İktidar cephesinde değişen bir şey yok: Şükredin, sabredin, mağdur edildik, eserler kazandırdık!



AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Rusya-Ukrayna arasındaki savaş ve ekonomi gündemiyle dün toplanan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısının ardından hemen tüm başlıkları Çanakkale Köprüsü ve diğer “mega” ya da “prestij” projelerine karşı getirilen eleştirilere bağlayan açıklamalar yaptı. “Dil ağrıyan dişe gider” misali bu projelerin “Beşli Çete” olarak tabir edilen Cengiz’lere nasıl bir rant ve yağma alanı açtığı, yapılan …


AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Rusya-Ukrayna arasındaki savaş ve ekonomi gündemiyle dün toplanan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısının ardından hemen tüm başlıkları Çanakkale Köprüsü ve diğer “mega” ya da “prestij” projelerine karşı getirilen eleştirilere bağlayan açıklamalar yaptı. “Dil ağrıyan dişe gider” misali bu projelerin “Beşli Çete” olarak tabir edilen Cengiz’lere nasıl bir rant ve yağma alanı açtığı, yapılan o mega projelerin birçoğunun halkın gerçek ihtiyaçlarıyla uzaktan yakından ilgisi olmadığı gibi müteahhitlere taahhüt edilen meblağlara ulaşılmaması durumunda eksinin halkın cebinden çekileceği yönündeki eleştiriler belli ki tabanında bile soru işaretlerine neden oluyor. Ya da tabanını bu eleştirileri merkeze koyarak “dünya alem bize düşman” manasında kutuplaştırıcı bir söylemle konsolide etmenin aracı olarak bildiğimiz yaveleri tekrarlamayı tercih ediyor.

Onca konuşmada dönüp dolaşıp dünyanın en büyük birinci köprüsünü ve ilk 3 arasına giren havalimanını yapmakla övünen, saydığı hemen tüm icraatları bu “mega” ya da “prestij” projelerden ibaret olan Erdoğan, aklımızla dalga geçercesine bu projelerde devletin kasasından tek bir kuruş çıkmadığını söyledi. Hemen ardından da sanki aynı şey değilmiş gibi “Proje hizmete girdikten sonra garanti miktarı ile gerçekleşme arasında farkın ödemesi yapılmaktadır” diyebildi. Avrupa ve ABD’de yap-işlet-devret modelinin kullanıldığından dem vuran Erdoğan, o ülkelerde ne tür işlerin bu modelle yaptırıldığı ve mesela müteahhitlere verilen taahhütle bu projelerin gelirleri arasında Türkiye’de olduğu gibi bir uçurum olup olmadığını elbette ki girmedi. Daha dün kendi bakanı 45 bin araç garantisi verilen Çanakkale Köprüsü’nden sadece 6 bin aracın geçtiğini söyledi oysaki.

Bu arada ihalelerin istisna olarak “Beşli çete” dışındaki müteahhit takımına da verildiğini söyleyerek bu yöndeki eleştirileri savuşturmayı da ihmal etmedi.

‘Sıkıntıları görmezden gelmiyoruz’, ama…

Düşman söylemini “yılanlar”, “çıyanlar” gibi kavramlarla pekiştiren Erdoğan, lafı “Türkiye’ye kazandırdıkları eserler”le döndürüp dolaştırıp en “hassas” mevzuya, hayat pahalılığına getirdiğinde de patronlara açılan rant alanlarının yarattığı huzursuzluğu dikkate alarak “Türkiye’ye 20 yıldır kazandırdığımız eserleri anlatırken bugün yaşadığımız sıkıntıları elbette görmezden gelmiyoruz. Hayat pahalılığı başta olmak üzere bugünkü sorunların üstesinden gelecek olan da yine biziz. Her alanda insanımızın refah düzeyini, Cumhuriyet tarihini en üst seviyesine biz çıkardık” demek zorunda kaldı. Elbette o projelerine devam edeceğini vurgulayarak.

Ardından da yağma projelerini övmekte kantarın kopuzunu kaçırmama kaygısıyla olsa gerek, “Sadece eser ortaya koymakla kalmadık. Siyasi, diplomatik, askeri, dış ticaret etki alanımızı ülkemizin kalkınma hedeflerini destekleyecek şekilde güçlendirdik” deme ihtiyacı duydu. Hangi yayılmacı hayallerle Suriye’de, Kürdistan’da, Libya’da, Azerbaycan’da, Doğu Akdeniz’de ne tür çılgınlıklara girdikleri ve dünya dengeleri aleyhlerine döndüğü anda hangi “manevralara” girişmek, hangi tükürdüklerini yalamak zorunda kaldıklarını söylemesiniyse elbette ki beklemiyoruz.

Sıkıntılar AKP’nin savuşturduğu tehlikelerin bedeliymiş!

“Terörle” mücadele ettiklerini, ekonomiye dönük sabotajları savuşturduklarını, 15 Temmuz’da darbe girişimini püskürttüklerini vs. sıralayarak ne kadar mağdur edildiklerinden dem vuran Erdoğan, tüm bu mağduriyetlerine rağmen “İnsanımızın işini, aşını, ekmeğini garanti altına almaya çalışacak ekonomik işleyişini sürdürdük. Ülkemizi yatırım, istihdam, üretim, cari fazla yaklaşımını hayata geçirdik” dedi. Ardından da bugün yaşanan ekonomik yıkımı getirip “Vesayet, darbe, terörle mücadele gibi elbette tarihi değişimin bedeli oldu”ya bağladı.

Meali: Bu bedeli ödemek zorundasınız!

İşçi ve emekçileri sistemin yarattığı büyük yıkımın faturasını ödemeye, daha fazla kemer sıkmaya ve sıkarken “Erdoğan bizi kurtaracak nasılsa” demeye davet etmeyiyse “Bu bedeli şimdi ödeyip ayağımıza gelen fırsatı değerlendiremezsek ülkemizin önündeki çeyrek ve yarım asrı kısır döngüye mahrum kalacaktır” gerekçesine dayandırdı. Bu gerekçeyi de Ukrayna, Suriye, Libya örneklerini vererek “bizi de bölmek istiyorlardı, ama bertaraf ettik, bunun da bir bedeli olacak, ödeyeceksiniz” manasına gelecek argümanlara dayandırdı:

Gezi hadiseleri, Çukur eylemi, 17-25 Aralık kumpası, 15 Temmuz darbe girişimiyle ülkemiz karanlığa sokulabilseydi Türkiye’nin bugün ne halde olacağını hayal etmek bile istemiyoruz. Vatan toprakları sırtlan, akbaba, yılanların istilasına uğramış olsaydı bugün hayat pahalılığını değil kaybettiğimiz sevdiklerimizi, yıkılan evlerimizin acılarını konuşuyor olacaktık.

Daha büyük yıkımlara hazırlamak için önden siper kazdı

Ukrayna halkının milyonlarcasının çoluk-çocuk yaşadığı dramı tasvir ederek de “bugün ekonomik olarak zor durumda olabilirsiniz, ama halinize şükredin” demeye getirerek, “geliyor gelmekte olan” duygusunu yaratacak daha büyük yıkımlar için önden siper kazmaya çalıştı.

Dişinizi sıkın” dediği emekçilere umut olarak da “Ülkemiz 2023’de her alanda dünyanın en üst ligine çıkmış huzurlu, müreffeh bir ülkenin bizi beklediğine canı gönülden inanıyoruz” vaadini sundu! “Milletimizden sadece sabırlı olmasını, bize güvenmesini bekliyoruz” diyerek…

Emekçiler için bir dirhem iyileştirme

Bu peşrevin ardından da kriz ve emekçiler cephesinde yarattığı yıkıma karşı biriken tepkileri yumuşatacak bir dirhem “iyileştirme” müjdesi verdi. “İhtiyaç ürünlerinde KDV’yi indiriyoruz” müjdesi bu.

Daha önce de İlk etapta gıda ürünlerindeki KDV oranını üretim, toptan ve perakende aşamalarının tamamında yüzde 8’den yüzde 1’e düşürdüklerini açıklamışlardı. Sinek vızıltısı bile olmadı etkisi. Bu sefer de heybeden deterjan, sabun, tuvalet kağıdı, peçete, bebek bezi gibi ürünlerin KDV’sini yüzde 18’den yüzde 8’e indirme kararı aldıklarını çıkardı. “Yeme içme hizmetlerinde KDV’de yüzde 8’e indirmiş olma kararı aldık. Satın alınan konut nerede olursa olsun metrekaresine göre değişen aynı kademeli KDV uygulamasına tabi olacaktır. Net alanı 150 metre kareyi aşmayan konutlarda KDV yüzde 8’dir. Bu büyüklüğü aşan konutlarda ilk 150 metrede yüzde 8, aşan konutlarda yüzde 18 KDV uygulanacaktır” diyerek derdinin başının yine müteahhitler olduğunu da gizlemedi.

Daha büyük saldırılara hazır olmak sınıfın öfkesini harekete geçirmekten geçiyor

Erdoğan’ın dünkü açıklamaları konusunda pek çok şey söylenebilir. Ama bunlardan öne çıkanlarını; iktidarın yerlerde sürünen prestijini geçici de olsa onarma telaşına girdiği, bunu yaparken kutuplaştırıcı-saldırgan dil ve politikaları elden bırakmayacağı, mevcut ekonomik yıkımın daha büyük bir enkaza dönüşeceğini ön görerek emekçilerin tepkisini heybeden dirhem dirhem çıkaracağı “iyileştirmelerle” yatıştırmayı esas alacağı şekline belirtmek mümkün.

Fakat en önemlisi, tablonun kendileri açısından nasıl bir vehamete işaret ettiğini görüyor olmalarıdır. Şimdi bunu savaş tamtamları, sınırötesi operasyonlar ve bunlara eşlik edecek dirhem dirhem “iyileştirme” politikalarıyla yönetmek için seferber olmuş durumdalar. İşçi ve emekçilerde birikmiş öfkenin bu kirli kanallarda eritilmesine izin vermemekse bizim sorunumuz. 2022’nin ilk aylarındaki işçi hareketi dalgasının önümüzdeki günlerde yeniden sahne alacağını, buna uygun bir yaklaşımla süreçle ilişkilenmek gerektiğini unutmadan…