Annelerimizin acılarının sebebi yok edilmeden…



Her Mayıs’ın ikinci pazar gününe denk gelen bugün isimlerinin başında acılarına neden olan failleri ya da olayları ifade eden sıfatlar taşıyan annelerin acıları kanar!


Anneler günü bu ülkede, kapitalist tüketimin kışkırtılmasını saymazsak, evlatları için yas tutan annelerin kabuk bağlayan yürek yaralarının kanaması dışında bir anlam ifade etmez. Ve bu ülke, yaraları kanayan annelerin birçok sıfatla anıldıkları bir ülke: Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, çocukları zindanda olan ve orada katledilenlerin anneleri, Gezi Anneleri, IŞİD’in toplu katliamlarında hayatını kaybedenlerin anneleri, çocuklarının kemikleri bir koruma kabı ya da kargo torbasıyla ellerine verilen anneler, çocukları bodrumlarda diri diri yakılan anneler, kadın cinayetlerinde evladını kaybeden anneler, iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerin anneleri, savaş artıklarıyla oynarken hayatını kaybeden çocukların anneleri, askeri araçların katlettiği çocukların anneleri, siyasi şov olsun diye tamamlanmadan açılan hızlı tren hatlarında meydana gelen toplu katliamlarda hayatını kaybeden çocukların anneleri… liste uzayıp gider.

Her Mayıs’ın ikinci Pazar gününe denk gelen bugün isimlerinin başında acılarına neden olan failleri ya da olayları ifade eden sıfatlar taşıyan bu annelerin acıları kanar.

Varlığıyla insanlığın soyunun devamındaki emeği kutsanan o anneliğin, faşist-militarist kışkırtmaların aracı kılınması da en çok bu topraklara mahsustur. Kürt halkına dönük kirli savaşa sürülürken hayatlarını kaybeden askerlerin annelerinin acıları böyle sömürülmüştür mesela. Tarihsel toplumsal gericilik birikiminin kışkırtılmasında kullanılan birer simgeye dönüştürülmeye çalışılmıştır o acılar. Annelikle özdeşleştirilen “barış” kavramı toplumsal bellekten olduğu kadar o annelerin belleğinden de silinmeye çalışılmıştır. Bu yaklaşıma son olarak da HDP’nin Diyarbakır İl Binası önüne oturtulan ve çocuklarının kandırılarak dağa çıkarıldığını iddia etmeleri sağlanan anneler eklenmiştir. Anneliğin faşist-gerici zihniyet tarafından nasıl sömürülebileceği gözümüze sokulurcasına…

2018 yılı seçimlerinin arifesinde AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının saldırısı sonucu eşi ve iki oğlunu yitiren, üstüne bir de bir oğlu hapse gönderilerek ağır cezalar yağdırılan Emine Şenyaşar’ın “Anneler Günü ama günümü kutlayacak kimse bırakmadılar. Celalim, Adilim günümü kutlarlardı, onları benden aldılar” cümleleriyle karşılandı bu Anneler Günü. Sadece hapis oğlunun bırakılması ve ailesini kaybettiği o katliamın aydınlatılması için günlerdir “Adalet Nöbeti” tutan, hırpalanan, gözaltına alınan, tehdit edilen Emine Şenyaşar’ın varlığı, duruşu ve bu isyanı bile çok şey anlatıyor.

Her ağzını açtığında anneliği kutsayan, kadını sadece anne olarak kodlayan faşist zihniyet, tüm meselelerde olduğu gibi bu meselede de “makbul anneler” üretme telaşıyla didinip duruyor. Anneleri kategorize eden, onları kendi faşist-gerici zihniyetinin-pratiğinin taşıyıcısına-sürdürücüsüne dönüştürmek isteyen, tam da bu nedenle Berkin’in annesini alanlarda yuhalatabilen bir zihniyetin acıları kanayan annelerin sesini duymasını beklemekse abes olur.

Bu zihniyet işine geldiği zaman son derece “duyarlı” görünebilen ama çıkarı bittiği anda gerçek yüzünü gösteren, tırnaklarını çıkaran bir zihniyettir. Çok “demokratik” göründüğü zamanlarda (2011) Cumartesi Anneleri’yle Başbakanlık konutunda görüşüp sözler veren Erdoğan’ın bunu hangi siyasi hesaplarla yaptığı kısa süre içinde anlaşılmıştı. O görüşmede Berfo Ana’ya oğlu Cemil Kırbayır’ın akıbetinin açığa çıkarılmasıyla ilgili söz vermişti Erdoğan. Bu görüşmeden sonra verdiği talimatla TBMM’de kurulan Alt Komisyon’un hazırladığı raporda, Cemil Kırbayır’ın gözaltına alındıktan sonra öldürüldüğü belirtilmişti. Fakat zamanın ruhu değiştiği anda bu sözler, açığa çıkarılan gerçekler hızla unutuldu! Meclis Komisyonu’nun bu raporuna rağmen Kırbayır dosyası Yargıtay kararıyla kapatıldı!

Bu acıları yaratanların onların sağaltılması için tek bir samimi adım at(a)mayacakları, siyasi hesaplarla yaptıkları çeşitli atraksiyonların bile ömrünün hayli kısa olduğunu biliyoruz.

Annelerimizin kanayan acılarını kolektif bir mücadele sebebi yaparak toplumsal mücadelenin dinamiğine dönüştürdüğümüz oranda nispeten sağaltabiliriz. Onlar verilecek en anlamlı hediye de budur sanırız… O acıların ancak savaşların, sömürünün, sınırların, açlığın, yoksulluğun olmadığı bir dünyada son bulacağı bilinciyle yürütülecek mücadelenin kendisi…