AKP’li Hülya Atçı Nergis: Kadının hiç mi payı yok!



AKP Milletvekili Hülya Atçı Nergis erk olmanın cinsiyetinin bulunmadığını kanıtlarcasına, kadın cinayetlerindeki sorumluluğu kadınlara yükledi, erkeklerin de haklarından dem vurdu, İstanbul Sözleşmesi’nin aile kurumunun dağılmasını teşvik ettiğini iddia ederek, iptal edilmesi için “doğrudur” dedi!


Erkliğin cinsiyetinin olmadığının tipik ifadelerinden biri de AKP Milletvekili Hülya Atçı Nergis’in tercümeye gerek olmayan açıklamalarıyla dile geldi. Daha önce kadın cinayetlerine ilişkin sorulara “Öldürülen erkek sayısı bu sayının 12 katı” yanıtı vermesiyle gündem olan Nergis, bu sefer de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin yerinde bir karar olduğunu buyurdu.

Sanki aile kurumundaki çözülmenin sebebi İstanbul Sözleşmesi’ymiş gibi, “Bizim değerlerimize baktığınızda bizim için bireyler kadar aile kurumu da çok önemli. Biz olaylara daha kolektif yaklaşıyoruz. Bizim için aile korunması gereken bir kurum. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’nin yaklaşımını doğru bulmuyorum” dedi Nergis. Bunu dediği anda da kadının boşanma hakkını, yaşamı üzerinde söz söyleme iradesini tanımadığını, şiddete maruz kalsa da o ev kendisine zindan olsa da “aile kutsaldır” diyerek zincirlendiği o duvarlara sıkıca sarılması gerektiğini ifade etmiş oldu.

Kadının bir iradesinin olamayacağını, isminin sadece aileyle birlikte anılabileceğini baştan kabul ederek ve bunun edilmesini de buyurarak konuşan Nergis, kadınla erkeğin eşitliğine de sonuna kadar inanıyormuş! Sanki bu toplumda asıl ezilen erkeklermiş gibi de “Erkeğe ayrı muamele, kadına ayrı muamele beni şahsen rahatsız ediyor” ifadeleriyle o eşitlikten ne anladığını da gizlemeden ortaya koydu.

Daha önce söylediği “Türkiye’de öldürülen erkek sayısı kadın cinayetlerinden 12 kat fazla” sözlerine ilişkin de kendisini savunan AKP’li Nergis, cinayetler konusunda sürekli erkekleri suçlayan bir dilin yanlışlığından dem vurarak, “O şahısları da yetiştiren kadınlar” sözleriyle tüm sorumluluğu kadınlara yükledi.

“Kadına karşı şiddet olmamalı” cümlesinin hemen ardından sanki kadınlar erkeklere şiddet uyguluyormuş ve esas sorun buymuş gibi “erkeğe karşı da şiddet de olmamalı” deme ihtiyacı duyan Nergis’e göre “Bu konuda sürekli erkekleri suçlayan bir dil de yanlış”mış!

Kadın hareketinin burunlarına dayadıkları gerçeklerden ölesiye nefret ettiğini, “Feminist söylemlerin bu kadar benimsenmesi, bayrak edilmesi, herkesin aynı ağzı konuşması beni rahatsız ediyor” sözleriyle ifade eden Nergis, üstüne bir de kendisinin ezber bozduğunu iddia edebiliyor. “Hangi ezberi” diye sormak abes olur. Keza ezber olanın kendi gerici, kadın düşmanı söylemleri olduğu, erk olmanın kibriyle savrulan cümlelerde dile geldiği çok açık. Kendisi olsa olsa bu ezberi bozanların karşısına o tandık kadın düşmanı söylemlerle meydan okuyan gerici bir militan olabilir!

İktidarın eteklerine yapışmanın muhtemelen kendi yaşamında da kadın olmaktan kaynaklı ayrımcılıklar-eşitsizlikler yaşayan bir kadına biçtiği “kadınlık” budur işte. Nergis belli ki o etekten düşmemek için çırpınıyor. Çırpındıkça kendi varlığına da gerçeklere de daha bir yabancılaşıyor. Tek başına kadın olmanın kadın olmaya duyarlılığa bile yetmediğini kanıtlarcasına…

Öğretilmiş toplumsal rollerin, cinsiyet eşitsizliklerinin, o gerici tahakküm ilişkilerinin iktidar koltuğuna oturmuş bir kadın özgülünde nasıl bir nitelik kazandığını gösteren Nergis ve onun gibileri ne yaparlarsa yapsınlar, tarihin özgürleşmekten yana dönen tekerine çomak sokamayacaklardır!

Bu arada hiç belli olmaz. Günü gelir Nergis ve onun gibileri de “bu kadar benimsenmesinden rahatsızlık duydukları” kadın hareketinin gücüne sığınırlar! Yaşam bu belli mi olur!