Kadınların toplumsal bir güce dönüşen mücadelesi*



Özel mülkiyet ilişkilerinin gelişmesiyle birlikte oluşan toplumsal ilişki -ve özel olarak da cinsler arası ilişki- aile başta olmak üzere diğer üstyapı kurumlarıyla birlikte yürür. Toplumsal cinsiyet rolleri ya da ilişkileri denilen şey sırf bir kültürel devamlılığa işaret etmez, ekonomik-siyasi-kültürel-ideolojik bütünlük oluşturan bir sistem olarak iş görür. Toplum bir bütündür ve sınıfsal, cinsiyete dayalı, ırksal, dinsel …


Özel mülkiyet ilişkilerinin gelişmesiyle birlikte oluşan toplumsal ilişki -ve özel olarak da cinsler arası ilişki- aile başta olmak üzere diğer üstyapı kurumlarıyla birlikte yürür. Toplumsal cinsiyet rolleri ya da ilişkileri denilen şey sırf bir kültürel devamlılığa işaret etmez, ekonomik-siyasi-kültürel-ideolojik bütünlük oluşturan bir sistem olarak iş görür. Toplum bir bütündür ve sınıfsal, cinsiyete dayalı, ırksal, dinsel ve diğer türden tüm toplumsal ilişki biçimleri kendinde şeyler olmayıp, herbiri bir üretim biçiminin belirlenmiş ve çatışmalı ilişkileri bağlamında varolur, varlıklarını da ancak kendilerini yeniden üretebildikleri oranda sürdürebilir.

Ataerki de erkek egemenliğince belirlenmiş bir cinsiyet hiyerarşisi üreten ve yeniden üreten toplumsal bir süreçtir. Bu tahakküm, tıpkı sınıf ilişkilerinde olduğu gibi rıza ve zor yöntemlerinin iç içe geçmesiyle sağlanabilir ve sistemin bekası için sürekli olarak yeniden tahkim edilmek zorundadır. Tüm toplumsal altüst oluşlar bu zor ve rıza araçlarınca süreklileşmiş biçimde kontrol edilir ve yeniden üretilmeye çalışılır. Yeniden üretmekte zorlanıldığı noktada tüm çirkin yüzüyle saldırganlaşır. Gelinen aşamada diğer toplumsal ilişkilerde olduğu gibi toplumsal cinsiyet ilişkilerindeki hiyerarşinin yönetilmesinde de ciddi bir tıkanma hali yaşanmaktadır.

Kapitalizm bugün kendisi için her açıdan yaşamsal olan erkek egemenlik sisteminin çözülmesi, toplumsal üretime daha geniş kitleler halinde dahil olan kadınların yaşadıkları nispi özgürleşmenin sorunlarıyla karşı karşıyadır. Cinsiyetler arasındaki mevcut hiyerarşinin ya da kapitalist sistemin temel dayanaklarından biri olan aile kurumunun çatışmalı bir süreç içinde krize sürüklenmesiyle başa çıkmak zorundadır. Mevcut mücadele dinamikleri örgütlü-hedefli bir zemine oturmadığı sürece bunu zor ve rızayı iç içe geçirerek belki idare edebilir, ama yeniden üretmesi eskiden olduğundan daha zordur.

Bu çelişkinin çözüleceği yer fiilen üretim ilişkilerinin değiştiği, toplumsal ilişkilerin de bunun üzerinden yeniden şekillendiği devrimle, sosyalizmle mümkün olabilir. İnsanlık bugün her konuda olduğu gibi bu sorunda da böyle bir eşikle karşı karşıyadır. Sistem temel dayanaklarında yaşanan çok yönlü krizle boğuşurken onun krizini daha da derinleştiren dinamiklerden biri de kadınların toplumsal bir güce dönüşen mücadelesidir. Dolayısıyla bugün kadın düşmanlığı olarak yansıyan ve dünya ölçeğinde bir eğilim haline gelen saldırganlık bu noktadaki krizin yansımasından başka bir şey değildir.

Bu nedenle de kadın sorunu kapitalist sistemin yaşadığı kapsamlı kriz ve sınırlarına dayanma gerçeği içinde kavrandığı oranda doğru bir yaklaşımla ele alınıp stratejik bir ilişkilenme kurulabilir.

[*Kadın sorunu: Tarihin en kadim sorusundan ne anlıyoruz, TİKB 5. Konferans Belgeleri‘nden]