Zehra Çaldağ
50-60 yıl önce yaşanan göçlerle kurulan Beykoz Tokatköy’de emekçiler yıllarca altyapı-ulaşım ve en temel ihtiyaçların karşılanması için mücadele ettiler. Kuş uçmaz kervan geçmez bir yeri yaşam alanına dönüştürmek için sayısız zorlukla baş etmeye çalıştılar. Vergilerini ödediler, aklımıza gelebilecek her konuda söke söke aldıklarıyla barındıkları yeri resmileştirdiler. Rantın-talanın hüküm sürdüğü bu koşullardaysa onca emekle var ettikleri her şey, polis baskısı-mahkemeler ve zorbalıkla ellerinden alınmaya çalışılıyor. Dün evlerini başlarına yıkmaya gelenlere karşı sergiledikleri müthiş direniş de böyle bir hafızadan beslendiği için etkileyici bir şölen gibiydi.
Mahalleyi iki tarafından abluka altına alan polis, direnen halkın iki katı ve daha fazla olmasına karşın muhteşem bir direnişle karşılaştı.
Kimi kendini bilmezin “bunların hepsi AKP’ye oy vermişlerdi” dediklerini duyar gibi oluyorum. Böyle yargılarla bakılmasının hayattaki objektif karşılığının zulmedenlerin yanında durmak olduğunu söyleyip geçiyorum.
Tokatköy Mahallesi’nin yakınlarında oturan bir tanıdığımla konuştum dün sabah. “Siz ne yapıyorsunuz? Siz o mahallede 60 yıllık yaşamlarına, geçmişlerine ve bugününe, geleceğine sahip çıkanların yanında olmazsanız sıranın size gelmeyeceğini mi sanıyorsunuz?” diye sordum. “Bize de geleceğini biliyoruz tabii. Ama kime ne anlatacaksın, herkes günü kurtarmaya çalışıyor. Benim çocuklarım bile aşağı mahallede oturan komşularımıza selam vermiyorlar, görmezden geliyorlar. Ben 70 yaşındayım, ne yapabilirim. Yapılanların vicdansızlık olduğunu da biliyorum, içim yansa da kimseye bir şey anlatamıyorum. Ben buraya gelip yerleşeli 50 yıl oldu. Biz geldiğimizde aşağı mahalledekiler (evlerini yıktırmamak için direnen mahalleli) evlerini yapıp yerleşmişlerdi. Bizden eskiler” dedi.
60 sene öncesinde evlerin yapıldığı arazilerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait olduğunu daha sonraysa Beykoz Belediyesi’ne devredildiğini ve kentsel dönüşüm projesi adı altında talan edilmeye çalışıldığını herkes biliyor.
Evler yapıldıktan sonra kapı numarası, sokak adı, vergi numarası, elektrik, su, internet gibi hizmetler verilirken bu insanlar yine burada oturuyorlardı. 16 sene önce de doğalgaz geldi. Bu insanlar memleketlerinden, köylerinden kalkıp daha iyi yaşamak için o zamanlar ‘taşı-toprağı altın’ denilen İstanbul’a göç etmişlerdi.
60 yıldır emek verdiler, ekmek paralarından kesip bin bir zorluklarla evlerini yaptılar. O dönemlerde herkes bilir ne zordu elektrik, su bağlatmak; kanalizasyon, yol yaptırmak; ulaşım için dolmuş, otobüs hattı olmasını sağlamak.
Ben ‘84’lerde Tokatköy Mahallesi’nde bir sene yaşamıştım. Ulaşım o kadar zordu ki, Kadıköy’den Beykoz’a akşam saat 21:00’den sonra gidemezdiniz. Bu nedenle bir gece karakolda sabahlamak zorunda kaldığımı hatırlıyorum. Ne utanç vericiydi benim için.
‘84’te evlerde şebeke suyu yoktu, tankerlerle su gelirdi. Tankerlerden suları koca koca bidonlara, kovalara doldurup omuz askısıyla taşırdık. Omuzlarımız omuz askısını taşımaktan çürüyordu. Daha yollar asfaltlanmamıştı; yağmur yağdığı günler ve kış aylarında işten eve gelirken her yeriniz çamur içinde kalırdı. Ben bir sene yaşadım. O insanlar gençliklerini verdiler; çocuklarını o zor koşullar içinde açlık, yoksulluk, sefalet içinde büyüttüler.
Şimdi kalkmışlar kentsel dönüşüm adı altında bütün bu geçmişi, bugünü ve geleceği birkaç beton baronuna peşkeş çekmek için polis ordusuyla Tokatköy Mahallesi halkına saldırıyorlar, hem de vahşice…
İşte kapitalizmin, sömürü sisteminin gerçek yüzü budur. Son 20 yıldır halkın tepesinde yağma ve talan politikalarını tam gaz sürdüren, toplumsal tepkileri Hitlerci bir siyasi saldırganlıkla bastırmaya çalışan bir iktidar var. Kendisine oy vermiş/vermemiş ayırır mı? Gerçi hangi burjuva siyasetçisi ya da sistemi ayırır ki. Ama bunlar bu konuda kimseye birinciliği kaptırmaz! Rant ve talan için yapmayacakları yok. Hele ki karşılarındaki yoksul işçi-emekçiyse kendi partilerinden olsun-olmasın ayrımsız bir saldırganlık kuşanırlar. Çünkü Boğaz’a nazır Beykoz Tokatköy’de milyarderlerin villaları olmalı! Aç, sefil yoksul emekçinin neyine temiz havası, muhteşem doğasıyla böyle bir yerde yaşamak.
Ama keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner! Umarım ki bu devran çok uzun sürmez ve bu talan düzeni yerle bir olur!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!