Polis “Bildiğimiz Polis” mi?



Çiçek Özgen Polisin Adana’daki eylemde vahşice saldırdığı görüntüler ve buna yönelik tepkiler günlerdir sosyal medyayı ayağa kaldırmış durumda. Özellikle Furkan Vakfı’nın çarşaflı kadınlarını hınçla coplayanlar arasında başörtülü kadın polislerin görüntüleri çokça konuşulmakta. Polisi bilip tanıyanlar için bu görüntüler şaşırtıcı değil elbette. Sonuçta, geçmişi, bugünü ve çok büyük olasılıkla yarını da kanlı olan bir “örgütten” bahsediyoruz.  …


Çiçek Özgen

Polisin Adana’daki eylemde vahşice saldırdığı görüntüler ve buna yönelik tepkiler günlerdir sosyal medyayı ayağa kaldırmış durumda. Özellikle Furkan Vakfı’nın çarşaflı kadınlarını hınçla coplayanlar arasında başörtülü kadın polislerin görüntüleri çokça konuşulmakta. Polisi bilip tanıyanlar için bu görüntüler şaşırtıcı değil elbette. Sonuçta, geçmişi, bugünü ve çok büyük olasılıkla yarını da kanlı olan bir “örgütten” bahsediyoruz.  Rejimin koruma, saldırı ve yıldırma aracı olan polis teşkilatının Ankara’nın göbeğinde milyonların gözü önünde silahını çıkarıp gencecik bir insanı öldürdüklerine de şahit olduk, çocukları gaz bombasıyla katlettiklerine, anaları yerlerde sürüklediklerine de…

Onun için karşıdakinin kadın, çocuk olmasının bir önemi elbette ki olamaz. O, kapısını beklediği rejimin karşısında olup olmadığına bakar. Rejim tarafından tehdit olarak görülüp görülmediğine bakar. Tek kıstası budur.  O nedenle tam da göbeğinde yetişip eğitildiği Osmancı, Turancı, bilmem neci görüşlerinin bir gereği olarak zevkle kaldırır copunu, zevkle indirir tekmesini. Evrensel insani değerler, eşitlik, hak-hukuk, her şey ama her şey onun için düşmandır. Tek kutsal kan kendilerininki, tek kutsal vatan kendilerininki, tek kutsal düşünce kendilerininkidir. Faşizm böyle bir şeydir zaten. O nedenle, Adana’daki eylemde copunu öfkeyle havaya kaldıran polisin kadın olmasının bir önemi yok. Bu, cinsiyetler üstü bir şeydir çünkü. Bu, ideolojiyle, hayata, insana bakış açısıyla biçimlenen bir dünya görüşünün ete kemiğe bürünmüş halidir.

Adana’da da bu düşüncenin, eldeki copa yansımış haline tanık olduk sadece.  O copu kaldıran elin bir kadına ait olması değildir mesele, mesele o elin faşist-gerici bir ideolojiye ait olmasıdır. Sistem kendi savunma, destek gücünü oluştururken cinsiyetine bakmaz, kadını da erkeği de kolaylıkla kendi arkasına yedekleyebilir. Onu kolaylıkla, bir zamanlar aynı arzularla yola çıktıklarının üstüne salıverir. Furkan Vakfı’nın AKP’ye yakın olmayan bir tarikat olduğu ve bu tarikat tarafından sık sık eleştirildiği biliniyor. Söz konusu rejimin devamlılığı, çıkarların sorunsuzca karşılanması olunca, bir zamanlar aynı rüyayı görmenin de aynı kafa yapısına sahip olmanın da bir önemi kalmıyor. Kendi aralarındaki iktidar kavgası, gücü kaybetme korkusu her şeyin belirleyeni oluyor. Kadın olduğu için, polisten vicdan beklemek, onun farklı olacağını düşünmek de bir yanılgıdan öteye gidemiyor bu nedenle.

Yani bilen için tanıyan için polis yine aynı polis. Saldırmak için, yok etmek için, içi-içine sığmaz biçimde bekleyen, bir emirle ipini koparıp ortaya çıkan, silah sıkan, cop sallayan, işkence eden ve katleden polis! Ama ufak da olsa bir fark -daha doğrusu kendi açısından bir “ilerleme” de- yok değil. Rejimin tüm kurumları kendine bağladığı, yeniden şekillendirdiği, kendi kanunlarını yazdığı, her gün tehdit ve baskıyla toplumu zapt etmeye çalıştığı bu dönemde, o da gücünü aldığı iktidar gibi daha pervasız, daha tehditkar…

Koşullar sertleştikçe, toplumsal öfke sınıf mücadelesi biriktikçe daha da pervasız ve tehditkar olacak. Çünkü yaptıkları her şeyden kolaylıkla sıyrılacaklarının garantisini verildi onlara. Öldürdükçe “kahraman”, copladıkça “vatansever” ilan edilip salınıverdiler mahkeme salonlarından. Kontra artığı bakanlar çıkıp “rahatça öldürün, ben arkanızdayım” dedi. Sınırsız yetkiler önlerine serildi. Omuzlar sıvazlandı, terfiler verildi. Hesap soran yok, sormaya çalışanların akibeti zaten belli… Daha önce saklayarak yaptıkları pek çok şeyi, o nedenle şimdi göstere göstere, göğüslerini gere gere, üstüne basa basa yapıyorlar. Hesap sorulamayacağına olan inançları tam çünkü. Yaratılan korku dağları, onların önünü açan karanlık bir gölgeye dönmüş durumda. Çünkü fikirleri iktidarda. Onun güveniyle, onu kaybetme ihtimalinin öfkesiyle saldırıyorlar kadın erkek. Karşılarında bir güç görmedikçe daha da pervasızlaşacaklar. Sosyal medya hesaplarından, isimlerini bile gizlemeye gerek duymadan ölüm tehditlerini yayınlayacaklar, silah resimlerini koyacaklar… Ne kadar iğrenç planları varsa hepsini boca edecekler üzerimize. En ufak hak arayışımıza bile silahlarla, dişlerini bileyerek, saldırmak için sabırsızlanarak gelecekler. Ve bunu kadını-erkeği tek vücut yapacak.

O güven kırılmadıkça, o ideoloji iktidardan alaşağı edilmedikçe, o mahkeme salonlarından hapishanelere yollar açılmadıkça, yaptıklarının hesabının sorulacağı korkusu taşımadıkça başörtülü-başörtüsüz bacıları da, sarıklı ya da laikçi erkekleri de coplarını tepemizden eksik etmeyecek.