Ethem Yoldaşın 11. Yıl Anması Yapıldı



Gezi’nin ve Ethem Sarısülük’ün 11. yıl anması Ankara Güvenpark’ta kalabalık bir kitleyle yapıldı


Ethem Sarısülük’ün 11 yıl önce katledildiği yer ve saatte buluşmak için günler öncesinden çağrıda bulunulmuştu. Sokak sokak afişleme ve stikerlar yapılmış, merkezi yerlere pankartlar asılmıştı. Anmaya Ankara Emek Demokrasi Güçleri, Ethem’in ailesi ve yoldaşlarıyla CHP, DEM Parti, TİP ve çeşitli sivil toplum kuruluşları da katıldı.

17:20’de Kızılay’daki Koton önünde toplanıldı. Ethem yoldaşın annesi Sayfi ana, abisi Cem, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm ana ve ailenin avukatı Kazım Bayraktar da katılımcılar arasındaydı. Belirlenen saatte Ethem yoldaşın vurulduğu noktaya doğru yürüyüşe geçildi.

Gezi pankartı ve Ethem tişörtleriyle alana girdiğimizde öfke ve coşku had safhadaydı. Ethem yoldaş şahsında Gezi’de ölümsüzleşen yoldaşlarımız için saygı duruşuna geçmeden önce Gezi ozaliti ve karanfiller vurulduğu yere bırakıldı. Anma sırasında tek tek isimler okundu, kitle ‘burada’ diye haykırarak onları andı.

Saygı duruşunun ardından hazırlanan ortak basın metni okundu, ailenin avukatı Kazım Bayraktar dava sürecini ve devletin cezasızlık politikasının çarpıcı kesitlerini hatırlattığı bir konuşma yaptı.

Güvenpark’ta yapılan anmanın ardından kitle, Gezi ruhu ve bilinciyle yürüyüşe geçti. “Hepimiz Ethem’iz, öldürmekle bitmeyiz!” sloganları atıldı. Yürüyüş kolu Yüksel Caddesi’ne oradan Konur Sokak’a yöneldi. Çevrede bulunanların bir kısmı yürüyüşe katıldı bir kısmı sloganlara eşlik etti bir kısmı yürüyüş kolunu alkışlarla destekledi.

Gezi Direnişi’nin ve Ethem Yoldaşın 11. yıl Güvenpark anması örgütlü mücadeleyi büyütme sözleriyle sonlandırıldı.

Bizler Ethem’in yoldaşları, dostları, ailesi ve devrimci-demokratik güçler olarak asla unutmadık, unutturmayacağız! Korkunun üzerine yürümek, gözümüzü budaktan sakınmamak ve mücadeleyi en önde devam ettirmek geçmişten geleceğe taşıyacağımız mirasın sorumluluğuydu.

Anmada okunan metni yayınlıyoruz:

“Kent yağmasına, emekçilerin kentlerin dışına sürülmesi plânlarına ve doğanın talanına karşı bir avuç insanın bedenlerini ağaçlara siper etmesiyle başlayan ve devlet şiddetinin toplumsal vicdanı olduğu kadar bilinci de harekete geçirmesiyle bir halk isyanına dönüşen Gezi’nin üzerinden 11 yıl geçti. Birkaç güne, aya onlarca yılın sığdığı Gezi’den geriye kalan; işçi ve emekçilerin, kadınların, gençlerin, Kürt halkı ve Alevilerin, ezilen-horlanan tüm toplumsal kesimlerin, sömürüye, baskıya, zulme karşı tepkisiz kaldıkları süreçlerde bile biriktirdikleri öfkenin nerede ne zaman patlayacağının kestirilemeyeceği gerçeği oldu, umudun bitmeyeceğinin…

11 yıl sonra bile sermaye ve temsilcilerini öfkelendiren, özel intikam konularından biri haline getiren de budur. Yağdırılan cezalar, manipülasyon ve karalamalar, onu birkaç kişinin darbe teşebbüsü olarak yaftalayıp değersizleştirmek için yapılıp edilenlerin hepsi bu gerçeğe düşmanlıktan gelmektedir. 

Halkın isyanıdır tahammül edilmeyen, halkın özneleşmesi, “buradayım” demesidir! 

Nitekim o günden sonra korku dağları bekledi, nerede ne zaman neyin patlayacağını kestiremez hale gelen iktidar, zulmünü, baskısını tırmandırdı. Tırmandırdıkça daha fazla zayıfladı. 

Gezi, bir milat oldu. Ondan sonra kendi içinde yaşanan krizler derinleşti, güçlü görünen otorite ve hegemonyası sarsıldı, krizi derinleştikçe gölgesinden korkar hale geldiği gibi toplumu bir hücreye hapsetmek için yapmadığını bırakmadı. Sonuç: Ne yapılırsa yapılsın halkın bağrında usul usul yanan özgürlük ateşi bir türlü söndürülemedi. 

Arkası, 2015’teki Haziran seçimleri, Kobanê Direnişi ve 6-7 Ekim serhildanıyla geldi. Arkası, kendi iç kavgasının bir darbe girişimine tercüme olmasıyla geldi. Arkası, sarsılan otorite ve hegemonyasının bir daha sağlanamaması, iktidarının garantisi olan toplumsal tabanının çözülmesi ve bu gerçeğin sandıklara yansımasıyla geldi.

O nedenle Gezi gibi Kobanê Kumpas Davası’nda da aynı karalama, değersizleştirme, düşmanlaştırma yoluna gitti. HDP’li siyasetçileri rehin tutmak için gerçekleri saptırarak diline pelesenk ‘Yasin Börü cinayeti’ tekerlemesini bizzat yargısı ‘yeterli delil yok’ diyerek çürüttüğü halde yüzlerce yılla ifade edilen cezalarla korkusunun ve intikamcı yaklaşımının altını çizdi. 

İktidar savaştan, baskı ve sömürüden başka bir vaadinin olmadığının altını her fırsatta çizmeye devam ediyor. Savaş ve Seferberlik Genelgesi’ni iç savaş hazırlığına uyumlu hale getirmesi, Kobanê Davası’nda yağdırılan cezaların hemen ardından 28 Şubatçı generalleri tahliye etmesi bunun açık siyasi ilânıdır. 

Krizi derinleşip yönetme kapasitesi sarsıldıkça ve işçilere, emekçilere, kadınlara, gençlere kısacası tüm toplumsal kesimlere saldırmak dışında bir seçeneği, manevra alanı da yok! 

1 Mayıs’ı örmek istediği hücre duvarlarını reddedip yıkmaya girişenlere yönelik başlattığı tutuklama terörüyle korku salmanın aracına dönüştürdü. CHP ortaklığıyla başlattığı ‘yumuşama’, ‘normalleşme’ denilen sürecin aslında burjuvazi içi çelişkilerin yumuşatılması, işbirliğinin büyütülmesi ve kolektif sınıf tutumuyla krizin yönetilmesi anlamına geldiğinin altını çizdi. İşçi ve emekçilere, ezilen Kürt halkına, kadınlara, gençlere, baskı altındaki tüm toplumsal kesimlere karşı demir yumruk, sermaye kesimleri arasında esnek bir işbirliği!

Tüm bunların karşısında tarihimizden, onun bir parçası olan Gezi’den aldığımız güçle yolumuza devam ediyoruz. Ethem’lerin, Berkin’lerin, Ali İsmail Korkmaz’ların, Abdullah Cömert’lerin, Mehmet Ayvalıtaş’ların, Ahmet Atakan ve Hasan Ferit Gedik’lerin, Medeni Yıldırım’ların bıraktığı kavga bayrağının binlercesiyle geleceğe taşınacağının bilinci ve güveniyle… 

Gezi’nin ateşi şimdi işçi direnişlerinde, Van sokaklarında, kadınların dinmeyen çığlığında, gençliğin öfkesinde, doğasına-yaşamına sahip çıkan köylünün cesaretinde, LGBTİ+’ların ‘varız’ dedikleri meydan okumalarında yanıyor. Ethem yoldaş şahsında tüm ölümsüzleşenlerimizin bizi o ateşleri büyütmeye, birleştirmeye, bir nehirde nehirde toplamaya çağırdığını bilerek adımlıyoruz yolumuzu.” 

Alınteri / Ankara