Çocukluğumuzun kahramanlarından Gazanfer Yıldız



Cebeci Köyü’nden devrimci Gazanfer Yıldız sessizce aramızdan ayrıldı


Almanya’ya ilk geldiğim yıllardı. Mülteci kamplarındaki izolasyon, sınırdışı etmeler ve serbest dolaşım yasağına karşı büyük bir yürüyüş örgütlemiştik. Bayern’den Berlin’e doğru yürüyüş halindeydik. August Bebel gibi devrimcilerin isimlerinin caddelerine verildiği Erfurt şehrinde öğlen yemeği için mola vermiştik. Destekçilerimizin ve yemek yapan kolektifin çoğu vegan olduğu için bir süre etsiz yemekler yemiştik. “Ben bugün et yemek istiyorum” diye seslendim ve motorsikleti olan bir arkadaş beni Erfurt’ta bir dönerciye götürdü. Üzerimde yumruk sembolü ve sloganlar yazılı bir tişört vardı.

Dönerci, eylemci olduğumuzu sohbetten anlayınca “Durun bir arkadaşımı çağıracağım” diyerek birine telefon etti. Kısa bir süre sonra içeriye uzun boylu, zayıf, uzun saçlı, kara gözlü bir adam girdi. Dönerci bizden; “Bak bunlar da senin gibi devrimciler. Hakları için Berlin’e yürüyüş yapıyorlar” diye söz edince “Nerelisin, kimlerdensin…” gibi sorularla tanışmaya başladık.

Aynı köylüymüşüz. Karşımdaki adam çocukluğumun kahramanlarından Gazanfer Yıldız’dı. O güne kadar hiç karşılaşmamıştık. O beni bilmiyordu ama ben onun hayat hikayesini kısmen biliyordum. Metris Hapishanesi’nden uzun bir tünel kazıp özgürleşen devrimcilerdendi. Daha sonra yeniden tutsak düşmüş ve bir bayram açık görüşünde, kendisine çok benzeyen kardeşinin yerine çıkıp gitmişti hapishaneden. “Ne kadar güzel bir tesadüf, aynı köyden yüzünü hiç görmediğim bir cocuk devrimci olmuş, burada bile özgürlükleri için direnişi devam ettiriyor” diyerek ağladı o uzun kara adam. Evine götürdü beni. Bir döner dağıtım işinde çalışıyormuş. Çin, Rusya gibi birçok ülkeye gitmiş gelmiş. Devrimci düşüncelerinden hiç vazgeçmemiş Gazanfer Yıldız.

Kaynağını Rusya’dan alan Garağan Deresi ile Möküz Deresi’nin kesiştiği yere kurulu olan Kars’ın Kızılçakçak (değiştirilen ismi Akyaka) ilçesine bağlı Cebeci Köyü’nde biz çocukların birkaç kahramanı vardı. Eski kahramanlar Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya’lardı. Deniz Gezmiş hızla giden arabaların üzerinden takla atarak uçarmış. Yaşayan kahramanlardan biri Gazanfer Yıldız’dı. Jandarmalar ikide bir onun yoksul ailesinin evine baskın yaparlardı. Biz çocuklar da jandarmaların peşinden koştura koştura giderdik, kovarlardı bizi ama gene de cızlavet lastiklerimiz ayağımızdan düşe çıka koşardık peşlerinden.

Köyün köpekleri jandarmaları hiç sevmezlerdi. Onları gördükleri anda canhıraş bir biçimde havlamaya ve saldırmaya başlarlardı. Jandarmalar, köpek havlamaları ve çocuk bağrışları arasında evden, evin yakınında dağ yamacındaki mağalardan da elleri boş dönerlerdi. “Gene bulamadılar, bulamazlar onu, bacakları uzun kaçmıştır bir görünür bir kaybolur” diyerek birbirimize abartılı hikayeler anlatıp sevinir gülerdik.

Cebeci Köyü “Terekeme” dedikleri insanların yaşadığı hala imece usulü komün geleneklerinin sürdüğü bir yerdi. Köylüler işlerini ortak görürlerdi. Gazanfer’in annesi bizim Esmer ablamızdı. Köyün yaşlı kadınları köyün bütün çocuklarını kendi çocukları gibi sever kollarlardı. Gazanfer’in annesinin okuma yazması yoktu, hapisten onlara yazdığı mektupları bizim abilerimiz okurdu Esmer ablaya. Gazanfer annesine şal almak için İstanbul’a çalışmaya gitmiş ve bir daha da köye dönmemişti.

Başka bir kahraman da Goşun diye bir adamdı köyde, o da on yedi kez askerden firar etmiş. En son bir rütbeli ona; “Sen bir tam gün sabret senin teskereni vereceğim” demiş ve dediğini de yapmış. Goşun’un ağzında hiç dişi kalmamış, askerlikten sürekli firar ettiği için işkence etmişler bütün dişlerini sökmüşler adamın.

Goşun’un babası fakir ve topal bir adamdı. Tarlalardan ürün çalarak geçinirdi, diğer köylüler bunu bilirlerdi ama adama kimse bir şey demezdi. Kayalardan kırklara karışmak için atlayıp kollarını bacaklarını kıran bastonlu ihtiyar kahramanları da vardı köyün. Sovyetler’in ürettiği tırpan gibi aletleri çok sağlam olduğu için “gavurlar ama esaslı şeyler yapıyorlar” diye överlerdi köylüler.

Taş ustaları olan Malalakanları ve Ermenileri överlerdi ama aynı zamanda bu kelimeleri küfür sözcükleri olarak kullanırlardı. Bolşevik Devrimi’nden coğrafi olarak yakın olduğu için etkilenmiş ama “Lenin tohumu, Moskov oğlu Moskof” diye küfür ederlerdi. Gerçeklikle devlet propogandası arasında sıkışıp kalmışlardı köylüler. “Allah kimseyi devlet kapısın düşürmesin,” der devleti sevmezlerdi. Kendi aralarındaki sorunları kendileri çözerlerdi, birini devlete şikayet etmek büyük ayıptı onlar için. Devlet kafalarını karıştırmasa Kürt, Terekeme, Tat, Yerli, Kazak, Ermeni, Azeri olarak komün biçiminde yaşayıp giderlerdi.

Köroğlu, Latif Şah gibi destanları aşıkların sazlı sözlü anlatımlarından dinlerdik o köyde. Gazanfer de bu hikayelerde geçen kahramanlardan biriydi bizim için. Büyüklerin çocukken bana “Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna “terörist” karşılığını verirdim. İyi, güzel kahraman insanlar olan Deniz, Mahir, İbo, Gazanfer abi, Yılmaz Güney, Nazım Hikmet gibi insanlara “terörist” derlerdi. Ben de çocuk aklımla, ‘İdealimdeki kahramanlar hep “terörist” olarak anıldıklarına göre bu iyi bir şey demek ki’ diye düşünüp onlar gibi “terörist” olmak isterdim. Az çok olabildik de çok şükür.

Mütevazı olduğu kadar kara gözleri gibi gözü kara bir devrimciymiş Gazanfer Yıldız. Tutsaklıkta ve mahkemelerde direnişçi bir çizgi izlemiş. Çocukluğumun kahramanı doğduğu köye ancak öldükten sonra gidebiliyor şimdi. Jandarmalar seni bulamadılar ya Gazanfer abi en çok buna sevindik. Hapisten tünel kazıp kaçtığında gazetede “teröristler” başlığı altındaki resmini görünce bir daha sevindik. Artık seni hiç bulamazlar Gazanfer abi, merak etme izinden yürüyoruz sen de izinden yüründüğünü gördüğüne çok sevinmiştin.

Cebeci’nin taşına toprağına selam söyle.