Roza Yıldız
Marks’ın yabancılaşma tanımında iki unsur öne çıkar. Birincisi, insanın doğadan kopuş anlamındaki yabancılaşmadır. Doğadan koparak kültürel-toplumsal anlamda kendine ikinci bir doğa kurmasıdır. Bu olumlu karşılanan yabancılaşmadır.
İkinci yabancılaşma ise, kapitalist toplumsal sistem ve pazarın yarattığı yabancılaşmadır. Burada kendi doğasına yabancılaşan insan kendi emeğine, kendine, ilişkilerine, dünyaya ve yaşama yabancılaşır. İnsan kapitalist pazarın işleyen bir çarkı haline gelir.
Marks yabancılaşma kavramında, insanların insan doğasının hallerine yabancılaşmasını irdeler ve insana ait bu büyük sorunun kapitalizmin sistematik bir sonucu olduğunu öngörmektedir.
Marksizm’in öldüğünden, geçerli bir ideoloji olmadığından ya da en iyiniyetli eleştirmenleri bile Marksizm’in güncellenmesi gerektiğinden söz ederler. Korkulması gereken bir hayalettir o, bütün yeryüzünde dolaşan…
Onun ve ideolojisinin öldüğünü yazan egemenlerin kalemlerine inat yaşamaya devam edecektir tüm haklılığıyla.
Herkeste yabancılaşma denen insanın yaşamdan ve insan doğasından izolasyonunu gözlemlemek olası. Kapitalizmin ürettiği ve yaydığı bir virüs gibi tüm dünyayı dolaşmakta.
O yabancılaşma ki, ruhunu teslim etmiş, gündelik yaşamın her dakikasına, insanın her hücresine sinmiş, büyük bir aymazlıkla iç içe geçmiş, dişini sıkmaya dahi değer görmeyen tepkisizliğiyle çağın en karanlık yerinde başrolü almıştır. Her geçen gün umudu yitirerek, gözlerimizi birbirimizden kaçırarak, kanlı-kansız sanal-gerçek cinayetler işleyerek başlıyoruz güne. Şarkıları, şiirleri, sazların tellerinden uçuşan kuş dillerini unutarak, sahte kimliklerimize ve sahte ilişkilerimize yeniden gözlerimizi açıyoruz her sabah.
Bu kısır döngüyü bozacağını düşündüğün robotik, otomatik, refleks haline gelmiş davranışlarından birisidir sadece televizyonun kumanda tuşuna basıp savaşın ve barbarlığın kol gezdiği Türkiye-Ortadoğu sarmalına hapsolmak.
Herkesin herkes olduğu bir yerdir yabancılaşma. İnsani duygu ve düşüncelerin terkedilip, bilinçli kötülüğün hüküm sürdüğü günümüz dünyasında, cinnet toplumunda, yaşamak zorunda olanların tutulduğu bir çağ hastalığıdır. Kapitalizmin ve emperyalizmin can çekişen tıkanmışlığında insan denen canlı organizmanın sürüngenleşmesidir yabancılaşma.
İnsani değerlere sırtını dönme, hatta reddetme, olabildiğince bireycileşmenin karanlık dehlizlerinde iç kanamadan ruhunu teslim etmektir.
Bir zombidir o! Kendine, yaşama ve dünyaya yabancılaşan insan. Her sabah kurduğu saatle uyanan iç sesini boğmuş, çığlıklarını çiğnemiş yutmuş, yenilgileri kabullenmiş bir zombi.
“İnsan insanın kurdudur” düşmanıdır, ötekidir sloganlarıyla egemenlerin, insan doğasında varolan dayanışmayı, insan sıcaklığını, kolektif yaşamı unutturmanın dayatmasıdır. Böl-yönet politikalarına kanmak ve teslim olmaktır yabancılaşma.
Egemenlerin komplo teorilerine inanarak “Başka Bir Dünya Mümkün” demek yerine, savaşın, yıkımın, cinnetin hakim olduğu ‘Yeni Dünya Düzeni’ yutturmacasına boyun eğmektir.
Kralların, sarayların, tanrıların terennümlerini aygın baygın dinlerken, kırıntılarla, sunulanla yetinmektir, paranın ve medyanın tanrı olduğu yerdir, yani bir çeşit köpekleşmektir yabancılaşma.
Ölümden çok yaşamdan korkmaktır. Kapitalistlerin kurguladığı yaşam tarzıdır. Yemek, içmek, dışkılamak ve çalışmak, çalışmak, çalışmak… sömürünün dibidir yabancılaşma.
Kendi yaşamı üzerinde hiçbir söz hakkının olmamasıdır. Zekanın, aklın, iradenin, yaşama ve insana dair tüm değer ve güzelliklerin ayaklar altına alındığı, insanlığın tıkandığı en son noktadır orası. Doğa ve topluma olan aidiyet duygusunun yok olmasıdır. Bir çeşit izolasyondur.
Kısacası insanın insanlıktan çıkmasıdır bu çürümüş zamanda. Ama tam da bu noktada, herkesin ‘her şey bitti’ dediği noktada “yeni ve onurlu insan” doğacaktır ve kendi toplumsal tarihini oluşturacaktır bu yeni insan! Bilimsel sosyalizmin sınıflı toplumlardan sınıfsız, sömürüsüz sosyalist topluma geçişiyle bağlantılıdır bu “yeni insan” kavramı. İnsanca eşit, özgür, kardeşçe bir paylaşımı ve ortaklaşmayı savunarak ve yaşama geçirerek iyileşecektir günümüzün hasta insanlığı.
“Başka Bir Dünya Mümkün” diyebilenlerin, bu düşü kurabilenlerin attığı adımlardadır “yeni insan”. Sistemin getirdiği çürümüşlüğe, sömürüye ve yabancılaşmaya “dur” diyen ve bu sistemin kötülüklerine ve tuzaklarına karşı “hayır” diyebilme seçeneğini sonuna dek kullanmakta ısrar ve inat etme cesaretini gösterendir “yeni insan”. İliklerimize dek işleyen bu ayazda güneşin mutlaka doğacağını bilmek ve emin olmaktır “yeni insan”…
Duyuyor musunuz karanlığı aşan sesini?!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!