Alınteri: Pandemi olarak ilan edilen korona virüs salgını tersane işçilerini nasıl etkiliyor?
Hakkı Demiral: Biliyorsunuz, Tuzla Tersanelerinde 15 bne yakın işçi çalışıyor. Bir o kadar da Yalova’da çalışıyor. Tersanelere yabancı bandrollü gemiler geliyor ve işçiler ağırlıklı olarak bu gemilerin tamiratında çalışıyorlar. Bütün havzalarda tamir ağırlıklı çalışmalar var. Yeni yapılan gemi çok az. Tersane işkolu ciddi anlamda riskli çünkü kimyasalların yoğun kullanıldığı bir bölge. Bu yetmiyormuş gibi, korona virüs salgını da ortaya çıkınca risk ikiye, üçe katlandı diyebiliriz.
Tersanelerde çalışan işçilerin yüzde 98’i taşeron işçi, işçilerin hepsi gündelikçi, yevmiyeci. Yani günlük çalışarak alacakları ücretin dışında hiçbir gelirleri olmayan, hepsi borçlu, kredi borcu, ev borcu, kira borcu olan işçiler bunlar. Salgın nedeniyle tersane patronları işi durdurmadılar. Bu şekilde çalışmaya devam ediliyor maalesef.
Alınteri: Salgın nedeniyle tersanelerde ne gibi önlemler alındı? Ya da herhangi bir önlem alındı mı?
Hakkı Demiral: Hocam, önlem ne, işte sabundur, eldivendir, maskedir… Şimdi önlem diye bütün bu söylenenler toplumu aldatan bir durum, sen okulları kapatmışsın kahveyi, barı vs. kapatmışsın, 65 yaş üstüne evden çıkma yasağı koyuyorsun, 30 bin insana diyorsun ki çalışacaksın sabunla korun diyorsun. Eğer sabunla korunabiliniyorsa neden sokağa çıkan insana, balık tutana ceza yazıyorsun. Ama tersanede pisliğin içinde risk ile ölümle yüz yüze çalışan adama canın cehenneme diyeceksin sonra da ben önlem alıyorum diyorsun. Ne önlem almışsın? Eldiven, maske vermişsin bunlarla tersane işçisi korunamaz. Binlerce işçi çalışıyor tersanelerde bu işçilerin hepsi de bu virüsü akşam evine götürüyor. Dolayısıyla sadece işçi değil ailesi, yani evde kalanlarda risk altında.
Alınteri: Tersaneler meslek hastalığının, kronik rahatsızlıklarının yoğun olduğu işkollarından biri. Bu süreç içinde meslek hastalığı ve kronik rahatsızlığı olanlar idari izin kullanabiliyor mu?
Hakkı Demiral: Kadrolu ve belirli kısımlarda çalışanlara idari izin ve uzaktan çalışma adı altında 800-bin işçinin çalıştığı bir tersanede 30 işçiyi eve gönderiyor. Peki geri kalan işçiler ne yapacak? Tersane işçilerinin birçoğu kimyasal boya kullanmaktan kaynaklı yüksek tansiyon, şeker, solunum yetmezliği, kalp yetmezliği, akciğer yetmezlği, bel fıtığı gibi hastalıklar işçilerin çoğunda vardır.
Mesela benim çalıştığım işyerinde işçiler her gün işbaşı yaparken sağlık raporlarını getiriyorlar. Dönem dönem bakıyorum bu raporlara; şunu çok rahat söyleyebilirim; yirmi kişiden on dokuzunun mutlaka bir rahatsızlığı var. Tersanelerde koronadan kaynaklı on-on beş işçinin karantinaya alındığını duyuyoruz. Şu bir gerçek, eğer tersanelerde koronavirüs yayılırsa işçiler patır patır ölür.
Alınteri: Tersane işkolu çalışılması zorunlu bir işkolu mu?
Hakkı Demiral: Tabii ki hayır, bir geminin tamiri, bakımı sadece ulusal bazda olsa diyeceğim ki İtalya için, Almanya için geçerli değildir diyeceğim. Ama dünyaca geçerli olan salgın hastalık bu yurtdışından gelen gemileri de açığa alıp 20 gün bir ay işe ara verip salgın izole edilene kadar devam ettirebiliriz. Zorunlu bir iş değil. Tamamıyla tersane patronları karlarından vazgeçmedikleri için çalışma devam ediyor. Tersane patronları dünyadaki pazarını kaybetmeme adına 15 bin-30 bin kişiyi bile bile ölüme sevk etmektedir. İktidar da buna zaten hizmet ediyor.
“Sokağa çıkmayın, evde kalın,” diyor. Biz de çağrı yaptık, evde kalın dedik. Tersanelerde Limter-İş Sendikası olarak dedik ki; “Tersane patronları ücretli izin versin, hükümet faturalarını ödesin, işçiler de evde kalsın!” Biz sendika olarak bu çağrıyı yaptık diye Kabahatlar Kanunu’na göre 392 TL para cezası kestiler. Kabahati var bunun Cumhurbaşkanı, Başbakan çağrı yapıyor. Milletvekilleri çağrı yapıyor, bakanlar çağrı yapıyor ‘evde kal’ diyor. Evde kalma koşullarının ne olması gerekir? Bunu açıklıyoruz. Açıklayınca ceza kesiliyor.
Alınteri: Ücretli izni ne devlet ne de patronlar gündemlerine alıyor. Tersanelerde vardiyalı çalışma sistemi uygulanabilir mi? Sosyal mesafe korunabilir mi?
Hakkı Demiral: Maalesef tersanelerde bunu uygulamak mümkün değil. Tersane işi sürekli hareket ve sirkülasyon içinde olmak demektir. Tersane bir fabrika değil; işçiler çalışırken birbiriyle temas etmek ve yaptığı işi birbirine aktarmak zorunda. Malzemeyi depodan alıyorsun vince veriyorsun, vinççi alıyor forkliftçiye veriyor forkliftçi alıyor taşerona veriyor. Taşeron alıyor gemiciye veriyor… Yapılan iş böyle, dolayısıyla bir malzeme ile bir işçide olan virüs 50 işçiye rahatlıkla geçebilecek bir çalışma sistemi hakim. Üstelik bu işkolunun bu süreçte çalışmaya devam etmesi zorunlu değildir. Varsın patronlar üç gün-beş gün sonra tamir ettirsinler. Nedir yani, bu kadar işçinin yaşamını hiçe sayan aciliyet nedir? Zaruri bir ihtiyaç mıdır? Ekmek midir? Su mudur? Bu tamamen hükümet ile patronların işçiyi hiçe sayarak karlarından vazgeçmeyip ölüme göndermeleridir. Başka bir şey değil.
Alınteri: İşçilerin 15 gün ücretli izin kullanmaları patronları gerçekten çok sarsar mı?
Hakkı Demiral: Hani derler ya, dişinin kovuğunu doldurmaz. işçilerin 15 gün ücretli izin kullanması patronlar için böyledir. Yani dişinin kovuğunu doldurmaz. Bir ay patron karşılasa, bir ay kısa çalışma ödeneğinden karşılansa, bir ay işsizlik ödeneğinden karşılansa… Türkiye’de bırakın tersane işçilerini tüm işçileri üç ay finanse edecek bir bütçe var. İşsizlik fonunu patronlar harcamasalar bizim ihtiyaçlarımızı karşılar. Ama bu adamlar zaten işsizlik fonunu gasp etmiş, tersane patronları da karından vazgeçmek istemiyor.
İstenirse çözüm yolu bulunur. 20 gün tersane patronları, 20 gün kısa çalışma ödeneğinden, 20 gün işsizlik ödeneğinden ödense 60 gün yapar. “Biz 60 gündür sizin ücretlerinizi ödüyoruz. Ama salgın devam ediyor 20 gün de siz bizi ücretsiz idare edin,” deseler başımızla beraber diyeceğiz. Ama ne patronlar ne hükümet karlarından ve kazançlarından vazgeçmek istiyor. Tersanede birçok patron işe gelmiyor. Kendisini karantinaya almış. Kim geliyor? Mühendisler, işçiler geliyor. Zaten işçinin bir makine parçası kadar değeri yok. Makine bozulunca tamir edilir, bakımı yapılır ve çalışır hale getirilir. Ama işçiyi ölüme terk edip ölmesini istiyorlar.
Biz geçenlerde tersane işçilerine çağrı yaptık: “Tersane patronları ücretli izin vermiyor. Bizim çocuklarımız, bizim ailelerimiz, bizim 65 yaşındaki büyüklerimiz evdeyken bizim çalışmamız risk oluşturur. Tersane patronları yapmıyorsa yaşam hakkı grevimizdir diyerek tehlikeyi gördüğünüzde çalışmama hakkımız vardır”.
Bu çağrılarımız üyemiz olan tersane işçileri nezdinde sıcak karşılandı ama bir taraftan hükümet bir taraftan patronlar önünü kesiyor. Örgütlülük de zayıf olunca “çalışmaktan kaçınma hakkını kullanmak anayasal haktır, yasal olarak kanunlarda var” desek de şu günlerde bile bir karşılığı olmuyor. Fakat bu çalışmalar devam edip örgütlülüğü güçlendirip büyüttüğümüz oranda karşılığını bulacaktır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!