Yaşar Kazıcı
Kürdistan ülkesi (dört parçasıyla) uzunca bir süredir proleter anlamda devrim, devrimcilik, devrimci örgüt, ulusal meselede Leninist UKKTH, bağımsız birleşik Kürdistan gibi bir dizi tartışmaların uzağındadır. Bu uzaklığı veya tersinden yakınlığı belirleyen Kürdistan’ın ülke olarak koşulları değildir devrimci güçlerin, öznelerin durumudur. Çünkü bunu tartışacak özne veya özneler Kürdistan’da yoktur. Özneler olmayınca bu gündemleri tartışacak, tartıştıracak, geniş kitlelere politika olarak taşıyacak bir kurguda ortaya çıkamamaktadır. Bir ülkede (üstelik bu ülke devrimci dinamiklerini koruyan zayıf halka Kürdistan ise) devrimci öznelerin yokluğu ‘her şeyin değiştiği’ mottosunun arkasına yaslanarak burjuva politik gericiliğini kabul etmemizi vaaz edenler için de bulunmaz bir nimet sunuyor.
Burjuva politik gericiliğini değiştirilemez veri olarak kabul edenler veya devrimcilikten yan çizenler bu tartışmalar için zamanında yapılıp bitirilmiş, geride bırakılması gereken konular olarak ve bugünkü politik tabloda ihtiyaçlar listesinde yeri yokmuş gibi yansıtmayı başarabilmektedir. Veya “biz yaptık olmadı, biz yapamadıysak siz de yapamazsınız” edasıyla bize seslenmektedir. Böyle bir tablonun ortaya çıkması, gerçeklerin tersyüz edilebilmesi şüphesiz bizim eksikliğimizin kaçınılmaz bir sonucudur.
***
Fakat Kürdistan’ın özellikle de Kuzey parçası için konuşacak olursak ‘60’larda başlayan sol dalganın ‘70’lere, ‘80’lere Marksist Devrimcilik olarak ulaştığı süreçler incelendiğinde bu topraklarda hafife alınamayacak değerli bir miras bulunmaktadır. Kürdistan toprakları devrimcilik denildiğinde Marksist olmanın, ulusal mesele denildiğinde bağımsızlığın yegâne program olduğu bir dönemi yaşadı. Bırakalım kültürel-yasal çözüm savunusunda olmayı federasyon, otonomi diyenler dahi bizatihi Marksist Bağımsızlıkçı çizgi tarafından oportünist olmakla yerden yere vuruluyordu. 1980 sonrası ise Tekoşîn, Kawa, Rizgarî gibi gelenekler iç ayrışmalarla ayrılanlarıyla beraber tarih sahnesinden silindiler. O günlerden çıkış olarak benzer kalkış noktalarını taşıyan PKK hareketi evrim geçirerek günümüze güçlü bir şekilde ulaştı.
PKK, 90’lardan itibaren Marksizm’den ve ulusal meselede bağımsızlık çizgisinden vazgeçtiğini ilan etti. Diğer gelenekler ise örgütsel varlığını bugüne taşıyamama ya da kendilerini eksik görmek, kendilerini küllerinden yeniden yaratmak yerine ekseriyetle başkalarını eleştirme üzerinde durdu, kadrolarının önemli bir kısmı ise mülteci solculuğunu tercih etti. Zaman geçtikçe de yalnızca ‘ulusal devrimciliğe’ indirgenen bir hattı Avrupa’da bulduğu kürsülerden örgüt olarak dahi değil bireyler bazında Kürdistan’a seslenme yolunu tuttu.
Özetle Kürdistan’ın kuzeyinde Marksizm’i yasal parti düzleminde savunan Kürdistan Komünist Partisi ve Türkiye merkezli solun seksiyonları dışında tartışan güçler kalmadı (Seksiyon örgütlenmesi, yasal parti bu yazının tartışma konusu olmadığı için bu nesnel veriyi sadece sunmakla sınırlı tutuyorum).
***
Geçmişi bir kenara bırakıp çubuğu bugüne bükersek en başta şunu söyleyerek söze girmek gerekir: Kürdistan’da devrimci imkanlar haddinden fazladır; Kürdistan ülkesi devrimci öznesini canhıraş arıyor, bulamıyor, devrimci özneyle devrimci dinamikler buluşamıyor. Üstelik Kürdistan’da bir şeylerin değiştiği iddiasında olanların sakladığı değişmeyenler vardır. Nedir onlar? Kürdistan’da işgal, parçalanmışlık, ilhâk, devletsizlik, ulusal boyunduruk altında kendi kaderini tayin edememe değişmemiştir. Kürdistan’ı, Kürdistan sorununu da belirleyen bu ana temel değişmeyenlerdir. Değişenler, bu temel değişmeyenler içerisinde değişmiştir.
- Emperyalist projeler işlemiyor, Kürdistan’ın devrimci dinamikleri diridir.
- İşgalci devletler sorunu kangrenleştiriyor, yapısal ve ezilen ulusla ilişkisi açısından çözemezler.
- Reformist önderliklerin pansuman niteliğinde programları ulusal meseleyi çözemez.
Bu üç temel nesnel veri, Kürdistan sorununun emperyalizm, işgalci devletler ve reformist önderlikler bağlamında sürüncemede kaldığını, devrimci özne ortaya çıkmadan da kalmaya devam edeceğini gösteren gerçek koşullardır.
Eğer Kürdistan sorunu işgal, parçalanma ve ilhâk edilme, dolayısıyla işgal, parçalanma ve ilhâkın ortadan kaldırılması sorunuysa bunun da yegâne çözümünün bağımsız ve birleşik bir Kürdistan’dan geçtiği anlamına gelmektedir. Bugün bunu savunanların azınlıkta olması, devrimci bir örgüte sahip olmaması öznel kısma dairdir, gerçekliğin kendisini eksiltmemektedir. Aksine bu gerçekliğe dayanan öznenin yaratımının ne kadar da acil olduğunu bize göstermektedir.
Burada parantez açıp bize sıklıkla hatırlatılan ‘reel-politik’ kısmına da değinmek istiyorum. Bugün reel-politik diye tarif edilen denklemde komünist özne olmadığı için nesnellik değişmez bir şekilde ‘böyle gelmiş böyle gider’ havasında anlatılıyor. Oysa Kürdistan’ın dört parçasını eşgüdümlü hareket ettirebilen Komünist bir ülke partisinin olduğu koşullarda ‘reel-politik’ denilen şeyin de farklı tartışılacağını hatırlatmak isterim. Bugün bu özne olmadığı için (hiç yaratılmazmış gibi veya yaratıldığında nelerin olacağı açık değilmiş gibi) müdahale edilebilir nesnellik özneden bağımsız tartışılıyor.
Kürdistan’da ezilen ulus meselesinin devam ettiği koşullarda eksik olan (bizim eksiğimiz) şudur:
- Bağımsız Birleşik Kürdistan gerek;
- Bağımsız Birleşik Kürdistan için devrim gerek;
- Devrim için de Komünist parti gerek diyerek Komünistlerin Birliğini sağlama çabasında bir güç yok.
Kürdistan Komünistlerine tüm farklılıklarına rağmen bir araya gelip tartışma zemini sunacak kalkış noktaları şunlardır:
- Kürdistan sorunu bağımsız birleşik Kürdistan sorunudur, devlet kurma sorunudur, devlet devrimle kurulur haliyle Kürdistan sorunu devrim sorunudur.
- Devrim için de Komünist parti gerekir.
Bu iki fikir başlangıçta temas edebilmek, bir araya gelebilmek için yeterlidir. Farklılıklarımızı bu temelleri referans aldığımız ölçüde tali meselelere dönüştürebiliriz.
Haliyle herhangi bir grubun kendi başına çıkıp kendi çalışması üzerinden doğrusal büyümeye dayanarak Kürdistan’da komünist partinin kurma iddiası sürmesi yerine önce “Kürdistan’da devrim bunun için de Komünist parti gerek” diyenlerin en geniş şekilde bir araya geleceği, en azından bu fikri birlikte tartışacağı platformlara ihtiyaç bulunmaktadır. Komünist olmak bireysel düşünüş tarzına, “en doğruları” söyleme kürsüsüne indirgendiğinde Marx’tan Lenin’e uzanan parti meselesi dışlanmış olur, böylece karikatür bir komünizm temsilcisine dönüşülür. Öğrendiklerimizi değiştirmek için kullanmayacaksak sadece gevezelik yaparız. Dönüp dolaşıp özne sorunuyla baş başa kalıyoruz. ‘O iş öyle olmaz böyle olur, böyle yapılır’ diyen ve bunu pratikle ortaya koyabilen bir komünist öznemiz yok. Acil sorunumuz budur. Fakat bu sorunu da dört parça Kürdistan’ı baz alan ülke partisini kurma perspektifinden değil de herhangi bir grup olarak tartıştığımızda ne o ulvi amaca ulaşabiliriz ne de komünizmi Kürdistan’da maddi bir güce ulaştırabiliriz.
Bugün çokça tartışılan Demokratik Konfederalizm, gerçeği aydınlatan devrimci görüşlere sahip olduğu için değil bu görüşleri taşıyabilen bir örgüte sahip olduğu için kendini konuşturuyor. Komünist işler yapmak isteyenler PKK’yi tahlil etmek ile dar PKK eleştirmenliği yaparak kendi eksiklerini kapatma çabasında olmayı ayrı tutmak zorundadır.
O halde komünistlerin değişmeyen birincil görevi görüşlerini taşıyabilecek Komünist Partiler yaratmaktır. Kürdistan’da kimin neyi aştığı/aşamadığına yönelik cevaplar yalnızca teorik cevaplarla karşılık bulamaz. Doğrulanmaya, test edilmeye ihtiyacı vardır. Bunun yegâne yolu Kürdistan’da komünist bir parti ihtiyacını merkeze alarak küçük büyük demeden bu uğurda çalışmaktan geçiyor.
Örgütsüz komünist olunamaz/kalınamaz. Komünizm örgütlü bir ideolojidir. Kürdistan’daki bireysel aydın pozisyonunda kalanlar için de geçerlidir. Parti yoksa yaratılır, varsa dahil olunur. Bu ödevi önüne koymayan, herhangi bir pratik çalışmanın parçası olmayana komünist denemez.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!