Türkiye’de mülteci olmak, hele de kadın mülteci olmak çok zor. Toplumdaki kadınların gerici bakış açıları, özellikle de hemcinslerine bakış açıları, kendinden başka herkesi ötekileştiren, düşman gören politika ile buluştuğunda daha da vahim bir hal alıyor. Bunun canlı örneklerinden birini, Mahtab‘ı dinleyelim:
Alınteri: Merhaba, kendinizi tanıtır mısınız?
Ben Mahtab, 32 yaşındayım, İngilizce öğretmenliği ve tercümanlık mezunuyum. İngilizce ve Fransızca öğretmenliği yapıyorum, 2014 yılında siyasi ve mezhebi sebeplerden dolayı Türkiye’ye gelmek zorunda kaldım ve sığınma talebinde bulundum BM’den; çok zor durumlar yaşadım.
Alınteri: Buraya gelirken beklentiniz neydi?
Mahtab: Aslında hiçbir beklentim yoktu. Çünkü gelişim o kadar ani oldu ki, annem ve babamın “Seni toprak altında görmek istemiyoruz” ya da “evin altındaki işkencehanede görmek istemiyoruz” dedikleri için gelmek zorunda kaldım buradaki yaşamın nasıl olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu..
Alınteri: Beş yıl oldu dediniz, bu beş yıl içinde neler yaşadınız?
Mahtab: İlk zamanlarda dil bilmediğimden dolayı öğretmenlik için fotoğraflarımı okullara bıraktım, bir gelir kaynağım yoktu. Annem ve babamdan isteyemezdim, o zamanlar öyle bir kritik zamandı ki, bana para falan gönderemezlerdi çünkü bu benim güvenliğimi zedeleyebilirdi. İlk yıllarım iş aramakla, dil öğrenme çalışmalarımla geçti -bu arada Türkçeyi kendi kendine belgeseller izleyerek öğrendiğini ifade ediyor. Türkçe öğrenmeden önce çoğu şeyi anlamıyordum. Evden işe işten eve gidip geliyordum. Dili öğrendikten sonra buranın kültürüne uyum sağlamaya çalıştım.Bu arada BM’deki dosyamı takip ediyordum. Her şey o kadar kötü değildi ama iyi de değildi. Buraya herhangi bir beklentiyle gelmediğimden dolayı olabilir. Ama özelikle son iki sene içinde her şey o kadar zorlaştı ve ağırlaştı ki bu nedenle geçen sene intihar etmeye bile kalkıştım ama başaramadım.
Aslında güçsüz bir kadın değildim. Hala güçlü olduğuma inanıyorum. Ama baskılar çoğalıp ağırlaşınca buna dayanamadım.
Alınteri: Ne tür baskılar yaşadınız, biraz ayrıntı verebilir misiniz?
Mahtab: Mültecilere karşı aşağılamalar… bunu kendime yediremiyorum, her şeyimden taviz veririm -bugüne kadar olduğu gibi- ama onurumdan asla taviz vermem. Gördüğüm ırkçılıklar, tacize uğradığımda ve halktan gelen gerici baskılardan, ayrımcılıklardan kaynaklı özgüvenim o kadar özgüvenim düştü ki, biz işgalci değiliz.
Bu ben değilim, annemin yetiştirdiği kız bu değil; benim annem hakkını arayan, haksızlık gördüğünde müdahale eden, mücadele eden bir kız, bir insan yetiştirdi. Annem bizi yetiştirirken ‘haksızlığa uğradığında sesini çıkaracaksın’ diye yetiştirdi. Ama ben burada haksızlığa uğradığımda, tacize uğradığımda sesimi çıkaramadım. Bunları asla unutamıyorum ve asla unutmayacağım. “GAVUR” kelimesinden nefret ediyorum, midem bulanıyor, artık duymak istemiyorum. “PİS HAÇLI”, “SENİN ELLERİNDEN SU İÇİLMEZ”… diyorlar. Tüm bunlar bir kere olsa hadi neyse diyebilirsin, ama o kadar çok ve sık duyuyorum ve yaşıyorum ki artık yeter diyorsunuz. Bunlar yaşadıklarımın çok azı üstelik, yani özetleyerek anlatıyorum.
Alınteri: Kolyenizle ilgili bir olay anlatmıştınız. Neydi, nasıl yaşadınız?
Mahtab: Çalıştığım okuldan evime gidiyordum. Çok yorgundum, yolda yürürken bir kadın bana “Merhaba, Türkçe biliyor musunuz?” dedi. Ben de ‘evet‘ dedim bir şey ya da bir yer sorabilir diye. Boynumdaki haç şeklindeki kolyemi koparıp aldı. Benim için manevi değeri çok büyüktü. O an kilitlendim. Bildiğim Türkçe sanki o an bitti, konuşamadım. Kolyemi koparan kadın “Ne sanıyorsun, burası Müslüman bir ülke burada böyle gezemezsin, haçlılar defolsun; kendi ülkene git, yaşamak istiyorsan orada yaşa!” dedi. Üstelik bunu bağırarak söylemesi, etrafa insanların toplanması, insanların bana acayip bir şekilde bakması o kadar psikolojimi incitti ki… 50 sene sonra en lüks evde bile yaşasam, koşullar çok iyi bile olsa bu yaşadıklarımı asla unutamam.
Alınteri: Çalıştığınız dersanelerde bu tür şeyler yaşadınız mı?
Mahtab: Evet, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde bir öğretmen aynen şu cümleyi kurdu: “Gavurlar burada, gavurlar her yerde!” Bu benim için çok ağır bir olaydı. Sıradan halkın cahilliğini bir yere kadar tolere edebilirsiniz ama eğitimli cahiller tolore edilemez.
Cahiller var, ama bir de okumuş cahiller var. Cahilleri cahillikleriyle bırakırsanız ve bunu derinleştirirseniz böyle olur. Ama okumuş cahiller bu jenerasyona, gençliğe eğitim veriyor. Bu eğitimcilerden bu gericiliği duymak ve yaşamak daha çok acıtıyor ve incitiyor.
Alınteri: İran ile burayı karşılaştırdığınızda neler söylemek istersiniz?
Mahtab: Her yerde ırkçılık var. Bunun farkındayım, ama seviyeleri de vardır. Cahillik ve cahil olmanın da seviyesi vardır. İran dıştan gözüktüğü gibi değil. Hükümet ayrı bir mesele, insanlıktan bahsediyorum. İnsanlar bu kadar cahil ve ırkçı değiller, Mesela bizim binada çalışan (İran’da) Afgan beyefendi vardı. ‘Beyefendi‘ diyorum, çünkü gerçekten öyle. Kendi ülkesinde iş bulamadığından İran’a gelmiş çalışıyor. Senelerdir binada çalışıyor, annem babam tanıyor ve binada bulunanlar da insanca davranıyorlar. Asla dışlayıp onu incitecek en ufak bir cümle dahi kurmazlar. Burası ile kıyaslayamıyorum kesinlikle.
Alınteri: Türkiye’deki mültecilere karşı insanlık dışı davranışlar neden kaynaklanıyor sizce?
Mahtab: Ben ırkçılığa karşı bir insanım. Kendimi hümanist olarak tanımlıyorum. İnsan insan olarak değerlidir. Nerede olursa olsun nereli olursa olsun… dili, dini, rengi ne olursa olsun insan insandır. Konuşabilmelidir, kendini savunabilmelidir, hiç kimse aşağılanamaz, aşağılanmamalıdır. Kimse kimseden üstün değil, ama o kadar yanlış politikalar uygulanıyor ki bu aşırı göçten dolayı, aşırı mülteci akışından dolayı…
Alınteri: İnsanlar ırklarından kaynaklı aşağılanmaları doğru değil, kim olursa olsun öyle değil mi?
Mahtab: Aynen öyle, ben gördüklerimi, yaşananları anlatıyorum. Bunların gerici politikalardan kaynaklı olduğunu da biliyorum. Hiç kimse kendi ülkesinden rahatını, yaşamını bozup başka bir ülkeye gelip de böyle yaşamayı isteyerek seçmez. Bir Suriyeli çocuk var o anlatmıştı: “Babamı İŞID öldürdü, anneme tecavüz ettiler. Ben kaçmak zorunda kaldım ve buraya geldim.” Burada kağıt toplama işinde çalışıyor. Irkın ne olursa olsun insan değerlidir.
Alınteri: Ne yapmak istiyorsunuz?
Mahtab: Öncelikle sesimi dünyaya duyurmak, mülteciler üzerinde uygulanan baskıları basına, kamuoyuna duyurmak istiyorum. BM’lerin sözüdür, ‘insan hakları değerlidir’ derler. Ama uygulamada bunları göremedim maalesef.
Alınteri: Yaşadığınız taciz olayı ve baskılar yüzünden çözüm üretmelerini talep etmek için birçok mülteci bürosuna da gittiğinizi söylemiştiniz, oralarda nasıl karşılandınız?
Mahtab: Maalesef çözüm üretilmiyor. Üretilen tek şey “BEKLEYECEKSİN, BEKLE” başka bir şey yok. Çözüm üretilmiyor. Geçici olarak ortaya çıkardıkları “BEKLE” kavramı var. Bana bunu söyleyenler bilsinler ki, normal şartlar altında beklemek olağan olabilir, ama benim ve benim gibi insanların şartlarıyla “Bekleme” kavramı örtüşmüyor, uygun değil. Çok zor
Ben ilk önce BM’lerin ortaya koyduğu “İnsan hakları” ve “İnsan haklarına saygı”nın sadece kağıt üzerinde olduğunu herkese anlatmak istiyorum.
Avrupa, Amerika, Kanada gibi gelişmiş ülkelerde ‘biz insan haklarına, kadın haklarına çok önem veriyoruz’ diyerek yapılanlara sessiz kalmaları beni gerçekten çok yaralıyor ve üzüyor. Onlara sesimi duyurmak istiyorum. Benim için insan hakları kadın haklarıdır, kadın hakları da insan haklarıdır neredesiniz, ne yapıyorsunuz bu konularda?
Benim artık kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı. Ülkemi, özgür yaşamımı kaybettim. Artık konuşmaktan bile korkuyorum. Bir hedefim var. Bu hedefime ulaşmak için bir zaman belirlemişim. Ne istiyorum? Kendim gibi mültecilerin, çocukların ve kadınların haklarını savunmak istiyorum. Tekrar üniversiteye gitmek istiyorum. Bunlardan herhangi birini başaramazsan açık söyleyeyim intihar edeceğim. Benim ölümümün sorumlusu, bunları duyanların sessizliğidir. AB insan haklarını çıkardı, ama uygulamada yok! Bizim gibi insanları duymuyorlar, görmezden geliyorlar. Sorumluları onlardır. İnanıyorum ki haksızlığa uğrayanın kanı yerde kalmaz. Buna da inanıyorum.
[Sürecek]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!