Zehra Çaldağ
Dil, din, ırk farklarının kalktığı, çitlerin olmadığı bir dünyaya özlemimiz nasıl büyümesin?
Her güne en az üç-dört kadın katliamıyla uyandığımız bu sömürü ve eşitsizlik dayatan sisteme karşı eşit yaşam hakkını, özgür birey (kadınıyla-erkeğiyle) olma mücadelesini nasıl yükseltmeyelim? Herkesin birey olabildiği, insanca yaşam hakkına kavuşabileceği bir dünya kurabilecekken kim bizden her şeye karşı sessiz ve suskun kalmamızı isteyebilir?
Kim isteyebilir? Tabii ki sömürü cehenneminin sürmesini isteyen burjuvazi, “Adalet mülkün temelidir” diyenler.
Adalet bu sistemde müikiyetin temeliyse o zaman biz kadınlar erkeklerle aramızdaki eşitsizliğin sürüp gitmesini sağlayan özel mülkiyetin de kaldırılması ve mülkiyetin toplumsallaştırılması için mücadele etmeliyiz! Çünkü özel mülkiyetin ve devletin ortaya çıkmasıyla birlikte kadın da erkeğin mülkü olarak görülmeye başlandı ve bu bugüne kadar da derinleştiririldi.
İstanbul Sözleşmesi’nin önemi
O yüzdendir ki, erkek kadına “Ya benimsin, ya kara toprağın” diyebiliyor; o yüzdendir ki, erkek kadına malı-mülkü-sahibiymiş gibi davranıp her türlü şiddeti, tacizi, tecavüzü, işkenceyi, aşşağılamayı kendinde hak olarak görebiliyor.
İşte bu yüzdendir ki, kağıt üzerinde bile kalsa kadının ve her canlının yaşam hakkını koruyan #İstanbulSözleşmesi’nden çekilmek istiyorlar.
O yüzdendir ki kadın yaşam hakkını elinden almak isteyen erkeğe karşı koyduğunda anayasada var olan TCK 25/2. maddesi işletilmiyor ve kadınlar tutuklanıp cezaevine konulabiliyor.
O yüzdendir ki, bir işte çalışan kadının hem emeği hem cinselliği sömürülüyor.
O yüzdendir ki, işçi-emekçi kadınlar fabrikalarda, atölyelerde, tarlada, çalıştığı yer her neyse orada, caddede, çarşıda, pazarda, her yerde tacize, saldırıya maruz kalıyorlar.
Biz kadınlar İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için mücadele edeceğiz. Biz kadınlar bugüne kadar yaşam hakkı için öz savunmaya başvurmuş kadınların yanında olacak, TCK 25/2’nin uygulanmasını isteyecek ve bunun için mücadele edeceğiz.
Kimsenin malı mülkü değiliz, kölesi de!..
Biz kadınlar hiç kimsenin malı-mülkü, kulu-kölesi değiliz. O nedenle özel mülkiyetin çıkışıyla bunu kendinde hak gören barbar kapitalizme karşı mücadelemizi de büyütmeliyiz.
Bu dünyada erk zihniyetin kökünü ancak böyle kazıyabilir, cinsel, sınıfsal, ulusal sömürüyü ortadan kaldırabiliriz. Dünyanın yarısından fazla olan biz kadınlar mücadelenin de yarısı olmalıyız. İnsanca, eşit, özgür bir dünya hayalini kadın mücadelesini sınıf mücadelesiyle birleştirerek, ancak mücadelenin öznesi olursak başarabiliriz.
Biz kadınlar her yeni güne ‘acaba bugün kaç kadın katledilmiş, kaç kadın şiddet, işkence, taciz, tecavüze uğramış, kaç kadın öldürülmüş’ endişesiyle uyanmak istemiyoruz. Kuru ekmeğe mahkum edilen bizler, işinde, evinde, caddede, çarşıda, okulda, üretim alanlarında… nefes aldığımız her yerde hem cinsel olarak tutsak edilmişsek hem emeğimiz birilerinin tahakkümü altındaysa özgür olduğumuzu ifade edebilir miyiz? Elbette hayır!
Boynumuza, hayatımıza, ruhumuza geçirilmiş kölelik prangasıyla bir robotun düğmesine basılınca kendisinden bekleneni yerine getirdiği gibi davranmamız isteniyor. Öyleyse kaybedecek neyimiz kalmış?!.
“Çocuklarımızın geleceği için” diye diye..
Hep “çocuklarımız için,” deriz ya, bugün bile bunu söylüyor ve mücadele etmekten kendimizi alıkoyuyorsak eğer şunu da görebilmemiz iyi olacaktır. Eğer bugün bizlere yaşatılanlara karşı mücadele etmezsek çocuklarımızın geleceği diye bir şey kalmayacak! Bunu eğitim sistemine bakarak anlayabiliriz. Bunu en son Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlara bakarak anlayabiliriz. “Çocuklarımızın geleceği için,” diyorsak Boğaziçi’nde bizim korkularımız, endişelerimiz yüzünden ve çocuklarımızın geleceği için diyerek sığındığımız şeyler yüzünden onlar yaklaşık bir aydır her şeyi göze alarak direniyorlar.
Demek ki, çocuklarımıza sadece ekmek verebilmekle, onlara kısmen “rahat bir yaşam” sunarak geleceklerini kurtarmış olmuyoruz. Sadece kendimizi kandırmış oluyoruz. Çünkü bu zalim, sömürü çarkı döndüğü sürece asla çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakamayız. O nedenle özellikle biz kadınlar bedenimizden var ettiğimiz çocuklarımızın geleceğini kurmak içinde mücadelenin öznesi, yarısı olmalıyız!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!