Sağlıkta çöküş sürüyor



Çiçek Özgen “Herkes için ulaşılabilir, nitelikli ve sürdürülebilir sağlık hizmetinin, etkili, kaliteli, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde sunulması” olarak lanse edilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın çöküşü devam ediyor. Sağlığın metalaştırılması, piyasalaştırılması projesi olan bu uygulama ile kamu hastaneleri işlevsiz hale getirilmiş, zarara uğratılmış etik olmayan her türlü davranışın önü açılmıştı. Bu proje kapsamında açılan Şehir …


Çiçek Özgen

“Herkes için ulaşılabilir, nitelikli ve sürdürülebilir sağlık hizmetinin, etkili, kaliteli, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde sunulması” olarak lanse edilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın çöküşü devam ediyor.

Sağlığın metalaştırılması, piyasalaştırılması projesi olan bu uygulama ile kamu hastaneleri işlevsiz hale getirilmiş, zarara uğratılmış etik olmayan her türlü davranışın önü açılmıştı. Bu proje kapsamında açılan Şehir Hastaneleri ise çöküşün en net görüldüğü yerlere dönüşmüş durumda.

Geçmediğimiz köprüler, tedavi olamadığımız hastaneler

Binlerce hasta kapasitesine sahip bu hastaneler, yapıldıktan ya hemen sonra çürümeye terk edildi ya da hizmete açıldıktan kısa bir süre işlevsiz hale gelerek usulca köşeye atıldı. Dolayısıyla milyarlarca lira harcanarak yapılan bu hastanelerden inşaat firmalarının, çeşitli sermaye gruplarının kâr etmesi sağlandı. Bunlara ödenen paraların ise cebimizden çıktığını söylemeye gerek yok. Bu hastaneler hala zarar ediyor. Geçmediğimiz köprülere ödediğimiz para gibi muayene olamadığımız hastanelere de para ödemeye devam ediyoruz.

Sağlık çalışanları: Kırk katır mı kırk satır mı

Bir yandan ekonomik krizin vurduğu bir yandan devletin bilinçli olarak itibarsızlaştırdığı sağlık çalışanları çareyi özel sektöre geçmekte ya da ülkeyi terk etmekte buluyor. Bu da nitelikli, yetişmiş sağlık personeli sıkıntısını ortaya çıkarmış durumda. Örneğin, kamu hastanelerinde ameliyata girecek yetişmiş cerrah bulmak artık neredeyse imkansız. Keza diğer alanlar için de aynı durum söz konusu. “Davul zurnayla” açılan bu şehir hastanelerinde çalıştırılacak yeteri kadar sağlık çalışanı bulunamıyor, ki devletin de zaten derdi buralarda istihdam yaratmak değil!

“Kuyruk”lar nereye taşındı?

Eğitim gibi sağlıkta da piyasalaşmanın bir “gereği” ve yöntemi olarak bilerek ve hesaplayarak yeteri kadar sağlık personeli istihdam etmiyor. Bu alana yeterli ödeneği ayırmıyorlar. Sonuç olarak tıkanan kamu hastaneleri işlevsiz hale getiriliyor. Böylece özel hastanelerinin önü açılıyor. “Sıra beklemek yok” yalanıyla hastane kuyruğunda beklemeyi ortadan kaldırdığını söyleyen AKP-MHP hükümeti, kuyrukları evde, telefon başlarına taşımış oluyor. Alınamayan randevular, alınsa bile muayene olacak hekimin olmadığı poliklinikler, muayene olsa bile ameliyat olabileceği cerrahların olmadığı hastanelerde sağlık sisteminin köküne son darbeler de indirilmiş oluyor.

Bir yandan da sermayeyi memnun etmek için var olan hastaneler kapatılıyor ve altyapısı yetersiz olan bu şehir hastanelerine devrediliyor. İşlemeyen bu projeyi ayakta tutmak için son bir gayret, var olanı da elimizden alıp sağlığı ulaşılması gerçekten zor bir konuma getiriyorlar. Böylece yanı başınızda acil bir durumda gidebileceğiniz, ya da kendi branşında uzmanlaşmış (kadın doğum gibi, onkoloji gibi) hastaneler ortadan kaldırılıyor. Bu hastanelerin teknik donanımları ve her türlü materyalleri yaşam yerlerinden uzakta, ulaşımın sorun olduğu yerlerde inşa edilen, yeterli teknik donanımın, yeterli personelin olmadığı bu binalarda taşınıyor.

Gizli yürütülen tasfiye süreci

Bunun en yakın örneği Ankara Etlik Şehir Hastanelerinde yaşanıyor. Var olan hastaneler birer birer kapatılıyor, artık bu hastanelerden randevu almak muayene olmak imkansız. Çünkü gizliden bir tasfiye süreci yürütülüyor. Hatta o kadar ki sağlık çalışanları kamuoyuna bilgi vermemeleri yönünden tehdit ediliyor, “Hastaneler kapatılıyor” demeleri yasaklanıyor. Hatta istifa etmek isteyenler engelleniyor. Sağlık hizmetleri durma noktasına gelmiş durumda.

Sağlığın pazarlığı olmaz!

Diyelim ki bu hastaneler bir şekilde işlemeye başladı, taşınan hastaneler artık şehir hastanesi olarak tek bir çatı altında hizmete başladı, normalde zaten hastanelerden randevu almak büyük bir sorunken, her gün binlerce kişinin bir yere akın ettiği bu devasa hastanelerden randevu alabilmenin imkanı olacak mı? Ya da acil bir durum söz konusu olduğunda en yakın hastaneye varmak için kilometrelerce yol gidebilecek miyiz?  Hizmet verecek alt yapısı, personeli vb bu kadar büyük hasta popülasyonunu karşılamaya yetecek mi? Oysa herbirimizin sağlık hizmetlerine hızlı ve kolay ulaşabilmesi gerekir. Bu yaşamsal bir hak çünkü. Bunun pazarlığı olamaz. Oysa bu hakkımız gözümüzün önünde yerle bir ediliyor. Biz ya niteliksiz, alt yapısı yetersiz, ulaşılması zor yerlerde sağlık hizmeti almaya zorlanıyoruz ya da özel hastanelerin insafına terk ediliyoruz. Sağlıkta dönüşümün sağlıkta yıkıma dönüştüğü günümüzde üstelik diğer şehir hastanelerinin durumu da ortadayken, nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz sağlık hakkımıza göz koyanlara daha ne kadar “eyvallah“ diyeceğiz?