Teslimiyetçi DİSK Yönetimi Sınıftan En Uzak Limana Demirleme Çabasında



DİSK burjuvazinin gemisine binmek için gemiyi Ankara’da karaya oturtmanın yollarını yıllar içinde adım adım döşedi


Poyraz Soysal

Sınıf sendikacılığını reddeden, içindeki sınıf mücadelesinde ısrarcı sendikaları burjuvaziye özgü yöntemlerle tasfiye etmeye yönelen, yeri geldiğinde üyelerine yönelik saldırılar düzenlemekten çekinmeyen, konfederasyonu burjuvazinin meclisine kapak atmak için kullanan DİSK yönetimi dümeni bürokrasinin başkentine kırdı. Ankara’nın bozkırında karaya oturmaya doğru gemiyi sürükleyen bu yönelim, tepkiyle karşılandı.

Kendi Varlığını İnkar

‘60’ların ortasında işçi sınıfının grev grev, direniş direniş esen rüzgarıyla sınıf mücadeleleri tarihinde yerini alan DİSK sınıf uzlaşmazlığı ilkesiyle yola çıktı. Sınıf uzlaşmasının örgütlü gücü olan Türk-İş’in karşısında sınıfın örgütlenmesi olarak kurulan DİSK, doğal olarak merkezini de emeğin başkenti olan İstanbul’da konumlandırdı. Hatta Türk-İş ağalarının Ankara ile özdeşleşmesi onun sınıf işbirliğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyordu. DİSK bunun tam karşısında konumlanıyordu. Yani sınıf işbirlikçisi DİSK yönetimi, aldığı bu kararın yer değişikliğinden ibaret olmadığının bilincinde. Dolayısıyla bu durum DİSK’in gerilemesinin geldiği nokta açısından çok kritik bir noktayı temsil ediyor.

Bugünlere Bir Anda Gelinmedi

Özellikle ‘67, ‘80 yılları arasında DİSK sınıf mücadelesi açısından önemli bir noktada duruyordu. Hatta burjuvaziye küçük çaplı bir devrim korkusu yaşatan 15-16 Haziran’ın fitilini ateşleyen de devletin DİSK’i etkisizleştirme girişimi oldu. 15-16 Haziran devlete, burjuvaziye ve sınıf işbirlikçilerine unutamayacakları bir ders oldu. Türk-İş’e bağlı işçilerden bile güçlü bir katılım oldu 15-16 Haziran’a. Hatta DİSK yönetiminin işçileri geri çekme çabası bile proleter öfkenin rüzgarında kayboldu. Özellikle bir çevrenin başını çektiği, çoğu çevrenin de dahil olduğu gruplaşmaların da merkezi oldu o dönemlerde DİSK ama olumsuz örnekler yaratılan görkemli direnişleri gölgeleyemedi. İşçi sınıfının sadece ekonomik talepler için değil politik talepler için de dövüştüğünün örnekleri yaşandı. Bugün hala özlenen ve aşılması gereken “Faşizme İhtar” eylemleri, DGM direnişi gibi onurla andığımız ve deneyimlerinden öğreneceğimiz değerler yarattı.

12 Eylül Askeri faşist cuntası dönüm noktası oldu. Grupçulukta ve sekterlikte şahin kesilen bir kısım DİSK yöneticisi teslim olma kuyruklarına girme utancını yaşattılar sınıfa. Başka devrimci yapılardan işçileri örgütlü oldukları fabrikalara sokmayanlar cuntanın önünde teslim sırasına girdiler. Bu utanç işçi sınıfının değildi oysa. Olmadığını da işçi sınıfı onurlu pratiğiyle gösterdi. Özellikle 89 Bahar Eylemleri’nin ardından sınıf mücadelesi yeni yeni onurlu örnekler yaratmak üzere yükseliyordu. Elbette DİSK de tekrar açıldı. Eski DİSK’ten çok şey barındırmıyordu içinde.

Neoliberal dönemin ruhuna uygun olarak çağdaş sendikacılık diyerek açtı ilk sayfayı. Özünde sınıf uzlaşması olan bu anlayışa uygun davrandı ve neoliberal birikim politikalarını püskürtecek, sınıfı örgütsüzleştirip bölen bu politikalara karşı örgütlenme modelleri geliştirecek bir yönelime girmedi. Taşeron işçilik yayılırken o çağdaş sendikacılık gözlüğü ve alışılmış ücret sendikacılığı yaklaşımıyla hareket etme ısrarını sürdürdü. Buna rağmen sınıf ve devrimci mücadelenin yükseliş döneminde DİSK çatısı altında örgütlenen militan, anlamlı örnekler de yaratıldı.

Mücadelenin biraz daha durağanlaştığı dönemler DİSK yönetiminin sınıf işbirliği pratiğini derinleştirdiği zamanlar oldu. DİSK adeta CHP’nin bir örgütüne dönüştü. CHP’li belediyelerdeki grevler ayak oyunlarıyla etkisizleştirildi. DİSK yöneticilerinin dili değişti. Plaza dili kullanmaya başladılar. “İşveren” demeden ağız açmaz oldular. Haziran İsyanı sırasında, “İşçiler biber gazından kanser olmasın” gibi komik bir gerekçeyle isyanın sınıf damarının güçlenmesine ket vurdular. Mücadeleyi seçime endekslediler. Öyle ki Arzu Çerkezoğlu “Seçimlerden sonra 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağız” dedi. Sanki işçi sınıfı kanla kazandığı Taksim Alanı’nda kendi gününü kutlamak için icazet alacakmış gibi. Seçimleri iktidar bloku kazandığında da Taksim’e kitleyi çağırıp alanda sattılar. Son yıl Taksim çağrısı bile yapamadılar.

Genel kurulda, gerçek sahibi olan işçilerden esirgedikleri kürsüyü Kılıçdaroğlu’nun emrine sundular. Kılıçdaroğlu, Komünist Manifesto’nun o güçlü çağrısını bile tahrif edecek cüreti buldu sınıfın kürsüsünde. “Dünyanın tüm işçileri birleşin sözü eskide kaldı, dünyanın tüm demokratları birleşin” diyerek rezaleti perçinledi. DİSK’e bağlı onurlu sendikacılara ve hatta direnişteki işçilere bile el kaldırma aymazlığına düştüler. Yani burjuvazinin gemisine binmek için gemiyi Ankara’da karaya oturtmanın yollarını adım adım döşediler. Sonunda da bunu gündeme getirdiler. Hesap etmedikleri bir şey vardı. Sınıfın direnişçi damarı kurumaz. Zira DİSK bünyesinde yer alan 11 sendika, DİSK’in var oluş ilkelerini hatırlatan bir açıklama yayımladı.

Sınıf çelişkilerinin belirginleştiği böylesi günler yeni doğumların müjdesini de içinde taşır. DİSK ağalarının bu uzlaşmacı yönelimi işçi sınıfının itirazını güçlendiren bir etki yapabilir. Sınıfın meşhur kürsü işgallerini hatırlama zamanı. Kehanette bulunamayız elbette de ama sürecin çelişkilerini mücadeleci sendikaların açtığı yoldan derinleştirmek, çürümüş olanın dibe çöktüğü noktada yeni bir odağı zorlamak günün en elzem görevlerinden. DİSK bürokrasisini demirlediği yede bırakıp sınıfın rüzgarıyla yelkenleri havalandırmanın şartlarını zorlamanın tam zamanı.