Esenyurt’a Kayyum ve CHP



Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Ahmet Özer’in tutuklanarak yerine kayyum atanması sırasında geçen 12 saat hovardaca harcandı! CHP Genel Merkezi cılız çağrılar ve net olmayan tutumlarla olup biteni adeta seyretti


Bahçeli’nin 1 Ekim’de Meclis’te DEM Parti milletvekilleriyle tokalaşması ve bunu “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde barışı sağlamak lazım diye düşünüyorum” şeklinde gerekçelendirmesinin üzerinden bir ay geçti. Bu bir ayda ardı ardına yaşanan “olağanüstü gelişmelerle” halk adeta belirsizlikler içinde alıklaşsın isteniyor.

Bu gelişmelerden biri de DEM Parti ve CHP’nin “Kent Uzlaşısı”yla kazanan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Ahmet Özer’in kargaların bile güleceği bir mizansenle şafak baskını yapılarak evinden gözaltına alınması ve hızla tutuklanarak yerine 12 saatte vali yardımcısı yapılan Beyoğlu Kaymakamı’nın kayyum olarak atanması oldu.

O 12 saat çok önemliydi. Gerek CHP’nin gerek DEM Parti’nin o 12 saatte alacağı tutum İstanbul’a uzanan “kayyum politikası” şahsında pek çok başlık açısından kritik bir anlam taşıyordu. Ama cılız çağrılar dışında bir tutum alınmadı. CHP yönetimi havuz medyanın önden duyurduğu kayyum haberlerini bile kitleyi pasifize etmek istercesine “henüz kayyum atandığına dair resmi bir yazı yok” diyerek reddetti.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yapılanın aynı zamanda kendisini de hedeflediğini bilmenin yarattığı tez canlılıkla açıklama üstüne açıklama yapsa da CHP Genel Merkezi düşük tonda çağrılar, net olmayan tutumlarla olup biteni adeta seyretti. O kadar ki, “atı alan Üsküdar’ı geçtikten” sonra, ertesi gün iş saati olduğunu bildiği bir saatte (saat 16:00) Esenyurt Belediye Binası önüne toplanma çağrısı yaptı. Aynı yere DEM Parti ve İstanbul Emek, Barış, Demokrasi Güçleri de çağrıda bulundu.

Kitle devletin polis zırhıyla kuşattığı binaya yaklaştırılmayınca hızla geri adım atılıp toplanma yeri Cumhuriyet Meydanı’na alındı. CHP yönetiminin bu yer değişikliğine ilişkin gerekçesi de “Belediye önündeki alan bizi güçsüz göstermek için polis bariyerleriyle iyice daraltılmış, bu nedenle Esenyurt’un en büyük meydanı olan Cumhuriyet Meydanı’nda buluşacağız” şeklinde oldu.

Daha baştan isteksiz ve pasif bir tutum içinde olan CHP Genel Merkezi’nin “gücümüzü görsünler” diyerek kaydırılan o alanda ise saldırının şiddetine uygun bir kitle mobilizasyonu yapılmadığı apaçık görüldü. CHP yönetiminin her zamanki “aman sokağa çıkmayın” tutumu “aman polisle karşı karşıya gelmeyelim, kaos yaratmak isteyenlerin isteklerini yerine getirmeyelim” olmuştu aslında. O kadar ki, belediye önünden Esenyurt Meydanı’na bir yürüyüş yapılmasını bile göze alamadı. Bir avuç KESK’li bunu yapmaya çalıştı ve ucun bir polis ablukasının ardından yürüyüş yaparak alana ulaştı.

Esenyurt’un en büyük alanı olarak tanımlanan Cumhuriyet Meydanı tercihi, daha kitlesel bir fotoğraf vermekle gerekçelendirilmişti. Fakat görüldü ki genel merkezin sanki rutin bir iş yapıyormuş gibi sürdürdüğü tutum, CHP tabanının mobilize olamamasına da neden oldu ve polis bariyerleriyle daraltılmış o alan bile doldurulamadı.

En önemlisi, alanda İstanbul gibi bir kentin Esenyurt gibi bir ilçesine uyduruk bir mizansenle kayyum atanmasına yönelik olması gereken tepki ve ruhsal kenetlenme de sağlanamadı.

Engellemelere rağmen alana getirilebilen CHP otobüsünün üzerinden konuşan tüm CHP’li yöneticiler (İstanbul İl Başkanı, İBB Başkanı ve CHP Genel Başkanı) “sandık” vurgusu dışında bir vurgu yapmadı, yol göstermedi; daha doğrusu bundan bilinçli olarak imtina etti. Açıklamalardaki “Sokağa çağırıyoruz” çağrılarının alamet-i farikası da bu kadarmış!

Dün Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’ndaki görüntü, atılan geri adımlar, alçak perdeden yapılan çağrılar ve kitle mobilizasyonunun sağlanamamasıyla sınırlı kalmadı elbette. DEM Parti’ye konulan fiili sınırlar ve partinin de bunu pratikte kabul etmesi madalyonun diğer tarafını oluşturdu. DEM partililer kendi inisiyatifleriyle parti bayraklarını açmasa, devrimci-demokrat güçler flamalarıyla orada olmasa alan CHP’nin miting alanı gibi olacaktı. Belli ki CHP bu konuda da rejimin hışmından kurtulmak için DEM Parti’yle yan yana görünmek istememiş, DEM Parti de bu çıtaya rıza göstermişti. O çıta, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın CHP otobüsü üzerinden alana seslenmesiyle de aşılmış olmadı.

Bahçeli’nin Meclis kürsüsünden PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Meclis’te açıklama yapabileceğinden, “umut hakkını” kullanabileceğinden bahsettiği bu koşullarda dün sergilenen temkinliliği anlamak gerçekten zor.

Esenyurt Belediyesi’ne yönelik darbe, Van’da sergilenen gözüpeklik ve netlikle pekala püskürtülebilirdi. Ama bu yapılmadı, yapılmadığı gibi “sandık” ve “aman mahal vermeyelim” tekerlemeleri yinelendi. Oysa bu saldırı karşısındaki tutum rejimin bundan sonra nasıl bir yol izleyeceği konusunda da belirleyici olacaktı.

Bundan sonra sıranın İBB’ye gelmemesinin hiçbir garantisi olmadığını gösterdiği gibi, her türlü keyfiliğin, yasa-kural tanımazlığın, “yaptım oldu”culuğun eskisinden daha pervasız biçimde sürdürüleceğinin de aynası oldu.