Sırtı Sıvazlananlar…



Toplum bir yandan gericilik kıskacına alınırken diğer yandan çetelerle çevriliyor. Ve bunlar dokunulmazlık, cezasızlık kalkanıyla korunup her defasında tekrar tekrar aramıza salınıyor


Çiçek Özgen

Toplum bir şiddet sarmalı içinde savrulup duruyor. Bireycilik, bencillikle birlikte gericilik yükseldikçe toplumsal çürüme de boyutlanıyor. Çürüme cehaletle, gericilikle besleniyor. Her şey iktidarın politikalarına uygun şekilde biçim alıyor. Kriz içinde çırpınan toplum, toplumsal krizi de sırtlanarak uçuruma doğru sürükleniyor. Toplumu uçlara bölen, insanları ötekileştiren, nefret tohumlarıyla besleyen iktidar, adalet kavramını da ortadan kaldırarak kötülüğe ihtiyacı olan cesareti de vermiş oluyor.

Yaklaşık iki aydır çözmediği Narin cinayetinde olduğu gibi, organik bağı olanlara yargılanmaktan korunma sağlıyor ya da sağlık çalışanlarına, eğitim emekçilerine şiddet uygulayanlara sınırsız cezasızlık kalkanı sağlıyor. Böylece toplumsal şiddeti besliyor, körüklüyor. Güvencesiz bir toplumda her an bir öfkenin bir adaletsizliğin hedefi olma korkusuyla sesimizi çıkarmadan, biat ederek yaşamamız isteniyor. Eğitimi niteliksizleştirip gericileştirerek, işsizliği besleyerek, topluma kolay yoldan para kazanma hayalleri satıyor, “Paraya giden her yol mübahtır” sloganıyla çürümeyi daha da derinleştiriyor. İşte bir süredir gündemi meşgul eden Yusuf Emre Geçti vakasında olduğu gibi…

Sabıkası yaşından büyük…

Yusuf Emre Geçti bir polis vurduğu için gündeme geldi, büyük olasılıkla sırdan bir insanı vurmuş olsaydı bu kadar gündem olmayacak ya da bir iki satırlık haberle unutulup gidecekti. Ancak bu olay, devlet kurumlarının başıboşluğunu, hukuksuzluğun boyutunu, adaletsizliği bir kez daha önümüze serdi.

19 yaşındaki Geçti’nin 26 sabıka kaydı vardı. Yaşından fazla sayıda olan sabıkaları arasında çocuğa istismar bile bulunuyor. Peki ne mi yapılmış ona bu suçların karşılığında? Onlarca kadın katiline yapıldığı gibi, onlarca şiddet suçlusuna, çocuk tacizcilerine yapıldığı gibi o da ödüllendirilmiş: 15 kez adli işlem yapılmış ancak 5 adli işlemde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş! Bu kadar ciddi suç kaydına rağmen haftada iki kez imza şartıyla serbest bırakılmış. Hatta buna bile gitmemiş. Öyle ki, polisler bunu bildirme gereği bildirme gereği bile duymamışlar. Oysa Erdoğan’a hakaret etmeye kalksaydı, aç olduğu için ekmek çalsaydı ya da hakkını aramaya kalkan bir işçi olsaydı hapishane köşelerinde çürümeye terk edilirdi. Devlet tüm ihtişamı ve kudretiyle çökerdi üstüne. Ama o Çakıcı ya da Kel Süleyman gibi gibi abilerinin izinde bir suç makinesine dönüşmüştü. Ogün Samast gibi sırtı sıvazlananlardan biri olmuştu. Ve o da bunun farkındaydı. Bunun verdiği özgüvenle suç işlemeye, şiddet uygulamaya devam etti.

Taşeron çeteler

Artık çetelerin cirit attığı bir sistemle karşı karşıyayız. Kısa yoldan para kazanma hevesinde olan gençler, bu çeteler içerisinde birer suç makinesine dönüştürülüyor. Yunus Emre Geçti’nin de “Piton 82” adlı bir çeteciğin üyesi olduğu ortaya çıktı. Basına yansıyan haberlere göre bu çete yoksul mahallelerde uyuşturucu, kapkaç ve haraç işleri yapıyor. Hatta rap müzik, video gibi yollarla da örgütlenmeye başlayan bu yeni nesil çeteler, önce ufak işlerle örgütlenip, üst grupların taşeronluğunu yapıyorlar. Sonrası ise malum, birer Sedat Peker birer Alaatin Çakıcı olma yolunda işleri büyütüp ülke geneline yayılıyorlar.

Son zamanlarda artan şiddet olayları, silahlı saldırılar, sokak ortasında ölümle sonuçlanan hesaplaşmalar, artan uyuşturucu kullanımı, fuhuş… Toplum bir yandan gericilik kıskacına alınırken, diğer yandan çetelerle çevriliyor. Ve bunlar dokunulmazlık, cezasızlık kalkanıyla korunup, her defasında tekrar tekrar aramıza salınıyor.

Tabii evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor. Bazen yılan kalkıp kendi kuyruğunu ısırmaya çalışıyor. Bazen hesap şaşıyor ve o çürümüşlük gelip iktidarı ya da onun kurumlarını hedef alıyor. Yunus Emre Geçti’de olduğu gibi….

Silahlanma, silahlı şiddet olaylarında artış

Umut Vakfı’nın şu verileri toplumdaki silahlanma yarışını ve bunun sonucunda ortaya çıkan şiddet olaylarını göstermesi açısından da önemli: Sadece son 10 yılda 34 bin 197 silahlı şiddet olayı meydana gelmiş ve 21 bin 434 kişi yaşamını yitirmiş. Son 7 yılda ruhsatsız silah oranı 26 milyon artış göstermiş. Bu silahların bir kısmının bu çetelerin elinde olduğunu tahmin etmek zor değil. Öyle ki bu çete üyeleri göğüslerini gere gere bu silahlarla poz verip sosyal medyaya koyuyorlar. Nasılsa kimse hesap sormayacak! Nasılsa onlara dokunulmayacak!

İşte Türkiye Yüzyılı

Erdoğan ve Erdoğangillerin bahsettiği “Türkiye Yüzyılı” bu olsa gerek! Gericilikle bezenmiş, çetelerle çevrelenmiş, adaletin, hukukun ayaklar altına alındığı, toplumsal güvensizliğin her yere yayıldığı, açlıkla, yoksunlukla, yoksullukla beslenmiş bir Türkiye bu. Burada kaymak tabaka, gününü gün edip, ayakkabı kutularını doldurmanın hesaplarını yaparken, kolluk yargı tarafından korunup kollanırken, kara para aklayıp, bir ayda temize çıkarken, hatta cinayet işleyip, ellerini yıkayıp önüne bakarken, bizim payımıza geleceksizlik, güvencesizlik, yoksulluk düşüyor. Devletin kılıcı başımızın üstünde, sessizce, biat ederek yaşamamız emrediliyor. Uyuşturucunun, tarikatların, çetelerin gölgesinde kalmamız isteniyor.

Şu kesin ki, kimse tek başına kendini ya da ailesini, çocuklarını bu çürümüşlükten kurtaramaz. Çünkü bu her yana yayılmaya, her yere nüfuz etmeye devam ediyor. Bundan bireysel olarak kaçınmak bile artık imkansız… Bu çürümüşlük tüm kökleriyle yok edilmedikçe herhangi bir çetenin hedefi olmaktan kaçamayacağız. Siz ne kadar uzak durmaya çalışsanız da onlar bir gün bir yerde size, sevdiklerinize, dostlarınıza bulaşacak.

Korkunun ecele faydası yok, örgütlenmekten ve mücadele etmekten başka yolumuz yok!