Marksizmin bittiği muhtemelen her yerde Marksistlerin kulağına çalınan bir müziktir. Onlar yürüyüşleri ve grev gözcülüğü yapmayı bırakabilirler; akşam saatlerinde bir başka sıkıcı komite toplantısına katılmak yerine kederli ailelerinin bağrına dönmenin zevkini tadabilirler. Marksistler her şeyden çok Marksist olmaya gerek kalmamasını isterler. Bu bakımdan Marksist olmak Budist ya da milyarder olmaya benzemez. Marksist olmak daha çok doktor olmaya benzer. Doktorlar inatçı, kendi kuyularını kazan yaratıklardır; hastaları iyileştirip kendilerine ihtiyaç kalmayınca işsiz kalırlar. Benzer biçimde siyasi radikallerin amacı da görevlerini başardıktan sonra artık onlara ihtiyaç kalmamasıdır. Bundan sonra sahneden çekilmekte, Guevara afişlerini yakmakta, uzun zamandır ihmal ettikleri çellolarını ellerine almakta ve Asya Üretim Biçimi yerine daha çekici şeyler konuşmakta özgür olabilirler. Eğer yirmi yıl sonra hâlâ Marksistler ya da feministler varsa bu üzücü bir manzara olacaktır. Marksizmin kesinlikle duruma bağlı, geçici bir anlamı vardır; bu nedenle bütün kimliğini ona bağlayan birisi temeli kavrayamamış demektir. Marksizmden sonra bir hayat olduğu. Marksizmin en önemli noktasıdır. (…)
Şu halde Marksizmin mantıksızmış gibi görünmesinin nedeni kapitalizmin huyunun değişmiş olması değildi. Durum tam tersiydi. Sistem her zamanki gibi hatta daha fazlasıyla bildik biçimde işliyordu. Şu işe bakın ki, Marksizmin gerilemesine neden olan şey, bir bakıma onun iddialarının doğru kabul edilmesine de yol açıyordu. Marksizm, karşı çıktığı sosyal düzenin kenarına fırlatılıyordu çünkü ılımlı ve merhametli olmak şöyle dursun sistem, daha önce görülmedik biçimde acımasızlaşıyor ve aşırıya gidiyordu. Ve bütün bunlar Marksist eleştiriyi daha da geçerli kılıyordu. Sermaye dünya çapında şimdiye kadar olduğundan daha çok tekelleşti ve yağmacı oldu; işçi sınıfı sayıca da gerçekte arttı. Mega-zenginler silahlı ve korumalı topluluklarda barınırken, milyarlarca gecekondu sakininin pis kokulu harap kulübelerinin etrafının dikenli tel örgülerle ve gözetleme kuleleriyle çevrildiği yerlerde oturdukları bir gelecek tahayyül edebilmek artık daha mümkün. Bu koşullarda Marksizmin bittiğini iddia etmek, kundakçılar daha kurnaz ve becerikli hale geldiği için itfaiyeciliğin modasının geçtiğini söylemeye benzer. (…)
Kapitalizm, şimdiye kadar tarihin tanık olduğu en büyük zenginliği yarattı ama bunun maliyeti özellikle yoksulluk sınırında yaşayan milyarlar bakımından astronomiktir. Dünya Bankası’na göre 2001’de 2,74 milyar insan günde 2 dolardan az bir parayla yaşıyordu.
Gelecekte, nükleer silahları olan devletlerin kıt kaynakları ele geçirme çatışmalarıyla karşılaşacağız muhtemelen; oysa bu kıtlık büyük ölçüde bizzat kapitalizmin kendisinin eseridir. Tarihte ilk kez, şimdiki yaşam biçimimiz, sadece ırkçılığı, fiziki, akli ve kültürel geriliği (kretenizm) yeşertmiyor; bizi sadece savaşa, toplama kamplarına doğru sürüklemiyor; topyekun yeryüzünden silmeye götürüyor. Eğer kârlıysa kapitalizm insanlık karşıtı davranabilir; bu da şimdi tahayyül edilemeyecek bir çapta insanlığın yıkımı anlamına gelebilir. Bir zamanların yatkın gerçekliğidir. Geleneksel solun “Sosyalizm veya Barbarlık, sloganı hiç bu kadar tatsız biçimde duruma uygun düşmemişti ve asla retorik bir abartı değildir. Bu koşullarda Fredric Jameson’un yazdığı gibi “Marksizm tekrar belini doğrultmak zorundadır“.
[Marx Neden Haklıydı, Terry Eagleton, Yordam Kitap ]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!