Sözde demokratların sözde devrimcileri



Mesele ücret değil, işçi iradesinin kırılıp kırılmaması. CHP bunu anlamıyor, AKP’li belediyelerdeki işçilerin sessizliğini, boyun eğişini DİSK’li işçilere örnek gösteriyor. CHP kendisini AKP ile aynılaştırıyor.


Burçin Abacı

Yaşanan güncel sorunları da hesaba katarsak, sözde demokratların “demokrasi” kavramını dillerinden düşürmeyip aynı zamanda bu kavramı başta işçi sınıfı olmak üzere ezilenlerin sömürüsüyle ayakta tutulan bir zor aygıtı olarak önümüze getirmeleri, şüphesiz beklenen bir davranıştır.

Karl Marx’ın: “Sermayenin aşırılıklarına direnme merkezleri olarak yararlı (lüzumlu) olan sendikalar, kapitalist düzene karşı sadece bir direniş savaşı vermekle yetindikleri ölçüde güçsüz (etkisiz) kalırlar. Yapmaları gereken, gün be gün sürdürdükleri bu savaştan vazgeçmeksizin, kapitalist toplumun dönüştürülmesi yolunda çalışmak, kendi örgütlü güçlerini işçi sınıfının her türlü velayet ve vesayetten kurtulması, yani ücretliliğin ortadan kaldırılması yolunda bir kaldıraç olarak kullanmalarıdır,” sözündeki sendikal tavrın sadece hayallerde kalması için mücadele eden burjuva sınıfının sözde devrimci sendikaları için asıl amaç bu mücadeleyi büyütmek değil sendika kaynağını yani aidatları büyütmektir.

Bu nedenle hiçbir zaman işçilerin grev yapmasını istemezler ve bir çözüm yolu olarak gece yarısı operasyonlarıyla yürüttükleri gizli iş sözleşmelerinin kaynağını bizlere veririler:

Grev yapılırsa bu işçilere ödeme yapmak gerekir ki bu da kaynağı küçültür.

Grev sürecinde Kadıköy Belediyesi işyeri temsilcileri ile görüşme yapan TİS Daire Başkanı Çetin Çalışkan’a grev fonu sorulduğunda, sendikanın tüzüğünde grev fonu olmadığı cevabını vererek temsilcilerin tüzükte grev fonunun olduğunu hatırlatması üzerine kasada para olmadığını söylemek zorunda kalması da bunu doğruluyor. Bu duruma örnek vermek için basit bir hesaplama yapalım:

Grevdeki işçi sayısı 1588

Belediyenin giydirilmiş son ücret teklifi 4.600. 

Sendikanın giydirilmiş talebi 5.200

Fark 600 lira. 

Bir aylık fark 1588 işçi x 600 = 952,900 lira. 

1 yıllık fark 952,900 lira x 12 = 11,458, 600 lira. 

Yani işçilerin ücretlerine yılda fazladan 11,4 milyon lira ödeme, 545 milyon liralık belediye bütçesi için hiçbir şey! Siz bir de bunu Türkiye’nin en fazla varlık fonuna sahip Kadıköy Belediyesi için düşünün; söylediğim bütçenin kat be kat fazlası.

Hissedilmeyecek kadar ufak bir vergilendirmeyle bile inanın kat kat fazlası toplanır; o da 5.200’ü talep olarak baz alırsak… Yani mesele ücret değil, işçi iradesinin kırılıp kırılmaması. CHP bunu anlamıyor, AKP’li belediyelerdeki işçilerin sessizliğini, boyun eğişini DİSK’li işçilere örnek gösteriyor, adeta ‘siz de öyle olup ne veriyorsak onu kabul etsenize’ diyor. CHP kendisini AKP ile aynılaştırıyor. 

Çok basit bir mantığı var bu işin! 

X, Y parti gözetmeksizin tabana yavaşça yayılma teorisi yıllar geçse de güncelliğini korumaya devam ediyor. Geçen hafta Kadıköy -bu hafta Maltepe- dün Beşiktaş dalga dalga yayılsa da başarılı olamıyor çünkü sendikalar “üst merciden uyarıları alıyor”, “fısıltıları 5 kat merdiven inerek aşağıya yani işçi sınıfına iletiyor, tam da üst mercilerin istediği gibi” bunu grevi çavuş-ahbap-dost hatır-gönül ilişkisine göre bastırmak için kullanıyor. Manipüle ettiği için direnç kırılarak, tekil bazda başarı sağlansa da kolektifte yenilgiler söz konusu?!

Bu noktada DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Sermayenin değil, halkın egemenliği!” dese de yapısal açmazları ve kaçınılmaz savrulmasıyla DİSK’in (vesayet altındaki, güdümlü sendikacılığın “al gülüm-ver gülüm” adlı oyunlarıyla) iyi bir sınav ver(e)mediği sanırım “sır” değildir: 

Bürokratik iktidarın konforuna, işçi haklarının -şöyle ya da böyle- iktidar veya CHP için feda edildiği bir sendikacılık pratiğinin maskesi, ironik bir şekilde kendini ya 1 Mayıs Meydanı’ndaki konuşmalarında ya da kriz süreçlerindeki tutumlarında gösterir. 

Son olarak bunu da ekleyim; DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası hem DİSK içerisindeki en çok üyeye sahip sendika hem de en büyük rantın döndüğü, çürümüş bir yapılanma olarak özel bir yere sahiptir. Bunun gibi 1-2 tane daha özel, ayrıcalıklı yapı bulunmaktadır. Tekstil-İş gibi…

Kadıköy Belediyesi işçilerinin grevinden sonra Maltepe Belediyesi işçilerinin grevinin tam olarak beşinci gününde yaşananlar sözde kesimler için utanç tablosu olmuştur. Olmaya da devam edecektir; her ne kadar manipüle etmeye, grevi kırmaya çalışsalar(da)…

Bu nedenle, Komünist Manifesto’da, “Bugüne kadarki tüm toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir” yazar. İstediğinizi kazanmak için, grevi yasadışı ilan etme girişimine ve grev hakkını polis zoruyla kaldıran emek düşmanı istibdat rejimine karşı greve sahip çıkmalısınız!

Hatırlatayım dedim…