Kolombiya’nın Kontraları, İsrail ve Uyuşturucu -I



Öz yaşam öyküsüne göre Carlos Castaño, “562” olarak bilinen bir yıllık bir kursa devam etmek üzere 1983’de İsrail’e geldiğinde, yalnızca 18 yaşındaydı. Bir Kolombiyalı olan Castaño Kutsal Topraklar’a sıradan bir hacı olarak gelmişti, ama huzur bulmak için değil. “Kurs 562” savaş üzerineydi, onun nasıl yürütüleceği öğretiliyordu ve Carlos Castaño zamanla bu işte yetkinleşecek, Latin Amerika tarihinin en acımasız ve ehil paramiliter lideri olmayı başaracaktı.


Jeremy BIGWOOD

Paramiliter kuvvetler fikrini İsraillilerden aldım.”
(Carlos Castaño, Mi Confesión, 2002)

Castaño bu yola birkaç yıl önce, Kolombiya’nın en güçlü solcu gerilla ordusu FARC tarafından rehin alınan sığır yetiştiricisi babasının öldürülmesi üzerine yönelmişti. 1994 tarihli bir DEA (Drug Enforcement Agency=Uyuşturucuyla Mücadele Ajansı, -çn) belgesinde belirtildiğine göre, “Kolombiyalı gerilla grupları faaliyetlerini geleneksel olarak insan kaçırma ve gasp yollarıyla finanse etmişlerdir; çiftçiler ve diğer zenginler birincil kurbanlar olmaktadır.”

Babasının, Kolombiya ordusunun başarısız bir kurtarma girişiminin ardından ölmesinden acı duyan Carlos ve ağabeyi Fidel, intikam yemini etmişlerdi; bu yemin, hem Kolombiyalı zengin toprak sahibi sınıfların, hem de, büyük ölçüde, ABD dış politikasının çıkarlarına uygun düşmekteydi. Bu intikam, bugün dahi şiddetinden hiçbir şey kaybetmeksizin sürmektedir.
Castaño kardeşler önce izci olarak Kolombiya ordusunun Bombona müfrezesinin hizmetine girdiler – FARC sempatizanlarını saptıyor, askeri operasyonlara istihbarat sağlıyor, hatta bizzat katılıyorlardı. Ama -Carlos’tan 14 yaş kadar büyük olan- Fidel, salt ordu için çalışmakla bir yere varamayacakları sonucuna vardı. Müfreze binbaşılarından biri onları “Caruso” adlı yerel bir paramiliter ölüm mangasıyla tanıştırdı ve iki kardeş mangayla birlikte bir ölüm cümbüşüne koyuldu. Yerel polis haklarında soruşturma başlattığında, daha da gizli hareket etme gereksinimi duydular. ABD gölgesindeki pek çok Üçüncü Dünya ülkesinin aksine, Kolombiya polisi ve mahkemeleri kimi zaman ordudan bağımsız bir rol oynayabilmişlerdir.

Daha sonra, basın haberlerine göre Fidel, adını çiftliği “Las Tangas”dan alan, “Los Tangueros” adlı kendi paramiliter ölüm mangasını kuracaktır. Los Tangueros 1980’lerin sonları ve 1990’ların başlarında 150’den fazla cinayetin sorumlusudur. Castaño kitabında bu zaman dilimi içinde işlediği ya da azmettirdiği cinayetlerden açıkça söz eder; “kent gerillası” adını verdiklerini öldürmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Tangueros, tek bir katliamda komşu bir kentten onlarca köylüyü ele geçirmişti. Çiftlikte

“bazılarını vurup bazılarını da diri diri gömmeden önce, gece boyu onlara işkence yaptılar.” Ülkenin dört bir yanındaki diğer ölüm mangalarıyla birlikte Los Tangueros, Kolombiya’daki, günde ortalama 13 kişiyi öldüren 9 bin kişilik paramiliter kuvvete evrilecektir.

Castaño’nun babasının FARC tarafından kaçırıldığı günlerde, Kolombiya’nın kırsal kesiminde ordu ve toprak sahibi üst sınıflar için çalışan irili ufaklı çok sayıda paramiliter birim bulunuyordu. Bu grupların çoğu, salt yerel zenginlerin tetikçileri ve koruyucularıyken, diğerleri kokain ticaretinin “yeni zengin”lerini solcu isyancıların “vergileri”nden korumaktaydı. Bu gruplardan bazıları küçük suç çetelerinin ya da önderlerinin adlarıyla biliniyordu. Kendilerine “özsavunma” grupları demekteydiler; ama Kolombiya ordusuyla eşgüdüm içinde çalışma eğilimlerinden dolayı “paramiliter” terimi daha uygun bir tanımlamadır ve burada kullanılacaktır.

İsrail: Paramiliterlerin Eğitim Ocağı

1980’lerde bu paramiliter gruplar dağınık ve eğitimsizdi, kimi zaman kendi aralarında kanlı rekabet çatışmalarına girişiyorlardı. Solcu gerillaların istikrarlı ilerleyişine karşı saldırıya geçebilmeleri için hem birleşmeye, hem de siyasal/askerî eğitime gereksinimleri vardı. Bu paramiliterlerin esas olarak ABD dış politikasıyla aynı hedefleri gütmelerine karşın, ABD hükümeti ölüm mangası taktikleri nedeniyle onları doğrudan destekleyemezdi. Ama başkaları bunu yapabilirdi.

Carlos Castaño’nun İsrail’e tam olarak nasıl gittiği ve hangi birim tarafından eğitildiği hâlâ bir sırdır. Ama bunu kim düzenlemiş olursa olsun, İsrail’in “562” kursunun Castaño üzerinde güçlü bir etkisi olmuştur. “Sanki içimden bir düğmeye basılmıştı; farklı davranmaya başladım… Bu savaşa ilişkin algılarım İsrail yolculuğumdan sonra kökten değişmişti,” diyordu, İspanyol gazeteci Mauricio Aranguren Molina’nın kendisiyle yaptığı röportajlar dizisinden oluşan ve kısa sürede en çok satan kitaplar arasına giren öz yaşam öyküsünde.

Carlos Castaño İsrail’de belli ki iyi ve motivasyonu yüksek bir öğrenciydi. Oradaki derslerine ilişkin şunları anımsıyor:

Düşünülebileceğin aksine, sınıfta, askerî eğitimde olduğundan daha hevesliydik. Derslerde dünyanın işleyişindeki nizamî ve gayrı nizamî tarzlar vurgulanıyordu… Eğitimim orada bütünleşmekteydi. [Öğretmenler] hem giyim tarzımız hem de kamu önündeki konuşmalarımızda çok özenli olmamız gerektiği konusunda ısrarlıydılar. Bir otele nasıl girileceği ve kayıt yaptırılacağı konusunda bir ders gördüm; havaalanlarında göçmen polisi karşısında nasıl davranılacağını öğrendik. Kütüphanelerde çalıştık ve bir bireyin sahip olması gereken özsaygınlık ve güvenlik konusunda uzun süreli oturumlarda bulunduk. Bu, bana kendimi saymayı ve güvenmeyi, zorlu, korkutucu anlardan zaferle çıkmayı öğreten son derece değerli bir süreçti.

Hevesli öğrenci için en önemlisi, “dünya silah ticaretinin nasıl işlediğini ve nasıl silah alabileceğini” öğrenmişti. Ve tabii, işin bir de askeri bileşeni vardı:

“Kentsel stratejiler konusunda, kişinin kendini nasıl koruyacağı, nasıl öldüreceği ve biri seni öldürmek isterse ne yapılacağı konusunda eğitim aldım… Zırhlı bir aracın nasıl durdurulacağını, bir hedefe girmede salkım bombası kullanmayı öğrendik. Çoklu el bombası fırlatıcılarıyla çalıştık, RPG-7’lerle isabetli atışı ya da bir pencereden içeri top mermisi atmayı öğrendik.”

“Ayrıca terörizm ve kontr-terörizm, gece görüşü malzemeleri ve paraşütle atlama konusunda tamamlayıcı kurslar gördük. Elde bomba yapmayı öğrendik. Kısacası, İsraillilerin bildiklerini öğrendik, ama içtenlikle söylemeliyim ki bunların pek azı Kolombiya’daki savaşta uygulandı. Çok iyi bir temel eğitim aldım, ve en önemli şeyi orada öğrendim – korkuyu denetim altına almayı…”

Castaño İsrail Savunma Kuvvetleri’nin en yüksek yetkililerinin açık izni olmaksızın gerçekleştirilemeyecek tatbikatları da betimlemektedir; örneğin “hava manevraları ve geceleyin Akdeniz adalarına paraşütle indirme yaptık. Serbest düşüş hızımı düzenleyebilmek için safra olarak ağırlık kuşanmıştım.” Ne ki, İsrail gazetesi Ha’aretz’in ulaştığı kaynakları, kendilerine bu soru yöneltildiğinde, öykünün doğruluğundan kuşku duyduklarını söyleyeceklerdi.

Kitabına göre Castaño için İsrail’de herşey derslerden ibaret değildi; boş zamanlarında burada düzenli askeri eğitim gören Kolombiyalı askerlerle buluşuyordu – batı yarıküredeki en kötü insan hakları ihlalcileri Orta Doğu’daki en kötü insan hakları ihlalcilerinden bazıları tarafından eğitilmekteydi. Ancak tam da bu bağlantıların yararları, ileride görülecekti.

Sina Çölünde ülkemizden askerlerle tanışma fırsatım oldu, Kolombiya müfrezesinden [Kolombiya ordusundan] kişilerdi bunlar. Bütün müfrezeyle karşılaşmadım, ama R&R günlerimde aynı yerlere gidiyorduk ve çavuş ve subaylarla birlikte zaman geçiriyorduk.

Castaño İsrail günlerini şu sözlerle özetliyor: “Kolombiya’ya döndüğümde, artık bambaşka biriydim… İsrail’de sonsuz sayıda şey öğrenmiştim ve, tekrar ediyorum, İsrail’de yalnızca askeri konuları öğrenmememe karşın, özümün, insani ve askeri başarılarımın bir kısmını o ülkeye borçluyum. Kolombiya’daki gerillaları yok etmenin mümkün olduğuna orada ikna oldum. Bir halkın kendini bütün dünyaya karşı nasıl savunabileceğini orada anlamaya başladım. Savaşta kaybedecek birşeyleri olan birini, düşmanlarımın düşmanına dönüştürmek üzere nasıl ‘dava’ya kazanabileceğimi anladım.”

Castaño’nun Kolombiya’ya dönüşünden kısa bir süre sonra, 1985 yılına gelindiğinde, mantar gibi biten paramiliter gruplardan bazıları tümüyle uyuşturucu kaçakçılığından gelen paraya bağımlı hale gelmişti. Gerçekte, bazı paramiliter birimler, uyuşturucu koruma çetelerinden türemişti. Paramiliter gruplardan bazılarının yasadışı uyuşturucu koruma işine ya da bu ticaretin başka yönlerine bulaşmadığı doğrudur: bazıları önceleri zengin toprak sahiplerinin, sığır yetiştiricilerin vb. korumalarıydı. 1989 tarihli gizli bir Kolombiya Polisi (DAS) istihbarat belgesi, “Paramiliterlerin Uyuşturucu Kaçakçılığına Bulaşması” başlıklı bir bölüm içermekte, hatta bunun zaman ve yerini dahi belirtmektedir. Ne ki, (aşağıda verilen) bazı kanıtlar, bu olayın daha önce gerçekleştiğini gösterir. “1985 yılında paramiliter kuvvetlerin karşı karşıya kaldığı ekonomik kriz, uyuşturucu kaçakçılığıyla kurdukları ittifak sayesinde aşıldı… Bu bağlaşıklık 1985 ortalarında, paramiliterlerin kokain dolu bir karavanı durdumalarıyla kuruldu. Henry Perez’in girişimiyle uyuşturucu kaçakçılarıyla temasa geçen paramiliter kuvvetler karavanı ve uyuşturucuyu sahibine iade edip karşılığında dört kapılı bir Toyota pikap aldılar…” Henry Perez’in, tıpkı Castaño’lar gibi o zamanlar Autodefensas del Magdalena Medio (Magdalena Medio Paramiliter Milisleri) adıyla bilinen Caruso paramiliter çetesinin üyesi olduğu belirtilmeli. Gerçekte Castaño (DAS belgesinde adı geçen) ağabeyi Fidel’le birlikte Henry Perez’den paramiliterlerin “babalarından biri” olarak söz etmektedir. “Baba”lardan bir başkası da, biraderleri ilk ölüm mangalarıyla tanıştıran, Bombona müfrezesi binbaşısı Alejandro Álvarez Henao’dur.

Bu andan itibaren, paramiliterler Medellin karteli ve diğerlerinin operasyonlarını koruma altına alarak genişledi. Adı geçen kartelin Cali ile rekabeti de koruma alanı içindeydi.

Süreci DEA da izliyordu: ajanları paramiliterler/uyuşturucu kaçakçılığı bağlantısını en geç 1993’de fark etmişlerdi: “İstihbarat raporları Kolombiya’nın özel paramiliter gruplarından bazılarının kokain kaçakçısı örgütler tarafından görevlendirildiğine işaret etmektedir. 1980’ler boyunca bu gruplar arasında en önemlisi olan Autodefensas del Magdalena Medio (Magdalena Medio Özsavunma Milisleri)’nun Medellin Karteli örgütüyle yakın ilişkileri vardır.”

Bir yıl sonra, bir başka raporda DEA solcu isyancılarla uyuşturucu ticareti arasındaki ilişkilere eğilecek ve şu doğru tespitlerde bulunacaktı:

Kolombiya güvenlik kuvvetlerinin sıkça dile getirdikleri, FARC birimlerinin doğrudan uyuşturucu kaçakçılığı operasyonlarına karıştığı yolundaki iddiaların aksine, Kolombiya’daki isyancıların Kolombiya’nın iç uyuşturucu üretimi, nakliyatı ve dağıtımına bağımsız katılımları sınırlıdır… Ne FARC ne de ELN’nin ulusal önderliğinin, bir siyaset olarak, örgütlerini bağımsız uyuşturucu üretimi ya da dağıtımı işlemlerine doğrudan karışmaya yönelttiğine ilişkin inandırıcı bir kanıt bulunmamaktadır. Dahası, ne FARC ne de ELN’in ABD ya da Avrupa’da yasadışı uyuşturucu taşıma, dağıtım ya da pazarlamasına karıştığına ilişkin bir bilgi yoktur.

Bir başka deyişle, solcu isyancılar koka üretimi ya da ürünlerin taşınmasını denetimleri altındaki bölgelerde vergilendirmekte, ancak kokain halinde işlenmesi, taşınması ya da pazarlanmasına -geçmişte ve halen işleme atölyelerini çalıştıran ve ülke dışına taşınmasında etkin rol oynayan paramiliterlerin tersine- karışmamaktaydı. Bu rapordan bu yana isyancıların uyuşturucu ticaretine daha fazla karıştığına ilişkin kimi, henüz kanıtlanmamış belirtiler vardır.

Paramiliter önderler Kolombiya’da gizli okullar ya da yukarıda sözü edilen 1989 tarihli Kolombiya Polisi (DAS) İstihbarat raporundaki terimle “suikastçı okulları” da kurdular. [Sürecek] [Sosyalist Barikat, Haziran 2003]