Tahsin ve Eralp yoldaşı mezarları başında andık!



’96 SAG ve ÖO Direnişi’nin 25’inci yıldönümünde ihtilalci komünist önder Tahsin Yılmaz ile Eralp Yazar mezarları başında anıldı


’96 Süresiz Açlık Grevi (SAG) ve Ölüm Orucu (ÖO) Direnişi’nin 68’inci gününde (26 Temmuz) ölümsüzleşen Tahsin Yılmaz yoldaş ile 4 Mart 1992’de polisle girdiği çatışmada ölümsüzleşen Eralp Yazar yoldaşı Bornova’daki mezarları başında andık.

İlk olarak Tahsin Yılmaz yoldaşın anıldığı anma kısa bir açılış konuşmasının ardından saygı duruşuyla başladı. Daha sonra, Tahsin’i anmak için mezar başına gelen her bir yoldaş söz olarak Tahsin’e dair anılarını ve Tahsin’i Tahsin yapan komünist özelliklerine vurgu yapan açıklamalarda bulundu.

İlk konuşma için söz alan yoldaş Tahsin’in en önemli özelliğinin yediden yetmişe her insanla güçlü ve sinerji yaratan bir iletişim diline sahip olduğuna vurgu yaptı. Tahsin’in ilişkilerinde her insanın bilinç durumunu, geldiği yer ve konumunu gözeten bir inceliğe sahip olduğunu belirten yoldaş, Tahsin için işin büyüğü ve küçüğü diye bir şey yoktu, yapılması gerekenlerle yapılmaması gerekenler diye bir şey vardı, o yüzden herkesin yapabileceği bir iş ve omuzlayacağı görev olduğu bilinciyle yaklaşır örgütsel işleri de bu yalınlık ve sadelikle örgütleyerek insanlarla iletişimi güçlü tutardı. İşçi sınıfının içinden geldiği için sınıf çalışması onun için özel bir çaba gerektirecek bir görev ve sorumluluktan ziyade doğal, akışı içinde kolay ve olması gerektiği gibiydi. Zaten geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki İzmir’in sınıf hareketi tarihi aynı zamanda Tahsin’in tarihiyle eş değer bir anlam taşıyordu.

Konuşma için söz alan başka bir yoldaş ise Tahsin’le birden çok anıya sahip olduğunu belirterek söze başladı. “Tahsin güven demekti, Tahsin görev ve bilinç demekti. Bu ikisini yan yana getirdiğimizde şunu anlıyorum ben; işçi sınıfı devrimciliği Tahsin için bilinçli bir tercih, işçi sınıfının örgütlenmesi ve kazanılması önümüzdeki görevlerin ilki ve kaçınılmaz bir gerçeklikti. Biz Tahsin’de bunu tüm çıplaklığıyla görürdük…

Bir diğer yoldaş ise konuşmasına Tahsin’in bir sözüyle başladı: “Kimi insan bir kamyon taş atar, kimi insan tek bir taş atar. Önemli olan bu her iki insana da taş atmayı öğretebilmektir.” Tahsin bu sorumlulukla yaklaşır, çevresine de bu bilinci taşımayı görev edinir ve bizleri de bu anlayışla eğitirdi.

Tahsin’in öne çıkan üç önemli özelliği olduğuna dikkat çekerek sözlerine başlayan bir diğer yoldaş ise şunları söyledi. “Hücre hücre eriyerek ölümün üstüne üstüne yürüyen bir insanı düşünün, ölüme ramak kala bile “zaferi” düşleyen, öleceğini bildiği halde “kazanana kadar ileri!” sözüyle öncü bir kadro sorumluluğunu son anına kadar taşıyan bir iradeyi düşünün, işte bu Tahsin Yılmaz’dır. Tahsin başka ne demektir? Kars’ın bir köyünden gelerek 11 yaşından itibaren işçiliğe başlayan bir kimlik ve kişiliktir, bu kimlik ve kişiliği devrim ve komünizm emekçiliğine yükseltmektir. Hor görülen, üretmekten başka bir işe yaramaz denilen işçi sınıfının içinden çıkarak her anını ve zamanı bilinçli ve örgütlü bir devrimcilikle ilmek ilmek örerek bağlı olduğu örgütün merkez kadrosuna yerleşmektir. Son cümlelerini ise “Parti Parti Parti” sözleriyle sonlandırarak örgütüne olan güveni ve komünizme olan sarsılmaz inancını dile getirmektir, Tahsin bu ve bunlardan çok daha fazlasıdır. O yüzden onun anısına bağlı kalmak, onun bilinçli ve gönüllü olarak sürdürdüğü amaç ve ideallere bağlı kalmaktır. Tahsin bir amaç ve ideallerin bütünüydü.”

Son olarak Tahsin’in son nefesini verirken yanında bulunan, 68 gün sürdürdüğü o onurlu direniş süresince yanından hiç ayrılmayan bir yoldaş da şu anlamlı sözleri ifade etti; “Bugün İzmir’in “Amca”sı Tahsin yoldaş bizleri bir araya getirdi. Sayı olarak belki mütevazi bir yoldaşlar topluluğu olarak burada toplandık. Ama bugün burada olmamızın manevi anlamı büyük. Tahsin, bunun değerini kesinlikle hissediyordur. Çünkü Tahsin koşullara boyun eğmeyen bir iradenin temsilcisi olarak nicelikten önce niteliğe önem veren bir komünistti. Çok temel insani duygulara dahi yabancılaşmış, devrimci ruhtan uzak bir solculuk ona yabancıydı. Tahsin devrim emekçisi bir parti insanıydı. İnsanlığın kurtuluşu, emeğin kurtuluşu tarihsel amaç ve hedefini asla yitirmedi. Sınıf mücadelesinin akışı sırasında elimizde olan ya da olmayan nedenlerle aramıza mesafeler girebilir, birbirimizden kopabiliriz. Ama bu tarihsel amacımızı unutmadığımız, ondan kopup onun değerlerine yabancılaşmadığımız sürece yollarımız eninde sonunda bir biçimde yine kesişir. Sanki dün ayrılmışız gibi “nerede kalmıştık” der ve ortak yürüyüşümüzü sürdürürüz. 12 Eylül karanlığı çöktüğünde kolektif olarak Tahsin’le ilişkilerimizde yaşadık buna benzer bir durumu. İhtilalci komünistler olarak her birimiz bulunduğumuz yerlerde üzerimize düşeni yapmaktan vazgeçmediğimiz için birbirimizi yıllar sonra tekrar bulduğumuzda aramızdaki bağlar yine eski sağlamlığındaydı. Ortak emeklerimizle yarattığımız geçmişimizi geçmişte kalarak, geçmiş nostaljisi yaparak anmış ve yaşatmış olmayız. Aslolan o geçmişi zenginleştirmiş olarak bugüne taşımak ve geleceğe bağlamaktır. Tahsin yoldaş ve onun gibi ölümsüzlüğe uğurladığımız bütün yoldaşlarımız bugün bizlerden bunu bekliyor.

Tahsin yoldaşın mezarı başındaki anmadan sonra yine aynı mezarlıkta bulunan ve 4 Mart 1992’de polisle girdiği çatışmada ölümsüzleşen Eralp Yazar yoldaş anıldı. Anma, Eralp’in mücadelesine dair yapılan konuşmaların ardından sonlandırıldı.