Genel-İş ‘ek protokol” demeliyken, bunu diyeni görevden alıyor!



DİSK Genel-İş, DİSK’in Kadıköy’de gerçekleştirdiği “Geçinemiyoruz” eyleminde ek protokol talebiyle pankart açan işçilerin taleplerini dikkate almak yerine işçi temsilcilerini gerekçesiz olarak görevden aldı


Türkiye’de sendika bürokrasisinin ve onların güdümündeki sendikaların geldiği nokta işçilerin demokratik söz söyleme, taleplerini dile getirme konusundaki saldırganlıkta dile geliyor. Antep’te DİSK Tekstil, mevcut sendikal anlayışla uzlaşmayan Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen’i “anlayış farkımız var” diyerek görevden almış, yaşanan işçi kıyımına seyirci kalarak fiilen ortaklığı olduğunu göstermişti. Bu yozlaşma ve çürüme son olarak işçilerin patrona karşı açtıkları davada patron lehine tanıklık etmeye kadar vardırılmıştı. Uğur Tekstil ve Özak Tekstil işçileri DİSK Tekstil’in bu pratiğini döne döne teşhir ettikleri ve DİSK Genel Merkezi’nin bu konuda en azından bir açıklama yapmasını istediği halde bugüne kadar tek bir laf edilmedi.

Şimdi benzer bir pratik Genel-İş’te dile geliyor. Genel-İş’in örgütlü olduğu CHP’li belediyelerde patron konumundaki belediyelerin zülfü yârine dokunmamak için azami çaba harcadığını bilmeyen yok. Üyelik-aidat ve toplu sözleşme kalıbı içinden hareket edip, koltuk merkezli düşünen bu sendikal anlayışı son olarak İstanbul belediyelerindeki taşeron işçilerin toplu sözleşme süreçlerindeki pratiğiyle gördük. İşçilerin iradesi dikkate alınmadan, onlara sorulmadan doğrudan imzalar atılmıştı o sözleşmelerin altına.

Genel merkeze muhalif kesimlerin ya da şubelerin bir oldu bittiyle tasfiye edildiği, bu tasfiye için yalanın temel argüman olarak kullanıldığı manipülasyonun dibine vurulduğu, gerekirse bu temel üzerinden yeni genel kurulların yapıldığı Genel-İş’teki bu yozlaşmış pratik şaşırtıcı olmayacak şekilde devam ediyor.

DİSK, 16 Şubat Çarşamba günü yüksek enflasyon ve astronomik faturaları protesto etmek için “Geçinemiyoruz” eylemi yaptı. Genel-İş Sendikası Anadolu Yakası 1 No’lu Şube’ye bağlı Kadıköy Belediyesi işçileri de bu eyleme “Ek protokol” talepli pankartla, bu talebi ifade eden döviz ve sloganlarla katıldı. Sendika yöneticileri onları alana almak istemedi. Dahası Genel-İş, bu açıklamaya “Ek protokol” pankartıyla katılan dokuz temsilciyi gerekçe göstermeden görevden aldı. Onların atanmadığını, işçiler tarafından seçildiklerini ve ancak onlar isterse görevden el çekebileceklerini söylemeye gerek yok. Bu böyleyken Genel-İş’in yaptığının kayyum politikasından bir farkının olmadığını söylemek de abes olmayacaktır.

Genel İş’in bu tutumu sendikalar ve dönem ilişkisi açısından oldukça ironik bir gösterge oldu. İronik olan işçi sınıfının pek çok bölüğünün (örgütsüz olanlar demek daha doğru olur!) sefalet ücretlerine karşı üretimden gelen gücünü kullandığı bir dönemde az çok örgütlü olunan yerlerde bizzat sendikaların bu temelde grevler örgütlememesiydi. DİSK gibi bir sendika bunu yapmak yerine Kadıköy’de bir basın açıklaması düzenleyerek “geçinemiyoruz” diyordu. Daha da ilginci sendikaların ek protokol yapılması talebiyle örgütlü güçlerini harekete geçirmesi gerekirken, bu talebin tabandan işçiler tarafından bir basın açıklamasında dillendirilmesiydi. Onun da ilginci bunu dile getiren temsilcilerin kayyum siyasetiyle görevden alınmasıydı.

Her açıdan “pes doğrusu” denilecek bir durum! Genel-İş’in görevden aldığı dokuz işyeri temsilcisi de konuyla ilgili yaptıkları yazılı açıklamada “Ek protokol talep etmek yerine TİS’e kadar dişimizi sıkmamızı söyleyen sendikamızı da eleştiren dövizlerimizle alanda yerimizi aldık. Yazık ki DİSK o mesafeden dahi bizi görmemeyi, duymamayı seçti” dedi.

Görevden alındıklarını 18 Şubat’ta saat 13.45’te temsilcilerden oluşan Whatsapp grubuna sendika şube sekreteri tarafından atılan mesajla öğrenen ve kısa süre içinde gruptan çıkarılan temsilciler yaptıkları ortak yazılı açıklamada şunları belirttiler:

Biz Kadıköy Belediyesi çalışanı, DİSK/Genel-İş Sendikası Anadolu Yakası 1 No’lu Şube’ye bağlı 9 işçi temsilcisi olarak 18.02.2022 günü 13.45’te, temsilcilerden oluşan Whatsapp grubuna sendika şube sekreteri tarafından atılan bir mesaj ile görevden alındığımızı öğrendik.

Bu tepeden inme kararın hiçbir gerekçe gösterilmeksizin tebliğ edilmesinden kısa bir süre sonra da gruptan çıkarıldık.

Her şeyden önce biz, kendi müdürlüklerinin işçileri tarafından seçilerek göreve gelmiş temsilciler olarak, muhalif sesleri bastırmak için siyasi iktidarla aynı yönteme başvurmaktan çekinmeyen şube yönetimi adına derin bir utanç duyuyoruz.

Yönetime geldiği günden itibaren hızla güç zehirlenmesi yaşayarak her türlü politik eleştiriyi kişisel tehdit veya saldırı addeden, yüzde 115 oranındaki enflasyona yüzde 8 ücret zammıyla direnecek gücü kalmamış işçinin eylemsellik çağrısına kulak vermek yerine işverenin eylemselliğe karşılık uygulayabileceği yaptırımları sayarak işçiye gözdağı veren, toplu iş sözleşmesine 1 yıldan az kalmış belediyelerde ek protokol yapılmaması yönünde karar almış sendika genel merkezinin bu kararını temsilcilerden saklayarak işçiyi aylarca oyalayan ve genel merkez yöneticisi bu kararı temsilcilere bildirirken sessizce yanında hizalanan, eleştiri kültüründen ve sendika içi demokrasiden bihaber şube yönetimini ifşa ediyoruz.

Tam da bugün, astığım astık kestiğim kestik bir yöntemle görevden alınmamız çok anlamlıdır. Geçen yıl tam da bugünlerde Kadıköy Belediyesi işçileri olarak gittiğimiz grevde DİSK ve Genel-İş grev fonu sağlama sorumluluğunu yerine getirmek şöyle dursun, grevdeki 2 bin 300 işçisine bir selam dahi göndermemiş, grevi yok saymıştır.

İlk gün yaratılan dezenformasyonun açıklığa kavuşturulmasıyla birlikte hızla toplumsal destek kazanmakta olan grev üçüncü günün sonunda kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalarla alelacele sonlandırılmış, işçinin sendikaya ve konfederasyona duyduğu inanç ve güven onarılamaz bir yara almıştır.

Konfederasyonumuz DİSK’in 16.02.2022 tarihinde 12.30’da Kadıköy İskele Meydanı’nda zamlara ve pahalılığa karşı düzenlediği eylem çağrısı işçi tabanında yalnızca öfke ve daha çok hayal kırıklığı yaratmış, bu nedenle katılım son derece düşük ve coşkusuz olmuştur.

Birbirine çıkar ilişkileriyle değil sınıf bilinciyle bağlı biz temsilciler de enflasyonun sorumlusu iktidara yüklenmekle yetinmeyip işçisine sefalet zammını reva gören işverenlere sırf parti aidiyetinden dolayı söz söylemeyen bir eylemin parçası olmayı politik olarak kabul edemezdik.

Bu nedenle “Geçinemiyoruz” ve “Zamlar geri alınsın” demenin ötesine geçen, yaşadığımız yoksullaşmanın hiçbir sorumlusunu kayırmadan hesap soran, ek protokol talep etmek yerine TİS’e kadar dişimizi sıkmamızı söyleyen sendikamızı da eleştiren dövizlerimizle alanda yerimizi aldık. Yazık ki DİSK o mesafeden dahi bizi görmemeyi, duymamayı seçti.

Biz, sıfatı “devrimci” olan bir işçi konfederasyonuna üye olmaktan gurur duyan, çeşitli politik görüşlere sahip ve görüş ayrılıklarını konuşup tartışarak çözümleyebilen, sınıf bilinci gelişmiş, işçi arkadaşlarının sorunlarını işveren karşısında dile getirmeyi ve mevcut haklarını ilerletmeyi görev edinmiş işçileriz.

Bugüne dek temsil etmekten onur duyduğumuz işçiler arkamızdadır, biz de her koşulda işçi hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz. “Devrimci” ve “sosyal demokrat” olmak iddiasındaki örgüt ve kurumlardan eylemlerinde tutarlı olmayı beklemeye ve olmadığında hesap sormaya devam edeceğiz.

Asla koşulsuz biat etmeyen, kırılan kolların yen içinde kalmasına müsaade etmeyen ve her ne pahasına olursa olsun doğru bildiğini savunmaktan çekinmeyen seslerin zor kullanarak bastırılamayacağını en iyi kendine “solcu”, “sosyalist”, “ilerici”, “sosyal demokrat”, “devrimci” diyenlerin bilmesi gerekir.