Çiçek Özgen
İkisi de mevsimlik tarım işçisi, işçi olamayacak kadar küçükler oysa. İkisi de 14 yaşındaydı bu sistemin çarkları arasına sıkışıp hayatlarını kaybettiklerinde… İkisi de Kürdistan’dan kopup gelmişlerdi yoksulluklarına katık edecek ekmek parası için..
Fidan Tunç, ailesiyle birlikte Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine bağlı Kara Köyü’nden gelmişti Hatay Erzin’e narenciye toplamak için. Dicle Nur Selçuk da Diyarbakır’ın Dicle ilçesindendi, portakal limon toplayıp hayatta kalacak parayı kazanıp ailesiyle paylaşacaktı. Mevsimlik işçi olarak çalıştığı narenciye fabrikasında meyve paketlerken giysisini makineye kaptırmış, parçalanmıştı. Fidan, bu güzelim çocuk narenciye bahçesinde kaybolmuş birkaç gün sonra başka bir bahçede ölü olarak bulunmuştu. Okul çağındaydılar, çocuktular, geleceğimizden birer damlaydılar…
Stajyer adı altındaki sömürü
Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından “stajyer” bahanesiyle çocukların A101 marketlerinde çalıştırılması için bir protokol imzalanmış, ucuz işgücü olarak market zincirlerinin hizmetine sokulmaya çalışılması, çocuk işçilik sorununu bir kez daha önümüze getirmişti. Ancak bu, çocukların devlet eliyle sermayenin hizmetine sokulmaya çalışılmasının ilk örneği değil. Daha önce de KOÇ Holding ve MEB arasında 2006 yılında “Mesleki Teknik Eğitimi Özendirme Programı” projesi imzalanmış ve meslek liselerinin kapıları bu sermaye grubunun önünde sonuna kadar açılmıştı. Bir taraftan devlet eliyle yasal kılıflar üretilerek desteklenen çocuk işçilik, diğer taraftan da ekonomik krizle birlikte gittikçe büyüyen bir çocuk işçiler ordusunun ortaya çıkmasına neden oluyor.
TÜİK’in kendi verileri bile çığ gibi büyüyen çocuk işçiliğin boyutlarını gizleyemiyor. 2019 yılında yaptığı ankete göre 146 bini kanunen çalıştırılması yasak olan 14 yaş grubunda olmak üzere, 720 bin çocuk işçi bulunuyor. Üstelik bunun içinde staj, çıraklık ve meslek eğitimi bahanesiyle ucuz işgücü olarak kullanılan yaklaşık 1,5 milyon çocuk yok! Ve bu anket mevsimlik işçi olarak çalıştırılan çocukların büyük kısmını da kapsamıyor. Bununla birlikte savaş nedeniyle göç eden mülteci çocuklar bu ordu içerisinde azımsanmayacak bir yeri kaplamış olsalar da, listede yer almıyorlar. Bunlar da Türkiye’deki çocuk işçiliğin gerçek oranlarının belirtilenden kat be kat fazla olduğunu gösteriyor.
Devlet çocuk işçi ölümlerini saklıyor
Türkiye’de her gün 4,2 işçi iş cinayetinde yaşamını yitiriyor. İş güvenliği önlemlerinin alınmadığı, sağlıksız, güvencesiz koşullarda çalıştırılan işçiler arasında büyük bir kısmı oluşturan işçi çocuk ölümleri de aynı hızla sürüyor. SGK her yıl ortalama on bir çocuk işçinin iş cinayetine kurban gittiğini açıklarken, İSİG verileri ortalama altmış bir çocuğun bu cinayetlerde yitirildiğini belirtiyor. Bu verilere göre devlet çocuk işçi ölümlerinin yaklaşık yüzde 82’ni saklıyor! Üstelik İSİG raporuna göre yaşamını yitiren bu çocukların yaklaşık yüzde 25’i 14 yaş altı çocuklar…
Türkiye Avrupa’da çocuk işçilikte ilk sıralarda!
Dünyada çocuk işçilik oranı 160 milyona yükselmiş durumda, yani her on çocuktan biri işçi. Avrupa geneline baktığımızda ise Türkiye bu konuda üst sıralarda yer alıyor.
Çocuklar en fazla hizmet sektöründe çalıştırılırken, bunu tarım ve sanayi alanı takip ediyor. Tarımda çalışma yaşı 5 yaşına kadar düşmüş durumda. Bu çocukların %34’ eğitimlerine devam edemiyor. Devlet eliyle desteklenen hatta yasal kılıflarla teşvik edilen çocuk işçilik, ucuz kâr fırsatı sağlaması nedeniyle sermayenin ağzını sulandırıyor. Yaşanan derin kriz daha palazlanmış bir sömürünün de önünün açılmasına neden oluyor. Bu durumdan da en fazla çocuklar etkileniyor.
Her gün yeni bir protokol yeni bir proje ile çocuklarımızın alınterini çalmak için sahneye çıkan burjuvazi ve onun devleti, Türkiye’yi çocuklar için bir sömürü cehenemine çevirmiş durumda. Oyun parklarında, okullarda olması gereken çocuklar, sanayide, hizmet sektöründe, tarlalarda çalıştırılıyor. Bir taraftan ekonomik krizin yüküyle iyice yoksullaşan ailelerin çaresizliğini patronlar için fırsata çevirmeye çalışırken diğer yandan da verilerle oynayarak her şeyin güllük gülistanlık olduğu izlenimini vermeye çalışıyor.
Onlar bizim çocuklarımız, bizim geleceğimiz
Bizse her gün bir çocuk işçinin ölüm haberini duyuyoruz, okuyoruz. Çocuklarımıza biçilen bu geleceksizliği kabul etmeye, biat etmeye zorlanıyoruz. “Kendi” çocuklarımıza sahip çıkmanın tek yolunun tüm çocuklara sahip çıkmaktan geçtiği gerçeğini yok etmeye çalışıyorlar. Her çocuktan toplum olarak sorumlu olduğumuz gerçeğini perdelemeye çalışıyorlar.
Her çocuğun ölüm haberini, bizi çocuk yaşlarda ücretli köleler olmaya zorlayarak geleceksiz, hayalsiz, umutsuz bırakmak isteyenlere birliğimizin, örgütlülüğümüzün, mücadelemizin, gücünü göstermekten başka kurtuluşumuz olmadığını bize haykıran bir çığlık olarak okumak zorundayız.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!