“Bir yıl sürse de, tek başıma kalsam da…”



Grevlerinin 20. gününde grevdeki Bakırköy Belediyesi işçilerini ziyaret ettik. 12 yıldır Bakırköy Belediyesi’nden şoför olarak çalışan İsmail Kuruçay ile grev, toplu sözleşme, sendikal yetki tartışması nedeniyle işçilerin mağdur edilmesi üzerine konuştuk.


Alınteri: Merhabalar, bugün grevinizin kaçıncı günü?

Bakırköy Belediye İşçisi İsmail Uluçay: Grevimizin 20. günü devam ediyoruz coşkuyla…

Alınteri: İlk günden bugüne kadar neler yaşadınız, anlatabilir misiniz?

İsmail Uluçay: Grevimizin ilk gününden burada baskılar vardı, tabii biz örgütlü bir sendikaya sahibiz, sağolsunlar genel başkan yardımcıları, şube yöneticileri burada bize destek oldular, biz de grevimizi yirminci güne taşıdık. Bu coşkumuzla da bir yılı göze aldık. Aramızda da konuştuk, bir yıl da sürse bu coşkuyu yitirmeden devam edeceğiz. Bunu her röportajda zaten söylüyorum. Orada son kişi kalsa bile, kalsam bile ben çadırda duracağım.

Alınteri: Peki bu grevin işçi sınıfı adına ne anlam taşıdığını anlatabilir misiniz?

İsmail Uluçay: Günümüz Türkiyesinde biliyorsunuz ekonomik kriz var. Buradan bütün işçi arkadaşlarıma sadece şunu söyleyebilirim, açık emek veren alınterinin hakkını her platformda istesinler. Bunun için mücadele versinler. Eğer onlar bu mücadeleye başlarsa. Biz de onlara destek vereceğiz. Nasıl diğer işçi arkadaşlarımız bize desteğe geliyorsa biz de onlara desteğe gideriz. Bu, bu şekilde büyüyecek, bu ekonomik krize de, bizi yoksulluğa mahkum eden bu tavrı da bu şekilde yendiğimizi düşünüyorum.

300 kişi 20 gündür grevde…

Alınteri: Peki Bakırköy’deki dayanışma nasıl?

İsmail Uluçay: Şu anda biz 330 kişiyiz. Bunun 300 kişisi grevde. Yani oranımız yüzde 90’larda, greve çıktık. Diğer KHK’lı arkadaşlarımızın da desteği var. Tabii bunların işten atılma korkuları var. Onların da yetki belgesi geldiği zaman onlarla daha örgütlü, daha iyi bir şekilde mücadeledeye devam edeceğiz. Yani asgari ücretin yüzde 20’ler konuşulurken bizim burada KHK’lı arkadaşlarımız… açlık sınırının çok çok altında… Biz de onlardan biraz fazla alıyoruz. Geçinemiyoruz, geçinemediğimiz için bunu yapıyoruz, zam talebinde bulunuyoruz. Grevimize başladık, bunu da hiçbir grevin kazanılmamazlığı olmamıştır. Bunu biz de biliyoruz, bütün Türkiye de biliyor. Biz mücadeleye devam edeceğiz ve bu grevi kazanacağız. Alınterimizi de alacağız, biz sadaka da istemiyoruz kimseden.

Alınteri: Bir şey daha soracağım, biliyorsunuz, sizin geriye dönük de aslında toplu sözleşme sorununuz var. Yapılamayan toplu sözleşme sorununuz… ve iki sendikanın aslında yetki tartışması nedeniyle de ‘yapılamayan’ deniliyor. Bu konuda ne söyleceksiniz?

Sendikalar arası yetki tartışması

İsmail Uluçay: Şimdi bu iki sendika muhabbeti şu şekilde başladı: Biz burada Belediye-İş olarak örgütlüydük. Birden DİSK geldi, DİSK’e geçilmeyince baskılar oluştu. Özellikle bunu KHK’lı arkadaşlar üzerinde çok fazla yaptılar. Onlara imzalar attırdılar. Sendikalardan istifa ettirdiler. Ben bunu canlı, gözlerimle şahit oldum. Yani, KHK’lı arkadaşlarla da bunu diğer ilerleyen, tabii bu yetki belgesi falan alınmasından sonra biraz daha kendilerini garantiye almalarından sonra… Bunları onlara sorsanız onlar da aynı şekilde söyler. Birden buraya geldi sendika yüzde 10’u bile yokken, birden yetki davası açtı bize karşı. Neden açtı, niçin açtı bunu bilemiyoruz. Yani bu bir akıl tutulması… İşçinin arkasında duracak pozisyonda olan bu karşı sendikanın neden bize bunu yaptığını anlamadık, kimin etkisiyle bunu yaptığını anlamadık. Yani bizim aklımız bunu almıyor. Aklımızda bir sürü şüphe var.

Geriye dönük hak konusunu şu şekilde söyleyebilirim, yani ben bu kanuni bir haktır bunu biz, yani burada basit bir şekilde istemiyoruz. Kanunların gerektirdiği şekilde istiyoruz. Bunlar bizim o zaman zamlarımız yapılmış olsaydı, biz bu paraları alacaktık. Belediye bu paraları bize ödememiş oldu, kasasında tutmuş oldu. Bunu kullanmış oldu. Buna rağmen bize bunu vermek istemiyor. Bunu da anlayamıyoruz biz. Duruşumuz bu yüzden sertleşiyor, bu yüzden grev yapıyoruz. Bu yüzden bitmeyeceğine inanıyoruz. Biz bitirmeyeceğiz, ta ki belediye yönetimi bu haksız tutumundan vazgeçene kadar biz bu mücadeleye devam edeceğiz!

Dayanışma

İnancınız olsun, ilk günlerde de geliyordunuz, bugün 20. gün, coşkuda bir azalma olmadığını siz de görüyorsunuz. Bunu bütün Türkiye de görecek, bu çığ gibi büyüyecek! Eski arkadaşlarımız geliyor, başka illerden geliyor. Bakırköylüler katılıyor. Diğer belediyedeki arkadaşlar geliyor. Farklı farklı sendikalardan farklı farklı partilerin yönetmiş olduğu belediyelerden de destekler çığ gibi büyümeye başladı, geliyor bunu yakın zamanda buraların, bu meydanların tam dolduğu zaman bunu herkes daha iyi anlayacak.

Biz burada. ekmek yemek istiyoruz, bağdan üzüm yemek istiyoruz. Bağcıyı dövmek istemediğimiz için, burada grev bittikten sonra barış içinde tekrar çalışabilmeyi düşündüğümüz için biz burada sesimizi biraz daha ılımlı tutuyoruz. Ama bu tabii ileride soğuklar artacak, bütçeler iyice daralacak. O zaman bilemiyorum bu grevin şiddeti nasıl olacak… onu da bilmiyorum.

“Alınterimizden ellerini çeksinler!”

Alınteri: Şimdi çubuğu birazcık daha bu sendikal tartışmaya getirmek onunla ilgili bir soru sormak istiyorum. Burada 2 dönemdir yapılamayan bir toplu sözleşme var ve iki sendika var. Bu anlamda işçilerin çıkarları için bir şey söyleyecek misiniz? Yani bu sendikal sürtüşmelerin bir yana bırakılıp işçilerin çıkarı ve toplu sözleşmelerin yapılabilmesi için bir çağrınız olacak mı?

İsmail Uluçay: Ben şunu devamlı her zaman söylüyorum, şimdi de söylüyorum, insanların alınterinden ellerini çeksinler. Kendi rahatları için insanların -gerçekten bunu bütün samimiyetimle söylüyorum- alınterinden ellerini çeksinler!

Şimdi biz Belediye-İş Sendikası’nda, burada gerçekten çok örgütlüyüz, gerçekten… Yani yüzde 90 oranında çıkıyoruz. Bu çıkmayan arkadaşlar da belediye yönetiminin yakınlarıdır. Geri kalan arkadaşların hepsi burada, grevde. Birlikte, omuz omuza mücadele ediyoruz. KHK’lı arkadaşlar da artık bize akın akın geliyorlar. Çünkü orada çıkmaz problemler oluştu. Size basit bir şekilde şöyle özetleyeyim: Yıllarca toplu sözleşme yapmış bir sendika olan karşı sendika neden bir ay öncesinden yetki başvurusunda bulunur? Belediyeye fırsat bırakır, belediye yönetimine… Neden onlarla mahkemelik olup 3-4 yıldır bu işçiler neden toplu sözleşme hakkı elde edemez? Yani bu mantığını ben anlayamıyorum. Neden sen yıllarca -bu sendikaların hukukçuları var, bilirkişileri var, yöneticileri var- bu olmasına rağmen neden vaktinden kanuna aykırı bir şekilde alelacele apar topar neden yetki başvurusunda bulundun? Bu kadar işçi neden mağdur edildi?.. Ben burayı anlayamıyorum.

Alınteri: Yani kısaca şunu söyleyebilir miyiz; işçiler sendikalar arasında rant kavgasının aracı değildir, işçi sınıfının çıkarı için mücadele etmesi gerekir, yönünü buraya dönsün. İşçinin çıkarına dönsün. Çünkü kendisi de kazanacak bu şekilde diyebilir miyiz?

İsmail Uluçay: Bu şekilde diyebiliriz ama size şu şekilde söyleyeyim: Yani etik olan, bu tür çatışmaların olmaması için bir yerde bir sendika yetkili ise o sendikanın orada tüm işçiyi kapsayacak şekilde yetkilerine devam ettirmesi gerekir. Şimdi şunu anlatmak istiyorum, diğer sendika başka bir işçi grubunun, başka bir sendika başka bir iş grubunu aldığı zaman ne oluyor? Burada iş paylaşımlarında grevlerde problem yaşıyor. Şimdi, eğer tek bir sendika altında olmuş olmuş olsaydık biz, şu anda burada, Bakırköy Belediyesi hareket edemez hale gelir ve bizim grevimiz 20’li günleri bulmazdı. Bu 20 gün demek bizim sigortalarımızın yatmaması demek. 20 gün demek 20 gündür ben maaş almıyorum demek. Benim buradan aldığım maaş dışında -yani ben derken işçilerin bütün işçi kardeşlerime kastediyorum-, buradan aldığımız maaşın dışında bizim bir gelirimiz yok.

Sendikal bir kavga var, ceremesini işçiler çekiyor

Alınteri: O zaman sizi açlığa, sefalete mahkum etmenin bir aracı da sendikal kavgalar olması değil mi?

İsmail Uluçay: İyi de bu sendikayı kim getirdi? Ben de bunu diyorum, şunu anlatmaya çalışıyorum, başından beri. Burada biz örgütlü bir şekilde vardık. Örgütlüydük. Ben sendikanın bir üyesiyim, sendikanın yöneticisi değilim.

Alınteri: Pardon, şu anlamda söylüyorum, grevin bu kadar uzaması geriye dönük toplu sözleşmelerin yapılamamasının sebebi olarak şunu ifade ediyorum, yani bu demek değil mi diye soruyorum.

İsmail Uluçay: Yani sendikal bir kavga var ama burada siyasi bir mantık var, onu anlatmaya çalışıyorum. Neden bu ilişkiler böyle çıkmaza sokuldu, kimin aklıyla? Sendikanın görevi işçiye sahip çıkmak değil midir? Toplu sözleşmelerini yapabilme fırsatı sağlamak değil midir?

Sendikaların görevi nedir?

Budur, ama karşı sendika birdenbire geliyor, birdenbire bir yetkisi olmadığı halde… Yani size şu şekilde söyleyeyim; yetki alabilmek için yüzde 50’yi geçmek lazım. Yarıyı geçirmekten sen 10 kişi ile 20 ile 30 kişi ile 300 kişi olan bir yerde işçi olan bir yerde nasıl yetki başvurusunda… “benim yetkim var mahkemeye veriyorum” diye… Bunu kim yapıyor yani? Yani bunu herhalde bu KHK’lı arkadaşların durumunu anlattım ben. Burada bir açık oluşuyor. Şunu anlatmaya çalışıyorum kısacası, KHK’lı arkadaşların yetkisine başvuruyor bir ay öncesinden, onlar 3,5 yıldır çıkmazdalar. “Bizim işçi çoğunluğumuz var” diyor işçi çoğunluğu yok, 1,5 yıldır bizim sözleşmemizi. çıkmaza soktu. Yani buradaki akıl kim, ben bunu anlatmaya çalıştım. Yani bunu kim yapıyorsa ister A sendikası ister B sendikası veya 2 sendikanın da başka bir patronu varsa, biri bunu yapıyor. Ama şu anda şu anda net bir şekilde söyleyebilirim ki, bizim mücadelemiz 20 gündür devam ediyor. Bu kararlılıkla biz devam edeceğiz. Bu kanuni bir haktır, bu bizim toplu sözleşmelerimizin yapılmamasından kaynaklanan bir geriye dönük ödeme değildir. Bu zaten bize vereceği paradır.

Alınteri: Hakkınızdır zaten…

İsmail Uluçay: Bu bizim zaten hakkımızdır. Biz bunu zaten öncesinden alacaktık. Şu anda bunu bize vermiyor. Olay bu ve şu da var diyor ki belediye yönetimi, kadrolu işçi arkadaşlarımızın bazı ikramiye hakları var, bu haklardan da diyor, yüzde 30 indirim yapılacak…

Alınteri: Nasıl yani?..

İsmail Uluçay: ‘0’ zam veriyor, bu haklardan da yüzde 30 indirim yapın diyor. Burada sendikaların bir mahkeme kavgası var ama kamuda kazanılmış haktan da tekrar yüzde 30 aşağıya çekelim diyor. Aynen KHK’lı arkadaşlara yapıldığı gibi… KHK’lı arkadaşlar, 4 milyon 4,5 milyar alan şoför arkadaşlar vardı benim tanıdığım, adamların direkt maaşı KHK’yla geçtikleri için 3 bin 200 liraya düştü. Başka, temizlik işlerinde çalışan arkadaşlar vardı, onların maaşı 3 bin 200 liraya düştü. Arkadaşların yemek paralarından indirim yapıldı. Soruyorum, 5 milyon yemek parası olabilir mi, 5 milyona bir işçi yeri süpürecek, ağırlık kaldıracak gün boyu çalışacak bir işçi 5 milyona ne yer de çalışır.Yani, anlatmaya çalıştığım, bu haklardan

Alınteri: Simit 2,5 lira yani…

İsmail Uluçay: Yani, anlatmaya çalıştığım bu, burada farklı bir şey var. Yani sendikaların kavgasıymış, şuymuş buymuş değil, burada farklı bir şey var. İşçiye eziyet etmek, işçiye zulmetmek, işçiyi köleleştirmek bu mantıkla… Farklı bir konu daha var: Bizim tiyatro personelinin Mayıs ayı olayı var. Biz diyoruz ki belediye yönetimine, Mayıs ayında kelle sayarak işten adam atma yerine toplu sözleşmeyle biz bunu akitleyelim; disiplinsiz, işine gelmeyen, işini yapmayan kişiler varsa bunu disiplin kuruluna verin, disiplin kurulunda kararlar alalım bu işçiler çıksın. Neden, burada değil çünkü. Çalışanla çalışmayanı da ayırt etmek lazım. Buna karşı da duruluyor burada. Yani hem sosyal hem parasal burada çok problem var. Bizim bunlara karşı direncimiz bir yıl da olsa olacak iki yıl da olsun olacak üç yıl da olsa olacak!

İşten atılma tehdidi ve dayatmalar

Çünkü bizim burada devamlı işten atılma tehdidi… Ben 40 yaşına geldim, 40 yaşından sonra iş bulmak çok zor! Ben üç çocuk babasıyım benim geçindirmekle yükümlü olduğum bir ailem var, ben A partili olabilirim B partili olabilirim, A memleketli olabilirim B memleketli olabilirim ama ben bu ülkenin evladıyım. Benim çocuklarım da bu ülkenin geleceği, onlar da, patronların çocuklarından bir eksiği olmadığına göre, onlar da çocuk onlar da çocuk. O halde bu dayatma ne?!. Yani bizi bu sefalete sürükleme. Benim çocuğum okula gidiyor. Ben ona harçlık veremiyorum. Yani anlatacak o kadar çok şey var ki… Ama kısaca şu şekilde söyleyeyim, burada biz bu anlayışa karşı bir ay da sürse, iki ay da sürse iki yıl da sürse bu coşkuyu, direnci asla kaybetmeyeceğiz. Diğer işçi arkadaşlarımızla da birleşeceğiz. Burada herkese derdimizi anlatacağız. Gerekirse büyük millet meclisine de gideceğiz, gerekirse Ekrem başkanın yanına da gideriz. Çünkü Ekrem başkanda şöyle bir şey gördüm. Orada da şöyle bir problem var: ama zam yapıyor işçiye, zam yapmak için sendikaların birbiriyle çatışması… değil. Devletin vermiş olduğu enflasyon oranını -iyiniyetli olduğu zaman- yönetici, patron verebiliyormuş. Biz bunu Büyükşehir’de gördük.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Benim adım İsmail Uluçay, 12 yıldır Bakırköy Belediyesi’nde şoför olarak çalışıyorum.

Alınteri: Teşekkür ederim