari devrimci Marksizmi, Lenin’i, bilimsel sosyalizm öğretisini ve Türkiye devrimci hareketinin yarattığı değerleri rahat bırakın! Onları eğip bükerek bu yozlaşmanın sömürü aracı ya da kılıfı haline getirmeyin! Her ne olmak istiyorsanız dolaysızca o olarak çıkın ortaya! Komünistlere, devrimci sosyalistlere laf yetiştirmekte sergilediğiniz cesareti önce bu konuda gösterin! Bu sayede, devrim ve sosyalizm mücadelesine verdiğiniz zararları asgariye indirip devrimcilerin ve sosyalistlerin de siyasetteki kirlenmenin özneleri arasında görülmesine zemin hazırlayan ya da “Türk solu” genellemesi altında ucu bizlere de dokunan günahlarınızın faturasına ortak edilmekten kurtulmamız kolaylaşır en azından.
(*) https://www.gazeteduvar.com.tr/sosyalistler-icin-secim-dogrularimiz-ve-yanlislarimiz-haber-1678731
(**) https://yeniyasamgazetesi5.com/lenin-olsa/
(***) “… Lenin tezini ‘bir örnek’ ile açımlamaya girişiyor: ‘[Diyelim ki], Kongre, Partinin Duma (Meclis) seçimlerine katılmasına karar verdi. Seçimlere katılmak çok kesin bir eylemdir. Seçimler sırasında (örneğin bugün Bakü’de olduğu gibi) hiçbir Parti üyesinin hiçbir yerde halka oy vermekten kaçınma çağrısında bulunma hakkı yoktur. Bu dönemde seçimlere katılma kararının ‘eleştirilmesi’ de hoşgörüyle karşılanamaz, zira bu aslında seçim kampanyasının başarısını tehlikeye atacaktır. Ancak açıklanmadan önce (yani seçimler konusundaki parti politikası kesinleşmeden önce/belirlenme sürecinde-nba), her yerdeki Parti üyeleri seçimlere katılma kararını eleştirme konusunda tam bir hak sahibidir. (…) Demokratik merkeziyetçilik ilkesi ve yerel Parti örgütlerinin özerkliği, belirtik bir eylemin birliğini bozmadığı sürece evrensel ve tam eleştiri özgürlüğünü ima eder; Parti tarafından kararlaştırılan eylemin birliğini bozan veya zorlaştıran her türlü eleştiriyi dışlar.” (agm, abç)
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!