Çarşamba, 19 Ağustos 2026

Diplomasinin diliyle aslında ne oldu?



Konuşulanlardan daha çok konuşulmayanlar önemlidir bu tür görüşmelerde. Taraflar birbirinin ne söylediğinden çok nasıl söylediğine, sesinin tonundan vücut dillerine kadar her şeyi her an okurlar.


Devrim Şen

Türkiye-Rusya ilişkilerinde tüm dünyayı yakından ilgilendiren 5 Mart tarihli görüşme gerçekleşti. Bu diplomatik görüşmeye ilişkin varılan mutabakat ve bunun ne anlama geldiğine ilişkin değerlendirmeler yapıldı ve yapılacak. Sahada durumun nasıl olacağı ve dünya siyasetinin ne yönde gelişeceğini bundan sonra da izlemeye devam edeceğiz.

Bu tip diplomatik görüşmelerde çıkacak sonuç aslında görüşmeden önce bellidir, o açıdan da pek büyük bir sürprizle karşılaşmak mümkün değildir. Çünkü var olan ekonomik, askeri ve siyasal güçlerin; tüm potansiyelleri, attıkları her adım, iç ve dış kamuoyuna ilişkin verdikleri mesajlar her an titizlikle takip edilir. Taraflar birbirlerinin güçlü ve zayıf yönlerini, mevcut durumlarını gayet iyi bilirler. Sonucu baştan belli böylesi görüşmelere neden ihtiyaç duyarlar o halde? Burjuva diplomasisinde genel bir kural olarak zayıf tarafın buna ihtiyacı olduğu içindir.

Konuşulanlardan daha çok konuşulmayanlar önemlidir bu tür görüşmelerde. Taraflar birbirinin ne söylediğinden çok nasıl söylediğine, sesinin tonundan vücut dillerine kadar her şeyi her an okurlar. Sözlü mesajlardan daha çok bu mesajlara önem verirler. Dosyalar, evraklar, belgeler vb. bunlar ikinci sırada kalır. Hatta hangi anlaşma maddesini karşı tarafın kabul etmek zorunda olduğuna kadar baştan bellidir!

Türk diplomatik heyetinin duruşu, vücut dili ile mevkidaşlarının vücut dilini karşılaştıralım. Türk tarafı tek kelimeyle “el, pençe divan” bir duruş sergiledi. Bu da gayet normaldi. Çünkü yürüttükleri siyasetle gerek uluslararası alanda gerek ülke içerisinde gerekse de askeri alanda sıkışma ve tıkanma yaşayan taraf Türk diplomatik heyetinden başkası değildi. Göğsünü gere gere diplomasi masasına gitmeleri ve bunu yansıtmaları nasıl beklenebilir? Dahası; haklı, güçlü ve meşru, belirlenen değil belirleyen taraf olunsa bu görüşme Rusya’dan rica minnetle sağlanmaz ve Rusya’da değil Türkiye’de gerçekleştirilirdi. Hatırlanırsa, görüşme gününe ilişkin bile Putin’in yoğun olduğu, uygun bir tarih belirlemeye çalışıldığı gibi gerekçelerle belirsizlik yaratılmıştı. Kısacası “konuşup konuşulmayacağı dahi bize bağlı, aklınızı başınıza alıp gelin” mesajı “nazikçe” verilmişti.

Genel plandaki zayıflık ve çaresizliğin belirlediği umarsızlık Türk diplomatik heyetinin tüm tutumlarını belirleyen bir haldeydi. Türk diplomatik heyetinin vücut dili, kendinden büyük bir otorite karşısında, örneğin işyerinde müdürün karşısındaki memurun vücut dili neyse oydu. Putin görüşmede özgüvenine dayalı rahat ve son derece ölçülü bir duruş sergiledi. Önce AKP başkanını karşıladı. El sıkıştı. Hemen ardından dönerek Türk diplomatik heyetiyle teker teker tokalaştı. Bunu yapmasına gerek bile yokken yapmış olması dahi bir mesaj içerir. Boş yere yapılmaz. Mevkidaşıyla tokalaşması ve onu buyur ederek görüşmeye başlaması yeterlidir. O bununla yetinmeyerek, konuya, soruna, sürece, duruma tamamen hakim olduğu mesajını diplomatik bir dille vermek istedi. “Babacan” bir görüntü içinde yaptı bunu. Yine aynı anda tüm heyete ağırlığını ve otoritesini basit bir el sıkışma “jestiyle” vererek kontrolü altına aldı.

Sergiledikleri memnuniyetin bakışlarına yansıyan işaretlerini de o an toparladı. Putin’in bu hamlesine karşı AKP başının salonda hiçbir şey olmuyormuşçasına Putin’in buyur ettiği yerde oturuyor olması, dona kalması ise asıl konuydu. AKP’nin başını düşürdüğü durum bilinçsizce yapılmış, o an gelişmiş bir şey değildi. Putin kendi diplomatik yeteneğini sergilerken, AKP’nin başının, sandalyesinde oturur halde etkisiz, tabi olmuş, gerçekte ancak ona gösterilen sınırlar içerisinde davranabilecek bir belirlenme ilişkisi içinde olduğunu salonda sergilemiş oldu. Bir süre sonra, Rus heyetinin “nazik” ikazıyla, AKP başının yerinden kaldırılarak Rus heyetini tıpkı Putin’in yaptığı gibi karşılamasını sağlamak ise işlerin vahametini sergilemek içindi! Rahat ve karşısındakini de rahatlatmak için harekette bulunan bir liderle sandalyesinde kendini kaygılı düşünceler içerisinde kaybederek o an ne yaptığı, yapacağını bile bilmez hale gelmiş başka bir lider…

Genel, resmi protokol kurallarının, alışkanlıklarının dışına çıkan Putin bu “şaşırtma” taktiğiyle ortaya çıkarttığı görüntüde tüm burjuva siyaset, diplomasi çevrelerine vermek istediği mesajı vermiş oldu.

Görünenin yüzünden görünmeyenin yüzüne doğru devam edelim. İki lider neden baş başa görüşmeye ihtiyaç duydu? Yalnız kalmaya ihtiyacı olan iki sevgili olmadıklarına göre bu soruyu sormak gerekmiyor mu? İşte burada siyasetin, diplomasinin sınıfsal özü açığa çıkar. Burjuva siyasetçileri hiçbir zaman halka doğruları, gerçekleri söylemez, söyleyemezler! Bu AKP’nin başı için geçerli olduğu kadar Putin için de geçerlidir. Devrimci, sosyalist siyaset ve diplomasi tek bir nokta ve tek bir virgül, tek bir kelime dahi gizlenmeksizin sınıfa ve halka açıktır! Bunu saklama ihtiyacı dahi duymaz! Samimi ve dürüsttür! Gücünü gerçeklerden alır! Oysa burjuvazi sınıfsal egemenliğini ancak yalanlarla sürdürebilir! Kendi yürüttüğü siyaset kendi sınıf çıkarları içindir. Kendi çıkarlarını tüm toplumun çıkarıymışçasına gösterebilecek düzeyde kıvrak bir yalancılıkta ustalaşmadan işlerini asla yürütemez! İki liderin ya da liderlerin bu “kapalı oturum”, baş başa görüşme anlarında kartlar açık oynanır. İki profesyonel yalancının kartlarını açık oynadıkları saha burasıdır.

Bu görüşme esnasında ne konuşulmuş olabilir? Muhtemelen Putin AKP’nin başı ve rejimin temsilcisine kendi durumunu açık açık hatırlattı. 15 Temmuz’un “Eniştesi” olan Putin, Rus istihbaratı, sahada en kötü senaryonun gerçekleşmesinden önce ve gerçekleşmesinden sonra AKP’nin başı ve rejimin temsilcisinin başına neler geleceğini de anlattı! Ellerinde tuttukları istihbarat bilgileri, belgeleri ve delilleri, bunlarla neler yapabilecekleri ve bunların sonucunun ne olacağının portresini çizmiş olmalı. Orada somut ekonomik, siyasal, askeri güç durumu, kitlelere verilen ve kendilerini inandırdıkları gaz değil de gerçek güç ilişkilerinin hatırlatılmasına pek de gerek yok.

Sonuç olarak Rus tarafının çizdiği sınırlar, Türk tarafının “artık kabul etmiyoruz” diye açık beyanının olduğu önceki anlaşmaları ve fazlasını bizzat bunu diyen kişiye, tüm dünyanın gözleri önünde okutturularak kabul ettirildi.