Türkiye’nin karanlık hafızasının sayısız ürkütücü sayfasına unutulmaz bir yaprak daha eklenmişti. Toplumsal direniş dinamiklerine ve öncü güçlere, Aleviler üzerinden bir kez daha mesaj veriliyordu. Tıpkı Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Yozgat’ta ve diğer yerlerde olduğu gibi… Faşist baskı ve teröre, tarihsel gericilik birikiminin o karanlık soluğu eklenmek isteniyordu. Gerici bir iç savaş tehdidinin ucu gösteriliyordu.
Soluğu direnen işçinin, memurun ensesinde hissedilsin, gençliğin yükselen hareketini boğsun, kentlerde mayalanan antifaşist direnişe sallanan sopa olsun isteniyordu.
Dönem öyle bir dönemdi çünkü. ‘80’lerin sonundan başlayarak yükselişe geçen işçi-memur-gençlik hareketinin 12 Eylül karanlığını orasından burasından deldiği bir dönem…
Emekçi mahallelerinde antifaşist duyarlılık ve örgütlenmenin büyüdüğü, Türkiye Devrimci Hareketi’nin ağır yılların yükünü yavaş yavaş atmaya ve varlığını, politik moral etkisini konuşturmaya başladığı bir dönemdi.
Kürt özgürlük hareketinin serhildanlarla sistemi sarstığı, gerilla hareketinin yükselişe geçtiği bir ruh taşıyordu.
Faşist burjuva iktidar blokunun kaybetmeler, işkenceler, zindanlar, suikastlarla kontralaştığı böylesi bir dönemde gökten şimşek çakar gibi ani bir taşkınlık biçiminde gerçekleşmeyecek kadar organize bir katliam tezgahlandı Sivas’ta.
Alevi emekçilere “devrimden, anti faşist duruştan, devrimci demokrasinin dinamiği olmaktan vazgeçin” denilirken tüm toplumsal direniş dinamiklerine, onların öncü güçlerine de “ayağınızı denk alın” deniliyordu. 2 yıl sonra da İstanbul Gazi Mahallesi’nde aynı şeyi yapacaktı!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!