Nebati’den açık itiraf!



Mevcut ekonomi politikalarının neoliberal canavarlığın en uç izdüşümü olduğunu biliyoruz. Daha birkaç ay önce “ulusalı”-uluslararasıyla sermayeye “gelin gelin burada emek çok ucuz” manasına gelen çağrılar yapılmış, TL’deki değer kaybının (dolayısıyla enflasyonun) mevcut krizin derinliğiyle olduğu kadar bu bilinçli politikayla da doğrudan ilişkili olduğu, bizzat ekonominin dümenindeki şahıslar tarafından açıkça ortaya konulmuştu. Bunun daha şimdiden bölüşüm …


Mevcut ekonomi politikalarının neoliberal canavarlığın en uç izdüşümü olduğunu biliyoruz. Daha birkaç ay önce “ulusalı”-uluslararasıyla sermayeye “gelin gelin burada emek çok ucuz” manasına gelen çağrılar yapılmış, TL’deki değer kaybının (dolayısıyla enflasyonun) mevcut krizin derinliğiyle olduğu kadar bu bilinçli politikayla da doğrudan ilişkili olduğu, bizzat ekonominin dümenindeki şahıslar tarafından açıkça ortaya konulmuştu. Bunun daha şimdiden bölüşüm ilişkilerinde yarattığı devasa uçurum DİSK-AR’ın TÜİK araştırmalarından yola çıkarak hazırladığı rapora da yansımıştı.

Bu politikaların hangi gizli mahfillerde yapılan “istişarelerle” belirlendiğiniyse; neoliberal yıkım politikalarının olduğu kadar, kirli savaşın, kontrgerilla  kıyımlarının da mimarlarından olan Tansu Çiller’in “Ekonomi konusunda dümenin arkasında ben varım. Maliye Bakanı Nureddin Nebati sık sık beni ziyaret ediyor ve fikirlerimi alıyor. Ankara’da ekonomi kurmaylarıyla yapılan toplantılara da katılıyorum” sözleriyle netleşmişti. O istişarelerde aldıkları kararların toplam sonucunu araştırmalara bile gerek olmaksızın yaşayıp görüyoruz. Tahayyülleri, işçi ve emekçilerin böğrünün sökülmesi, emeğin ucuzun da ucuzu hale getirilerek sermayenin semirdikçe semirmesidir.

Sık sık “gözleriniz parlasın” diyen, sermaye temsilcileriyle yaptığı görüşmeleri “gözleri parlayarak ayrıldılar” diyerek övünç konusu yapan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin AKP’nin Kızılcahamam kampında sarfettiği şu sözler de hem bugünü ama hem de geleceğe ilişkin vahşi sömürü ve yıkım politikalarını anlamak açısından çarpıcı bir tablo sunuyor:

Dövizi düşürmek için yüksek faiz artışı yapabilirdik. Ama o zaman üretim bundan olumsuz etkilenirdi. Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Yoksa enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik. Yüksek faiz artışı yapardık. O zaman üretim dururdu. Kur korumalı TL’ye geçerek bir yandan doları frenledik. Diğer yandan üretimi ve büyümeyi tercih ettik. Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor. Büyümeyi tercih ettiğimiz için büyüme rakamları iyi geliyor, büyüme istihdama da olumlu olarak yansıyor. Ama biz dar gelirli vatandaşlarımıza yönelik gelirlerini arttırıcı düzenlemeler yapıyoruz. Böylece onları enflasyonun karşısında korumaya çalışıyoruz”

Nebatigillerin hayalindeki sistemde “dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kar ediyorlar” sözlerinde özetlenmiştir. “Ama biz dar gelirli vatandaşlarımıza yönelik gelirlerini arttırıcı düzenlemeler yapıyoruz. Böylece onları enflasyonun karşısında korumaya çalışıyoruz” demesi fasa fiso. Nitekim TÜİK’in enflasyon oranını yarı yarıya bile değil ondan da fazla düşük göstermesi için yapılan operasyonlar, döndürülen dolaplar ve emekli-işçi-memur maaşlarına-ücretlerine o sahte enflasyon rakamları oranında zam yapılması hazırlıkları emekçilerin daha fazla yoksullaşması-sermeyenin bunun üzerinden semirmesi politikalarının tam gaz sürdürüleceğinin ilanı dışında bir anlam taşımıyor. 3600 ek gösterge düzenlemesinin yapılacağının açıklanması, ücret-maaş zamlarına ek olarak asgari ücrete de TÜİK oranlarınca zam yapılacağı hazırlığının yapılması aynı zamanda krizin önümüzdeki dönemde daha büyük bir yangına dönüşeceğinin ifadesidir. Bu dalaverelerin çapının sınırlılığını seçim hazırlıklarıyla birlikte düşünecek olursak gelecek günlerde açlığın somut bir olguya dönüşeceğini, işsizliğin dalgalar halinde büyüyeceğini, evsizlerin, köyüne dönenlerin sayısının artacağını kestirmek zor değil.

Bu yangın sandığı bekleyerek değil, sokağın sesinin yükseltilmesi, üretimden gelen gücün kullanılması, çeşitli toplumsal kesimlerin yıkım ve saldırı politikalarına karşı ayrı ayrı kanallardan akan direnişlerinin tek bir gövdede toplanarak büyük bir isyana dönüşmesiyle söndürülebilir. Başka çıkar yol yok!