DP’nin 16. Sayısı Çıktı



İki ayda bir yayınlanan teorik-siyasal dergi Devrimci Proletarya’nın (DP) 16. sayısı (Mart-Nisan 2026) çıktı


8 Mart öncesi çıkan sayının ağırlığını kadın yazıları oluşturuyor.

Kadınlar, Ataerki, Kapitalizm ve Mücadele başlıklı makalesinde Mürüvet Küçük, kapitalizmin kendisinden çok daha eski bir tarihsel geçmişe sahip olan ataerkiyi nasıl bünyesine katıp organik parçası haline getirdiği üzerinde duruyor. Kapitalizmin kadına biçtiği rolün ana çizgilerine işaret ettikten sonra “Ataerkinin daha aktif kullanıldığı bu koşullarda kadın olmaktan kaynaklı sorunlar ve saldırılarla mücadele elbette önemli bir yerde durmaya devam ediyor” diyor fakat arkasından kadın hareketinin kadın cinsinin ezilmesini kimlik mücadelesine doğru daraltmasını “artık daha eksik ve yetersiz bir gerçeğe tekabül ettiğine” dikkat çekiyor.

Eylül Gökçin, Kapitalizm, Kadın ve Aile makalesinde kapitalist sistemde “mülkiyet ve aile ilişkilerini birbirinin kopmaz parçaları” olarak tanımlıyor. Devamında “burjuvazinin en temel dayanaklarından biri olan ailenin sarsılması özel mülkiyetin de sarsılması anlamını taşır” diyor. Aileyi “sınıf düzeninin yeniden üretildiği bir kurum olarak” olarak tanımlayan Gökçin, “eski tip ailenin miadını doldurduğu” tespitini dile getiriyor. “Patriyarkal ilişkileri yeniden üreten kutsal ailenin, eşler ve çocuklar arasındaki ilişkilerin ekonomik temellere bağlanmayan özgür insanlar arası ilişkiler olarak var olması temelinde dönüşebileceğini” vurguluyor.

Kendisi de bir bakım emekçisi olan Aynur Sarıyelek, Bakım Emeğinin Hayat Veren ve Tahrip Eden Serüveni makalesinde bakım emeğinin kapitalist üretim ilişkileri içindeki yeri ve önemine dair bir çerçeve çizdikten sonra Türkiye’de bakım rejiminin dönüşümünü özetliyor. Daha sonra kendi kişisel deneyiminden hareketle bu hizmetin zorluklarını, fiziki olduğu kadar ruhsal açıdan da nasıl yorucu ve yıpratıcı bir iş olduğunu anlatıyor. Genellikle kadınların sırtına yıkılan bu hizmeti insani bir sorumluluk olarak tanımladıktan sonra hem bu alanda çalışan emekçiler hem de toplumsal olarak ne yapmak gerektiği üzerinde duruyor.

Derginin bu sayısının manşet yazısını daha önce Alınteri sitesinde yayınlanmış olan Rojava: Rehavete Kapılan Bir Devrimin Hazin Gerileyişi değerlendirmesinin kısa bir özeti oluşturuyor.

Oya Açan, Sınıf Örgütlenmesinde Öncelikler, Alanlar ve Araçlar makalesinin ikinci bölümünde sınıf çalışmasında öncelikler kapsamında Sanayi Havzaları, OSB’ler ve Serbest Bölgeler’le kentlerin dışında oluşan bu havzaların çevresinde gün geçtikçe büyüyüp gelişen yeni işçi semtleri, daha doğrusu semt irisi yerleşim alanlarında çalışma üzerinde duruyor. Nasıl sınıf içerisindeki farklılaşmaya paralel öncelikli sektörlerden söz ediyorsak bu yeni yerleşim alanlarındaki çalışmayı da geleneksel semt çalışması ölçüleriyle düşünmemeliyiz uyarısında bulunuyor. Buralarda bir faaliyete yönelirken süreklilik kazanmış bir fizibilite çalışmasının, gözlem, veri ve nüfuz etmenin önemi üzerinde duruyor. Makalenin son bölümünde sınıfı örgütlerken onu özneleştirmeyi esas almanın hayati önemine vurgu yaparak iç içe örülmesi gereken örgütlenme biçimleri önerisinde bulunuyor.

H. Selim Açan, Sosyalizm İnsanlığa Ne Vadediyor başlıklı makalesine “emek en yüce değerdir” sloganını bayraklaştırarak çalışmayı yüceltip kutsallaştıran bir sosyalizm anlayışının temellerini Marx ve Engels’in attığı bilimsel sosyalizm öğretisi ve komünizm tarihsel amacıyla çelişkisine işaret ederek giriş yapıyor. Devamında “sosyalizme kuşaklar boyu süreklilik ve sağlamlık kazandıracak dinamik ne olabilir” sorusuna yanıt kapsamında işi/çalışmayı yaşamı sürdürebilmek için katlanılması zorunlu bir angarya olmaktan çıkarıp sosyalist toplumu oluşturan bireylerin kendilerini diledikleri alanlarda özgürce gerçekleştirme duygusunu yaşadıkları keyif alınan bir gereksinim haline getirmenin önemi üzerinde duruyor.

Selçuk Ulu İnsanın İnsanı Araç Olmaktan Çıkarabildiği Günler makalesinde bir hayal kuruyor. Hepimizi bir zaman makinesine bindirerek hayal ettiği sosyalizm dünyasına götürüyor. Çok yönlü gelişkin bireylerin değişik alanlarda katıldıkları doğa ve insan dostu üretim faaliyetlerinin zenginliğinden aşka, toplumsallaşmış bir özgürlük anlayışının ne anlama geldiğinden sorun ve çözüm anlayışının farklılaşmasına kadar kapitalizm koşullarında çoğumuza ‘ütopik’ görünen bir yaşamın pekala mümkün olduğunu duyumsatıyor okuyanlara.

Kazım Bayraktar iki makaleden oluşacak Özel Mülkiyet Ekseninde Hukuk ve Sosyalizm dizisinin ilk bölümünde ‘hukuk’ ve ‘hukukun üstünlüğü’nü kendinde şey olarak fetişleştiren yaklaşımların idealist karakterini sergilerken ilk olarak hukukla emek sömürüsü ve sınıfların ortaya çıkışı arasındaki bağı serimliyor. Bu bağlantı zemininde hukukun yürürlükteki sömürü ilişkilerini sömürenler lehine belirli bir düzene ve kurallara bağlayan işlevinin altını çiziyor. İçinden çıktığı kapitalist toplumun doğum lekelerini de taşıyan komünizmin başlangıç aşaması olarak sosyalizm döneminde hukukun işlevi ve sosyalist hukuk felsefesi dizinin gelecek sayımızda yayınlanacak ikinci bölümünün konusunu oluşturuyor.

D. Emrah Zıraman, ilkini 2007 yılında yazdığı Kişisel Su Kısıtlamasına Hayır başlıklı makalesinin devamında kapitalist barbarlığın sadece insanı değil doğayı da nasıl tüketip yıkıma uğrattığını sergiliyor. Örnek olarak seçtiği konu ise iklim kriziyle bağlantısı içinde giderek büyüyen su krizi. Her iki krizin nedeni olan kapitalist kâr hırsının su özelinde hem bu hayat kaynağının dahi metalaşması hem de insanlardan esirgenip sanayinin tüketimine verilmesini Türkiye’den ve dünyadan örnekler vererek teşhir ediyor. İncelemenin finalinde de “kişisel su tüketimin kısıtlanmasına” ve “suyun metalaştırılmasına” karşı itiraz ve protestonun ötesine geçen cepheden mücadele çağrısında bulunuyor.

Devrimci Proletarya’nın 16. sayısını İstanbul’da Mephisto Kitabevi’nin Kadıköy, Beşiktaş ve Beyoğlu şubelerinde, Ankara’da Alınteri büromuzda, İzmir’de ise Yakın Kitabevi’nde bulabilirsiniz.

Bugüne kadar yayınlanmış 15 sayının yazıları ve pdf’lerine www.devrimciproletarya.org sitesinden ulaşabilirsiniz.

16. sayının yazıları ve pdf’ine ise 15 Mart’tan sonra erişebilirsiniz.