Kuluçka makinesi olarak görülen kadınlar!



Devlet kadının ne kendi yaşamı üzerinde ne de bedeni üzerinde söz sahibi olmasını istemiyor. Ona biçilen kalıpların içerisinde kalmasını dayatıyor. Doğurmak istemeyen kadınları, almaları gereken hizmeti engelleyerek durduruyor. Kadını ya çocuk doğurmaya da merdiven altı yerlerde kürtaj olmaya mecbur bırakıyor.


Çiçek Özgen

Kadına yönelik şiddet, farklı biçimlerde siyasal karakter kazanarak sistematik hale gelmiş durumda. Devletin kadın karşıtı yasaları ve uygulamalarıyla pekişen cinsiyet eşitsizliği, kadını kontrol edilmesi ve yönetilmesi gereken bir “unsura” indirgiyor. Bu durum da şiddetin farklı alanlarda farklı dozlarda karşımıza çıkmasına neden oluyor. Kadının tek görevinin çocuk doğurmak ve erkeği sonraki günün üretimine hazırlamak olarak kodlanması, uygulamalardan tutun da söylemlere kadar ayırımcı bir anlayışın benimsenmesi, kadına nefes alma alanı bırakmıyor. Kadının özgürleşmesinin aile kavramına ve dolayısıyla erk sistemine de darbe vuracağını gören sistem, bunun önlemini almak için her fırsatta saldırıyor. Ne giyeceğinden nasıl konuşacağına, nasıl güleceğine, sokağa çıkıp çıkmayacağına kadar her şeyi kontrol etmek istiyor. Bu da yetmiyor, kadını kuluçka makinesi olmayı kabullenmeye zorluyor

Güzellikle olmazsa zorla

Erdoğan’ın her fırsatta “3 çocuk doğurun” demesi boşuna değil. “Güçlü bir millet”in bol çocuk doğuran kadınlardan oluşan ailelerden meydana geldiğine inanan bir zihniyetin temsilcisi o. Kapitalizmin ucuz işgücü ihtiyacını milliyetçi söylemlerle allayıp pullamakta ustalaşmış bir demagog. Ancak bunu yaparken, sözlerinin bir öneri olarak kalmasına da izin vermiyor. Tüm devlet aygıtlarıyla kadının üzerine çöküyor. Bu zorbaca yaklaşım; her fırsatta aile güzellemeleri yapılarak, aşırı doğurganlık özendirilerek, kürtaj olmak isteyen kadınların önüne zorluklar çıkarılarak ete kemiğe bürünüyor.

Kadının sadece çocuk doğuran bir canlıya indirgenmesi; sağlığı-eğitimi için gerekli hizmetlerin ortadan kaldırılması ve onu koruyacak yasaların da eksikliğiyle de birleşince ortaya korkunç bir tablo çıkıyor.

Sağlıkta dönüşüm programı kadınları vurdu

Sağlıkta dönüşüm programıyla toplumsal bir ihtiyaç olan sağlık hizmetlerinin ortadan kaldırılması ilk olarak kadınları vurdu. Doğum kontrol politikalarının fiilen sürdürülemez hale getirilmesiyle, kadınlar yeterli eğitimi ve desteği alamıyor.

Türkiye’de kürtaj yasal olarak tanınan bir hak; ancak uygulamaya geldiğinde fiilen engelleniyor. Basına da devlet hastanelerinde kürtaj olmak isteyen kadınlara çok sonrasına gün verilerek yasal kürtaj süresinin geçmesine neden olunduğu, kürtaj yapan hastanelerin ise baskıyla sindirilmeye çalışıldığı haberleri düşüyor. Sağlık Bakanlığı tarafından hastanelere kürtaj yapmamaları yönünde baskı yapılıyor. Özel bir üniversitenin yaptığı bir araştırmaya göre 295 devlet hastanesinin sadece 10’unda kürtaj hizmeti veriliyor. Onların da hangi zamana randevu vereceği belirsiz. Kürtaj hizmeti vermeyen devlet hastaneleri özellere yönlendiriyor. Özel hastanelerdeki fahiş fiyatları ödemeyeyse büyük bir kesimin parası yetmiyor.

Durum böyle olunca çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlar ya merdiven altı yerlerde kürtaj olmak zorunda kalıyor ya da denetlenmeyen, tehlikeli kürtaj haplarından kullanıyor.  Bu nedenle çok sayıda kadının hayatını kaybettiği biliniyor.

Yapılan bir araştırmaya göre kürtaj yasalaşmadan önce, anne ölümlerinde düşüğe bağlı ölüm yüzde 53 gibi korkunç bir orandaydı. Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte kürtaja bağlı ölüm oranı yüzde 2’ye düştü. Ancak devlet bunu yeniden engelleyerek, kadın ölümlerinin önünü de açmış oluyor. Yani kadınların hayatını hiçe sayıyor. Bu da bir şiddet, hatta cinayete teşebbüstür. Ölen her kadın için de cinayetin ta kendisidir.

Kadın kendi bedeni üzerinde söz hakkına sahip değil

Devlet kadının ne kendi yaşamı üzerinde ne de bedeni üzerinde söz sahibi olmasını istemiyor. Ona biçilen kalıpların içerisinde kalmasını dayatıyor. Doğurmak istemeyen kadınları, almaları gereken hizmeti engelleyerek durduruyor. Kadını ya çocuk doğurmaya da merdiven altı yerlerde kürtaj olmaya mecbur bırakıyor.

Oysa erkekler gibi her kadın da kendi bedeni üzerinde söz hakkına sahiptir. İstemediği hiçbir şeyi kabul etmek, yapmak zorunda değildir. Kadınlar kuluçka makinesi değildir.  Çocuk sahibi olmak isteyen bir kadın öncelikle buna kendisi karar vermelidir. Devletin göreviyse ona bu konuda gerekli danışmanlık hizmetlerini vermek, sağlık hizmetlerini ücretsiz sunmak, kadın istediğindeyse gebeliği sonlandırmaktır.

Bir kez daha görüyoruz ki, yasalar onu yapanların ya da onu yürütenlerin kimler olduğuna bağlı olarak işler. Yasalarda olmasına rağmen fiilen engellenen kürtaj hakkına sahip çıkması gerekenler yine kadınların kendisi olmalıdır.