Boyun Eğdirme “Sanatı”



Boyun eğme, sessizlik ve yükün sırtlanması ne kadar uzun sürerse, düşmanlık ve zalimlik de o kadar büyük oluyor.


Gojam Eyaleti’nden, köylülerin patırtı yaptığı, isyan ettiği, vergi memurlarının kafalarını kırdığı, polis memurlarını astığı, ileri gelenleri kentten kovduğu, topraklarını yaktığı, ürünleri söktüğüne dair raporlar geliyor. Vali, asilerin devlet dairelerine hücum ettiği, İmparator’un adamlarını ne zaman ellerine geçirseler, onlara sövdüğü, işkence ettiği ve parçaladığı haberi geliyor.

Açık ki, boyun eğme, sessizlik ve yükün sırtlanması ne kadar uzun sürerse, düşmanlık ve zalimlik de o kadar büyük oluyor. Başkentte de öğrenciler asileri savunuyor, onları övüyor, sarayı işaret ederek, hakaretler savuruyor. Neyse ki, eyaletin yeri, ülkenin geri kalan kısmıyla teması kesilebileceği, ordu tarafından kuşatılıp topa tutulup, boyun eğdirilebileceği bir konumda. Ama bu gerçekleştirilinceye kadar, Saray’daki büyük korkuyu hissedebilirdiniz, çünkü kaynayan bir suyun ne şekilde sıçrayacağını kimse bilemez. İmparatorluk’un yalpalamaya başladığını gören Öngörülü Majesteleri’nin, Gojam’a ilkin köylülerin kafalarını uçurmak için saldırı kuvvetini göndermesinin, ardından, asilerin gösterdiği akıl almaz direnişle karşılaşarak, yeni vergilerin kaldırılmasını ve işgüzarlığı nedeniyle nezareti azarlamasının nedeni de buydu.

Haşmetmeap Efendimiz, basit bir ilkeyi anlamakta başarısız oldukları için bürokratlara çıkıştı: İkinci torba ilkesi. Çünkü halk, hiçbir zaman sadece tek bir ağır yükü taşımak zorunda kaldığı için sömürü yüzünden isyan etmez. Sömürüsüz bir yaşamı tanımazlar, böylesi bir yaşamın varlığını bile bilmezler. Hayal bile edemedikleri şeyi nasıl isteyebilirler ki? Halk, ancak, tek bir harekette, adamın biri onların sırtına ikinci bir yükü, ikinci ağır bir torbayı yüklemeye çalıştığı zaman isyan edecektir. Köylü, yüzüstü çamura kapaklanacaktır -sonra da ayağa kalkınca, bir balta kapacaktır. Bir baltayı kapar kibar bayım, sadece bu yeni yüke dayanamadığı için değil -aslında onu taşıyabilirdi- başkaldırır, çünkü ikinci yükü sırtına ansızın ve belli etmeden koymakla, onu kandırmaya çalışmış, ona düşünemeyen bir hayvanmış gibi davranmış, zaten boğazlanmış olan onurundan geri kalanları da çiğnemiş, onu görmeyen, hissetmeyen ya da anlamayan bir aptal yerine koymuşsunuzdur. Bir insan, baltaya cüzdanını korumak için değil, onurunu savunmak için uzanır ve işte, sevgili bayım, Majesteleri’nin memurları azarlama nedeni de budur. Kendi rahatları için, bu memurlar, yükü parça parça küçük torbalarla yavaş yavaş artırmak yerine, koca bir çuvalı bir seferde yüklemeye çalışmışlardı halkın sırtına.

Böylece, İmparatorluk için gelecekteki barışı sağlamak için, Majesteleri, derhal memurlara küçük torbalar dikme görevi verdi. Onlara yükü bu küçük torbalara doldurttu, bir torbadan sonra biraz ara verip, yüklenenlerin yüzlerindeki ifadeyi dikkatle seyretmelerini, birazına daha tahammül edip edemeyeceklerine, yükü bir parça daha mı artırmak yoksa soluk almaları için bir süre beklemenin mi iyi olacağını anlamalarını sağladı. Bunda, sevgili dostum, tam bir sanat vardır: Hepsini bir defada değil, dikkatlice, nazikçe, ne zaman artırmak gerektiğini anlamak için yüzleri okuyarak yapmak. Dolayısıyla, belirli bir zaman geçtikten ve toprak dökülen kanları emip de rüzgâr dumanları savurduktan sonra, memurlar vergileri yeniden artırmaya başladılar, ama bu kez böldüler ve nazik, dikkatli bir şekilde torbalara doldurdukları için köylüler hepsini taşıdılar ve hiç de rahatsız olmadılar.

[Afrika Aslanı, Ryszard Kapuscinski, Çevirmen: Gül Çağalı Güven, OM Yayınevi, 2000]