Bu eşik nasıl geçilecek?



“Saadet zinciri”nde sefayı sürenlerin tek güvencesi işçilerin parçalanmışlığı, örgütsüzlüğüdür. İşçi sınıfının bir parçası olan Çanpaş işçileri birbirlerine sımsıkı sarılıp “bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır” sloganını daha gür bir şekilde yükseltmelidir!


Zehra Çaldağ

İstemek, talep etmek ya da hayal etmek yeterli mi? Elbette değil. Hayallerin gerçekleşebilmesi için adım atmak, yola çıkmak gerekiyor. Bunu yaparken de bedel ödenebileceğini bilmek, kişisel çıkarlarını, bu yola çıktığında seni vazgeçirmeye çalışanların sana sunabileceği avantajları ya da kandırmaya çalışacağını görmek ve elinin tersiyle itip seninle birlikte yürüyen arkadaşına sıkıca sarılıp yola devam edebilmek gerekiyor.

İşçileri kuşatan o kadar abluka var ki: Yasalar, polis, devlet, sendikal bürokrasi, sarı sendikalar, particilik, patronlar, kayırmacılık, ahbaplık ilişkileri, zamlar, kredi borçları, evin geçimi, çocukların ihtiyaçları, faturalar, mutfak masrafları vs. Hele pandemi döneminde, işten çıkarmalar güya yasakken, Kod-29 ahlaksızlığı işçilere karşı otomatik silah gibi kullanılıp açlığa, sefalete itilirken işini kaybetme riskini göze alamıyor tabii. Çünkü özellikle bu dönemde milyonlarca işsiz var kendi yerine geçebilecek, bunu da görüyor ve işine sımsıkı sarılmak her şeyden önce geliyor.

Parti-sendika-belediye-işçi

Bulunduğumuz yerelde son 6 aydır Çankaya Belediyesi Çanpaş işçilerinin yaşadıkları sorunları, açmazları ve çıkışsızlığa nasıl itelendiklerine yakından tanık olduk.

Çankaya Belediyesi’nde çalışan işçilerin yüzde 90’ı CHP’li, işçilerin bir kısmı ya üye ya da parti ile doğrudan ilişki içinde; belediyeye bile bir parti çalışanının tavsiyesiyle girmiştir. Yani parti işçinin partisi. En büyük sorunlardan biri bu! İkincisi ise belediyenin CHP’li olması dolayısıyla belediye de işçinin kendi belediyesi! Üçüncü sorun sendika, yani DİSK Genel İş; o da işçinin kendi sendikası ve her zaman CHP’ye milletvekili yuvası.

Parti-sendika-belediye-işçi… bu dörtlüye dikkatle bakalım. Burada işçi öyle bir ablukada ki adeta hapishanelerdeki yönetimin insanlık dışı dayatmalarına karşı çıkan tutsaklar cezalandırılmak için nasıl süngerli odaya konulursa işçi de aynen öyle kendisine verilene razı olmazsa işsizlikle cezalandırılabilir, disiplin soruşturması açılabilir, amirine itaatsizlikle suçlanabilir daha olmadı -Kod-29 parçalanıp kod 46 falan diye adlandırdıkları maddeden- işten atılırsa ahlaksızlık damgası yer ve bir daha iş bulamaz. Çünkü her iş aradığında bu karşısına çıkarılır.

İşçinin hep kaybeden olduğu “saadet zinciri”

Yukarıda saydığımız dörtlünün -yani parti-sendika-belediye-işçi- kaybedeni daima işçi oluyor. Çünkü işçi büyük bir kandırmacanın içinde bir türlü kendini bulamıyor ve çıkışsızlığa itiliyor.

Parti işçinin oyunu alarak ayakta kalıyor. Sendika kendisini DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKASI diyor, CHP’nin milletvekili yuvası aynı zamanda arka bahçesi ve işçilerden aldıkları üyelik aidatlarıyla sefa sürüyor. Belediye dersen CHP’li, otomatik olarak o da işçinin kendi belediyesi, her zaman “önce insan” mavallarına sarılan, emek en yüce değerdir derken emeği üreten işçiyi hiçe sayıyor. Devrimci gelenekten geldiklerini her fırsatta işçilere haykırmaktan geri durmuyorlar.

Sendika devrimci, belediye sol sosyalist-demokrat, parti sosyal demokrat o zaman işçi nedir?

Onlar için işçi saadet zincirinin sürekli kandırılan ve kaybeden kocaman bir parçası. Nasıl mı? Hepsinin oy potansiyeli, hepsi için sermaye kaynağı, hepsi için ayakta kalmalarını sağlayan binler, milyonlar… İşlerine yaradığı ölçüde önüne ölmeyecek kadar kırıntı atılan, bununla yetinmesi istenen, kim ne derse evet diyecek, itiraz ettiğinde kafasına sopa vurulacak, hatta ‘neden vuruyorsun’ diye sormayacak, ‘vuruyorsa haklıdır’ diyecek bir kitle gibi gözüküyor.

Fakat işçi emeğini satarak kendisinin ve ailesinin yaşamasını sağlamaya çalışan da bir kitle. Peki verilen ücret buna yetiyor mu? Hayır! Her gün yapılan zamlar, kredi borçları, çocuğunun, ailesinin ihtiyaçlarını bile karşılayamayan dolayısıyla ruh sağlığı bozulan ve huzuru kalmayan bir kitle…

‘Eşit işe eşit ücret’ ilkesi

Son günlerde belediye işçilerinin dillendirdiği “Eşit işe eşit ücret”, insanca yaşanabilecek ücret demektir. Bunu kimden talep edeceğiz? Çalıştığımız işyeri patronundan, patron kim? Belediye. Kiminle birlikte talep etmek lazım? Üyesi olduğumuz sendika ile. Ne zamanlar talep edebiliriz? Tabii ki toplusözleşme süreçlerinde. Toplusözleşme kimler arasında yapılacak? Patronlar ile sendika ve arasında. İşçi ne kadar ücret istiyor taban ücret olarak 195 tl. Çünkü birimler arası eşitsizliği ortadan kaldırmak ve insanca geçinilebilir ücrete en yaklaşan bu. Peki bu gerçekleşebilir mi?

CHP işçilerin partisi mi?

Bu soruyu sorduktan sonra CHP -işçinin kendi partisi ya- pratiğine bakmak lazım. En son asgari ücret görüşmeleri yapılırken CHP, “Bizim belediyelerimizde işçilerimize kölelik ücreti olan asgari ücret değil onu memnun edecek ücret vereceğiz” dedi. Bazı belediyelerde uyguladı da. CHP’li belediyelerde çalışan işçiler sevindiler buna ama bazı belediyelerde ise bu sevinç işçilerin kursağında kaldı. Ayrıca CHP her söyleminde ‘taşerona karşıyım’ dedi ama taşeron çalışma sistemi getirilirken de imza atmayı ihmal etmedi.

DİSK gerçeği

Öte yandan işçilerin üyesi olduğu sendikanın pratiğine de göz atalım. Çok uzağa gitmeye gerek yok; yakın zamanda İstanbul Kadıköy Belediyesi’nde, Maltepe Belediyesi’nde, Ataşehir Belediyesi’nde ve başka birçok belediyede yaşanan toplusözleşme süreçlerinde sendika şubeleri hiçe sayılarak merkezi müdahale ile kapalı kapılar ardında ihanet TİS’leri imzalandı. DİSK’in eski o ilerici-devrimci işçilerin kanları, canları pahasına kurulan DİSK olmadığını görmeyen varsa hala, daha dikkatli baksınlar tabloya.

Ya Çankaya Belediyesi’nin pratiği?..

Ya Çankaya Belediyesi’nin pratiği nasıl, buna da göz atmak lazım. Eşit işe eşit ücret yani 195 taban ücreti karşısındaki tutumu nedir? ‘İmkansız veremeyiz değil vermeyiz.’ Tutum bu. Zaten patron olarak kendisi de muhattap olmuyor sendika ile. Çünkü metal sektöründe nasıl MESS muhattap oluyorsa işçilerin talepleriyle, belediyelerde de onun yerine bu pazarlığı SODEMSEN sürdürüyor.

Bu saadet zincirini oluşturanlar hepsi birlikte bu zincirin en büyük halkasına diyor ki: “Seni ezeriz verilene razı ol ve bu saadet zincirini koparmayı asla aklından geçirme. Bu düzen içiliğin, uzlaşmacılığın, işbirlikçiliğin çok acı ama bir o kadar da derin gerçekliği. İşçiyi çıkışsızlığa itip pes ettirmenin yegane yolu.

Bu eşik nasıl aşılır?

Bu kaos, bu eşik nasıl aşılır? İşçi bu ablukayı kırabilir mi? Bu soruların cevabını önümüzdeki süreç gösterecek elbette.

İşçi önce kendisine şu soruları sormalı ve samimi olarak cevabını vermelidir.

1-     Biz büyük bir aileyiz mavallarıyla sizi kandırma oyunları devam ederken bu ‘aile’nin neresindesiniz?

2-     Onlar sürekli bir biçimde “Aynı gemideyiz” derken siz bu geminin güvertesinde sefa sürebiliyor musunuz? Başkaları sefa sürerken siz ne haldesiniz?

3-     Neden sizin geçim sıkıntınız var? Bunun nedeni nedir?

4-     Neden büyük lokmalar hep birilerine düşerken senin lokman küçülüyor?

5-     Eğer parti senin partin ise neden partili belediye sana insanca yaşayabileceğin ücreti vermiyor?

6-     Üyesi olduğun sendika neden senin hakkını arar gibi gözüküp o koltuklarda sefa sürüyor.

7-     AKP’ye koz vermeyin mavalları neden size anlatılıyor?

8-      Parti, belediye, sendika gerçekten senin mi?

9-     Düzen içileşmiş özünü kaybetmiş bir sendikanın senin hakkını arayacağından emin misin?  

10-    Sen olmasan bunlar ayakta kalabilirler mi?

Düzen içi parti, sendika, belediye ve örgütlenmelerden işçi sınıfına bir fayda gelmez. İşçinin işçiden başka dostu yoktur! Çankaya Belediyesi Çanpaş işçileri gelinen noktada grev istiyor. Fakat sendikaNın onaylamadığı grev yasadışı olarak görülüyor.

“Bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır!” 

Daha birkaç sene önce Çankaya Belediyesi’nde doksan işçi işten atıldığında işçiler işe geri dönmek için direnmediler mi? Ve bu direniş sayesinde işlerine geri dönmediler mi?

Geçen sene Çanpaş işçileri fili grev başlatmadı mı? Bu işçiler siz değil miydiniz?

İşçiler kendi güçlerine güvenip, ortak çıkarlar, ortak talepler etrafında örgütlenmeliler.

Saadet zincirinde sefayı sürenlerin tek güvencesi işçilerin parçalanmışlığı, örgütsüzlüğüdür. İşçi sınıfının bir parçası olan Çanpaş işçileri birbirlerine sımsıkı sarılıp “bizleri kurtaracak olan kendi kollarımızdır” sloganını daha gür bir şekilde yükseltmelidir!