Zehra Çaldağ
Aynı gemide olabilmemiz için eşitsizliğin olmadığı, eğitimin, sağlığın, ulaşımın, dil, din, ırk, inanç, cinsiyet ayrımının yapılmadığı, doğanın katledilmediği, her canlının önemsendiği ve insanca yaşama, insanca çalışma koşullarının hakim olduğu bir düzende olmamız gerekiyor ki, o düzende zaten kimse kimseye aynı gemideyiz naraları atmaz, atamaz.
Özgür Yürü Vakfı’nın (Walk Free Foundation) 2018 yılına ait Küresel Kölelik Endeksi raporuna göre, dünya genelinde yaklaşık 40,3 milyon modern köle bulunuyor.
Rapora göre, modern kölelerin 15,4 milyonunu zorla evlendirilenler, 24,9 milyonunu ise zorla çalıştırılanlar oluşturuyor.
Modern köleliğe maruz kalan insanların yüzde 71’ini kadınlar oluştururken, 10 milyonu aşkın çocuk da modern köleliğin kurbanları arasında yer alıyor.”
Ücretli köleler ve burjuvazi
İlkel komünal toplumdan sonraki tarihsel süreçte efendilerle-uşaklar, kölelerle-köle sahipleri, serflerle-çiftlik sahipleri hiçbir zaman aynı gemide olmadılar.
Kapitalizm ise bu ayrımları daha net çizgilerle ortaya koydu, çünkü artık bu ayrımların bir tarafında ezilenler/işçi-emekçiler ordusu diğer tarafında olanlar ise burjuvazi yani sermaye sahipleri sınıfı vardı.
Burjuvazi “demokrasi, özgürlük” nidalarını atıyordu ama bunlar sadece kendi sınıfından olanlar içindi. İşçilere, emekçilere, yoksul köylünün de güya kimi özgürlükleri vardı: İstediğin yerde çalışma, yaşama, istediğine oy verme yani seçme hakkı vs…
İstediğine oy verme hakkı, ama adayı kim belirliyordu. Senin belirleme hakkın gerçekten var mıydı? Elbette yoktu. Sana birkaç ya da yüzlerce aday gösterip bunlardan birine ya da birkaçına oy verme özgürlüğü tanımışlardı sadece
İstediğin yerde çalışma ya da çalışmama hakkı da tanıdılar ama çalışmadığı sürece aç kalma, sefalet içinde boğulma hakkıydı bu! Çünkü çalışmazsan nasıl geçineceksin, yaşamsal ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaksın?
‘İstediğin yerde yaşayabilirsin’ dediler ancak çalışarak kazandığın para hiçbir zaman çok güzel bir evde oturabilmeni sağlayacak kadar olmadı. Çünkü sen yaşamak/hayata kalabilmek için çalışmak zorundaydın.
Kazancın ailenin zorunlu ihtiyaçlarına yetmezse -ki yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz- çocuklarını da işe göndermek zorunda bırakılıyorsun. Çünkü sermayenin tek amacı daha çok sömürü, daha büyük kardır. Daha az ücret karşılığında işçinin-emekçinin posasını çıkarmaktır.
Peki burjuvazi, patronlar bunu nasıl yapacak? Burjuva devletin yasalarına, polisine, mülki amirlerine sırtını dayayarak elbette.
‘Aynı gemideyiz’ mavalları atanlar geminin güvertesinde şezlonglarında saltanat sürenlerdir. Geminin en alt bölümünde -makine dairesinde- üç kuruş ücret için ter dökerek gemiyi hareket ettirenler vardır. Dolayısıyla bu gemide eşitsizlik aslında hiç bitmedi, gittikçe daha da derinleşti, derinleşiyor.
Hafızamızı tazeleyen birkaç örnek
‘Aynı gemideyiz’ diyenlerin işçilere, emekçilere reva gördüklerine bir göz atalım:
14 Eylül 2018’de yaşanan 3. Havalimanı direnişini hatırlarsınız. İşçilerin kaldığı barakalarda “tahta kuruları” ile de gündeme oturmuştu. 3 Havalimanı’nı inşa eden inşaat baronları buradan milyarları kazanırken o şantiyelerde yatağında bit, pire, tahtakurusu, yemeğinde böcekler çıkan işçiler bu kan emici Cengiz, Kolin, Limak, Mapa, Kalyon patronlarıyla aynı gemide miydiler?
EFT Tekstil patronu Sanem Dikmen ile gözünün yaşına bakılmadan işten atılan, direnişe günlerdir kararlılıkla devam eden, devletin polisinin, güvenlik görevlisinin vahşice saldırdığı işçiler aynı gemide olabilirler mi?
Ya da İzmir Evde Bakım işçileriyle (Çürük elma denilerek işten atılan) İzmir büyük şehir belediye başkanı aynı gemide mi?
15 yıldır hak arayan, 718 gündür direniş çadırında hakları için direnen Uzel İşçilerini görmeyenlerle, direnişini sürdüren işçiler aynı gemide mi?
Mezeköy’de Kömür Madeni kurmak isteyen patronlarla köyümüzde JES istemiyoruz, önce gel beni çiğne diyen ve haklarında direndikleri için soruşturma açılan köylüler aynı gemide olabilir mi?
Tokatköy Mahallesinde kentsel dönüşüm adı altında evlerinden, mahallelerinden atılmak istenen, evleri başlarına yıkılan mahalleli rant için talan edenlerle aynı gemide olabilirler mi?
Ya da İstanbul Sözleşmesi feshedilemez diyerek sokağa çıkan kadınlara “SÜRTÜK” deme cürretini gösterenlerle aynı gemide olabilir miyiz?
Aylardır taşeron köleliğine karşı mücadele eden ve taşerona norm kadro isteyen işçilerle onları taşeron köleliğine mahkum etmeye çalışan sermaye ile taşeron işçiler aynı gemide mi?
Hatta işçinin taleplerini görmezden gelen işbirlikçi sendika ağalarıyla da işçiler aynı gemide değiller.
O aynı gemi şu an için kapitalist sömürü düzenidir. Haramilerin saltanat sürdüğü kapitalist barbarlıktır.
İşçi sınıfının gemisi henüz inşa edilmedi. Ama bir gün inşa edilecek ve o zaman haramiler değil işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler şarkılar söyleyerek, danslar ederek, yasakların ayrımcılığı, sömürünün olmadığı bir dünyayı kurarak haykıracaklar “Geminin yukarısı-aşağısı yok” diye…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!