ODTÜ dendiğinde yalnızca bir üniversite değil bir direniş ekolü gelir akla. Bu topraklar, emperyalizme karşı en gür sesin yükseldiği, faşizme mezar olacağını haykıran devrimci öğrencilerin kampüsüdür. Bugün yaşananlar ise bu köklü geleneğe yapılan bir saldırı olarak çıkıyor karşımıza.
Tarihin Tanıklığı: Komer’den NATO’ya, Devrim’den Direnişe
ODTÜ’nün devrimci kimliği kuruluş paradoksunda gizlidir. 1961’de ABD’nin inisiyatifiyle “bir Amerikan kültür üssü” olarak kurulan üniversite, kısa sürede kendi yaratıcısına başkaldıran bir bilinç üretti. En iyi öğretim görevlilerini ODTÜ’de toplama endişesi, akademik kariyerlerinde başarılı öğretim görevlilerinin çoğunluğunun ilerici olması nedeniyle ODTÜ’de ilerici bir kadro birikimine yol açtı. Öğrencilerin özellikle seçilmiş oluşları ise ilerici fikirlere çok daha kolay tepki verilmesini sağlayınca, ODTÜ’de sağcı ve faşist düşünce hiçbir zaman egemen olamadı.
Bu geleneğin en simgesel anlarından birisi 6 Ocak 1969’daki Komer Olayı’dır. ABD’nin Vietnam’daki savaş mimarlarından Büyükelçi Robert Komer, ODTÜ’ye getirilir. Daha birkaç hafta önce kendisini protesto etmek üzere havalimanını doldurmuş olan binlerce ODTÜ öğrencisi, elçinin makam aracını ateşe verir. Dönemin rektörü Kemal Kurdaş’a olay sorulduğunda verdiği yanıt bugün bile ders niteliğindedir: “Kimse zarar gördü mü? Yoksa iyi, onlar zengin yenisini alırlar.”
O günden sonra ODTÜ Stadyumu’na yazılan “DEVRİM” yazısı, her bahar şenliğinde yeniden canlanan bir anlaşmaya dönüştü. 1968 yılının Ekim ayında bir avuç ODTÜ’lü öğrencinin halatlar, trafik boyaları ve cam asitleriyle stadyumda buluşup yazdıkları bu yazı, kimyasal yapısı nedeniyle hiçbir zaman tamamen silinemedi.
Ölümsüzleşen ODTÜ’lü Devrimciler: Nurhak’tan Kızıldere’ye
ODTÜ, Türkiye devrimci hareketinin simgeleşmiş isimlerini yetiştiren önemli bir durak olmuştur. Bu topraklardan çıkan ve bugünün gençlerine yol gösteren ölümsüzleşmiş devrimcilerden bazıları şunlardır:
Sinan Cemgil (1949-1971)
ODTÜ’de öğrenciyken Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) kurucu kadrosunda yer aldı. Arkadaşları Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga ile birlikte, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamını engellemek için harekete geçtiler. 1971 yılında Nurhak Dağları’nda devlet güçleriyle girdikleri çatışmada yaşamını yitirdi. “Bir avuç çıkarcının halkın zenginliklerini emperyalist şirketlerin ayaklarına serdiği bir dönemde; Sinanların iradesi bizlere, mücadeleyi büyütmenin, örgütlenmenin ve geri adım atmamanın dersini veriyor” denildiğinde, işte bu mirastan söz ediliyor.
Alpaslan Özdoğan (1950-1971)
ODTÜ’lü devrimci, THKO militanı. ODTÜ Stadyumu’na “DEVRİM” yazısını yazanlardan biri olan Özdoğan, Nurhak’ta Sinan Cemgil ve Kadir Manga ile birlikte katledildi. ODTÜ’nün simge yazısını yazarken aklında yalnızca bir avuç harf değil, bir ülkenin kurtuluşu vardı.
Kadir Manga (1952-1971)
THKO militanı, Nurhak ölümsüzü. Sinan ve Alpaslan ile birlikte can verdiğinde henüz 19 yaşındaydı. Onların amacı, NATO üssünü basarak yoldaşlarını kurtarmaktı.
İbrahim Baloğlu (ö. 1977)
2 Aralık 1977’de, ODTÜ rektörlük binasında MHP’li faşistlerin silahlı saldırısında hayatını kaybetti. Olayda 52 öğrenci de yaralandı. Bugün ODTÜ kampüsünde, İbrahim’in can verdiği noktada “2 Aralık Anıtı” bulunur; 9 aylık ODTÜ direnişinin simgesi olan 9 demir direkten oluşan bu anıt, öğrencilerin faşizme karşı verdiği mücadelenin somut tanığıdır.
Ertuğrul Karakaya (ö. 1977)
ODTÜ öğrenci temsilcisi. 1977 yılında okulun giriş kapısında jandarma tarafından katledildi. Faşist işgale karşı direnen öğrencilerin ödediği bedellerden biridir.
Osman Yaşar Yoldaşcan (1952-1980)
1967’de 46 bin aday arasında Türkiye birincisi olarak ODTÜ Fizik Mühendisliği’ne girdi. Dönemin dekanı Erdal İnönü onun için “büyük bir fizikçi” diyordu. Fakat o, fiziği başkalarına bırakıp insanlığın kurtuluşu davasını seçti. TİKB’nin kurucularından, Merkez Komite üyesi, ilk askeri komutan… “Sakınmasızlığı” ve “hücum ruhu”nun simgesi olarak 12 Eylül darbesinden hemen sonra, 29 Eylül 1980’de İstanbul Bağcılar’daki kuşatmadaki çatışmada 12 Eylül faşizmine karşı sıkılan ‘ilk kurşun’ olarak ölümsüzleşti.
Taylan Özgür (1957-1979)
ODTÜ Makine Mühendisliği öğrencisi. ODTÜ Stadyumu’na “DEVRİM” yazısını yazanlardan biri olan Taylan Özgür, 23 Eylül 1969’da İstanbul Beyazıt Meydanı’nda arkasından vurularak katledildi. Ölümsüzlüğünün ardından devrimci mücadelenin genç simgelerinden biri haline geldi. Yoldaşı Alpaslan Özdoğan ile birlikte, ODTÜ’nün faşizme karşı verdiği mücadelenin canları pahasına ödenen bedellerindendir.
Bugün ODTÜ’de gözaltına alınan, evlerine baskın yapılan, faşist saldırılara karşı direnen öğrenciler işte bu mirasın taşıyıcılarıdır.
Polis Yüzüğü, “Başkanım” Hitabı ve İntikam Tehditleri
Tarih bugün tekerrür ediyor ama bu kez sahne bambaşka.

6 Mayıs 2026, 37. Bahar Şenliği’nin ilk günü. İlkay Akkaya konseri sırasında tribünlerde faşist gruplar yuhalamaya, sataşmaya başladı. Bu faşist provokasyona devrimci öğrencilerin müdahalesinin ardından alanda “Samsun 19 Mayıs PMYO 9. Dönem” kazılı bir polis yüzüğü bulundu. Yani provokatörlerin arasında aktif ya da eski polis vardır.
7 Mayıs, provokasyonun ikinci günü. A1 kapısında Zafer Partisi ve İYİ Partili kalabalık, ODTÜ öğrencilerine “intikam” diye höykürdü. Grubun içindeki sivil polisler bu faşistlere “başkanım” diye hitap etmesi dikkat çekti. Aynı akşam, Devrim Stadyumu’nda provokasyonu sürdürmek isteyen ırkçı grup, sivil polisler eşliğinde alana sokuldu.
8 Mayıs sabahı, direnen devrimci öğrencilere ev baskınları yapıldı. Hedef gösterilen çok sayıda öğrenci işkenceyle gözaltına alındı.
Gözaltılardan saatler önce, Zafer Partisi güdümlü İstiklal Kadınları Hareketi, sosyal medyadan “Bu gece gözaltı haberlerini bekleyin” diye duyuruda bulundu. Yani provokasyon da ardından gelen operasyon da önceden biliniyor.
ODTÜ Ruhu: Biat Etmeyenlerin Üniversitesi
ODTÜ Mezunları Derneği’nin bir paylaşımında dendiği gibi: “ODTÜ, biat etmeyenlerin, sorgulayanların ve eşit, özgür bir gelecek için mücadele edenlerin yaşam alanıdır.”
Bu söz ODTÜ ruhunu tarif etmek için söylenebilecek en yalın ifadesi olsa gerek. Ne var ki bugün iktidar tam da bu “biat etmeyen” karakteri nedeniyle ODTÜ’yü hedef almaktadır. 2012 yılında, dönemin başbakanı ODTÜ’ye geldiğinde öğrencileri protesto etti diye panzerler eşliğinde 3 bin polis ve özel tim görevlisi kampüse gönderilmiş, anaokulundaki çocuklar bile biber gazından fenalık geçirmişti. ODTÜ öğretim elemanlarının çoğunluğu öğrencilerine sahip çıkmış ve dersleri boykot etmişti. Bu boykot eylemi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra bir üniversitede öğretim elemanlarıyla öğrencilerin ortaklaşa gerçekleştirdiği en büyük boykot eylemi oldu.
“Biat Etmeyenlerin” Üniversitesi Yine Nöbette
Sinan Cemgil, ODTÜ’de “DEVRİM” yazısını yazarken aklında bir ülkenin kurtuluşu vardı. Alpaslan Özdoğan, Deniz’leri kurtarmak için Nurhak’a çıktı. Kadir Manga, 19 yaşında can verdi. İbrahim Baloğlu, faşist kurşunlarla yıkıldı. Ertuğrul Karakaya, okulun kapısında jandarma tarafından katledildi. Osman Yaşar Yoldaşcan, fiziği bırakıp devrimi seçti. Taylan Özgür, 19 Mayıs’ta bir suikastla aramızdan alındı.
Ama hiçbiri vazgeçmedi. Hiçbiri teslim olmadı.
Bugün ODTÜ’lü gençler de sokakta ne kadar TOMA, ne kadar gözaltı aracı, ne kadar “başkanım” hitabı görürse görsün vazgeçmiyor. Çünkü bu kampüsün çimlerinde Deniz Gezmiş’in, Hüseyin İnan’ın, Yusuf Aslan’ın, Sinan Cemgil’in, Alpaslan Özdoğan’ın, Kadir Manga’nın, İbrahim Baloğlu’nun, Ertuğrul Karakaya’nın, Osman Yaşar Yoldaşcan’ın, Taylan Özgür’ün ve nicelerinin ayak izleri var. Bu izler, faşizmin üzerini asla örtemeyeceği kadar derindir.
ODTÜ faşizme mezar olacak dendiğinde, bu sözün altını Sinan Cemgil yazdı, Alpaslan Özdoğan çizdi, Osman Yaşar Yoldaşcan imzaladı, İbrahim Baloğlu canıyla mühürledi.
Şenlik ODTÜ’nün, ODTÜ bizimdir! Direniş ve devrim mücadelemiz sürüyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!