Pazartesi, 17 Ağustos 2026

Posta’da uyarı grevi kapıda



Almanya’da Birleşik Hizmetler Sendikası (Ver.di) Deutsche Post AG’deki yaklaşık 160 bin çalışan için yüzde 15’lik bir ücret artışı talep ediyor. Uzun yıllar önce özelleştirilen Deutsche Post’ta çalışan bir emekçiyle sorunlarını konuştuk.


YAŞANACAK DÜNYA

Yaşanacak Dünya: Ver.di Sendikası uyarı grevine çağırıyor. Postacılar olarak talepleriniz neler?

Posta emekçisi: Ver.di Sendikası, yüzde 15 istiyor. İşveren ise bunun gerçeklere uymadığını söylüyor, Almanca karşılığı “Realitätsfern”. Bunlar yüzde 7 veya 8’de bırakmayı düşünüyorlar. Ver.di de bastırmak istiyor, yüzde 10’un altına düşmek istemiyor. Çünkü enflasyon çift rakamlarda geziyor. Yüzde 15 diyoruz, ama yüzde 11-12 o aralarda kapatılabilirse, çok iyi.

Fakat işveren bunu kabul etmeyecek. Kabul etmediği gibi, Şubat’ın 6’sı ve 7’si gibi büyük bir ihtimalle grevdeyiz. Zaten sendikadan gelen bir arkadaş var o söyledi. Büyük bir ihtimalle uzlaşma sağlanamayacak ve uyarı grevine gidilecek. Yalnız uyarı grevleri genelde Pazartesi ya da Salı günleri, yani postanın az olduğu günlerde yapılıyor. Bunun hiçbir şekilde bizlere bir faydası yok.

Yaşanacak Dünya: Posta hangi günler çok geliyor?

Posta emekçisi: Posta Çarşamba’dan itibaren çok. Pazartesi günü zaten 2 saatlik işimiz var. Uyarı grevi yapsan ne olur yapmasan ne olur.

Yaşanacak Dünya: Pazartesi günü posta neden az oluyor?

Posta emekçisi: Pazartesi günleri, bizim kendi işlerimizi halletmemiz için az posta gönderiliyor. Öğleye kadar çalışıyoruz, öğleden sonra kendi işlerimize hallediyoruz. Aksi takdirde, kendi özel işlerimizi halledecek vaktimiz olmuyor. Doktor ihtiyacın oluyor, başka bir ihtiyacın oluyor, hangi birini yetiştireceğiz. Sana 2 saat limiti üzerinden ayarlıyor. Pazartesi günü 2 saatlik posta yolluyor. 2 saatte de işimizi bitiriyoruz o kadar. Kaç işçi katılacak bu greve bilmiyorum. Ama bütün sendikalılar katılacak. Sendikalı olmayanlar da katılabilir. Fakat o gün ücretlerini alamazlar. Sendikalı olanlar ise grev yaptıkları gün ücretlerini alacaklar.

Yaşanacak Dünya: Tam mı alıyorlar ücretlerini?

Posta emekçisi: Evet tam alıyoruz. 2 saatse, 2 saatlik ücreti alıyoruz. 4 saatlik posta ise, 4 saatlik alıyoruz. 8 saat ise, 8 saatlik ücret alıyoruz.

Yaşanacak Dünya: Şu anki brüt saat ücretiniz nedir?

Posta emekçisi: Herkesin ayrı. İşe giriş tarihine bağlı. 14 ile 16 euro arasında değişiyor. Girdiği yıla bağlı. Hangi yılda girdiyse, ona göre değişiyor.

Deutsche Post: 85 Milyar Euro Kazanç

Yaşanacak Dünya: Siz kaç yıldır bu alanda çalışıyorsunuz, brüt ve net saat ücretiniz nedir?

Posta emekçisi: 12 yıldır çalışıyorum. Saat ücretim 16 euro. Net ücret, medeni durumuna göre değişiyor. Yüzde 20 ile 30 arası bir kesinti oluyor. Net ne kadar alacağım ona göre çıkar. Posta şu anda tarihinin en büyük kazancını yaptı. 85 milyar euro. Bu 85 milyardan kendi hissedarlarına pay verdi ve bize gelince yüzde 15’i bile çok görüyor.

Yaşanacak Dünya: Posta devlete mi ait?

Posta emekçisi: Posta çoktan özelleştirildi. Uzun yıllar oldu. Zaten özelleştirildiği günden beri, yüksek oranlarda kâr yapıyor. Sürekli kâr yapıyor. Alman postası, aynı zamanda enternasyonal bir posta. Yani sistem öyle bir yerleşmiş ki, Amerika’da DHL var, başka Avrupa ülkelerinde de DHL var. Hepsi aynı postaya çalışıyor. Posta açıkcası anonim bir şirket olmuş. Doğallığında borsaya bağlı bir şirket. O yüzden zaman içerisinde gelişmiş, bütün dünyaya yayılmış.

Yaşanacak Dünya: Peki hissedarlarını biliyor musunuz?

Posta emekçisi: Hissedarlarına bilemeyiz, nereden bilelim. Hangi sermaye grupları orada, pay sahibi sermaye grupları mı özel kişiler mi bilemeyiz. Özel kişiler de vardır, sermaye grupları da vardır.

Yaşanacak Dünya: 30-40 taşeron firma var, bildiğimiz kadarıyla posta alanında.

Posta emekçisi: Evet alt gruplarda çalıştırılıyor bunlar posta dağıtımında. Yani, bunlar taşeron firmalar, “Subunternehmer” dediğimiz. Yani, gidiyor herhangi bir firmaya veriyor işi. “Bu postaları dağıt” diyor, “şu kadar saat içerisinde, şu koşullarda şu kadar veririm” diyor. Halbuki, oradan da kazanç yapıyor ve işi ucuza getiriyor. Çünkü işçi sigortalı mı değil mi, tazminatını verecek mi vermeyecek mi… onu hiç ilgilendirmiyor.

Eğer işi bir taşeron firmaya verdiyse, taşeron firmadan işinin bitirilmesini bekliyor. Taşeron firma kendi işçilerinden sorumlu oluyor. Bu işçilerin ne emekliliği oluyor ne sigortası ne tazminatı… Bunlar, Deutsche Post’u ilgilendirmiyor. Sonuçta kadrolu işçilerden ve onların haklarından kurtulmuş oluyor. Tabii yani kendisi işçi aldığı zaman emeklilik sigortasını, sosyal sigortasını, her şeyini ödemesi lazım. Bunlardan da kurtulmuş oluyor. Taşeron firmanın üzerine yıkmış oluyor ve oradan da kâr payı alıyor.

Hiçbir iş yapmadan, açıkçası herhangi bir şekilde elini kolunu sallamadan kâr payı alıyor. Deutsche Post, taşeron firmaya yıkıyor işi. Diyelim ki, 15 euroluk işi kaça yaparsın diyor taşeron firmaya. 12 euroya yaparsa, aradaki o 3 euroluk farkı cebine indiriyor, herhangi bir şekilde çalışmaksızın. Buna ek olarak da, sizin tazminattan, emeklilikten de kurtarmış oluyor kendini.

Yaşanacak Dünya: Postanede toplamda kaç işçi çalıştırılıyor ya da bu bölgede ne kadar taşeron işçi var, bunu biliyor musunuz?

Posta emekçisi: Onu bilemeyiz. Çünkü bir dönem, DHL Delivery diye bir grup kurdular. Sonra kabul edilmedi, ama el altından hala işliyor. Yani DHL biraz daha özerkmiş gibi gösteriliyor. Aslında Deutsche Post grubu içerisinde ucuza çalıştırılıyor.

Zaten şu anda yapılan en büyük hazırlıklardan bir tanesi, normal posta dağıtan işçilere kısmen paketin bir bölümünü yıktılar, ağır olmayan hafif paketleri. Bunların hepsini aslında paketçiler taşıyordu. Onlar da posta işçisi ama paketçi, bizler ise postacıyız. Yani biz mektup dağıtıyoruz, onlar DHL paketleri. Yani aynı şirket içerisinde paket dağıtan posta dağıtım işçileri var. Posta dağıtanlara da yükleniyor. Her gün 20-30 paket civarında biz dağıtıyoruz. Ben paketçi değilim aslında. Sebebini de şöyle söylüyorlar: Vay efendim, posta azalmış. Posta azaldığı için de, paketleri de bize yüklüyorlar.

Yarı postacı yarı reklamcı yarı paketçi…

Yaşanacak Dünya: Şu anda taşınan posta ağırlıklı olarak nelerden oluşuyor? İçeriği nedir? Yani reklam mıdır paket midir alışveriş paketleri midir eskisi gibi mektup mudur resmi mektuplar mıdır?

Posta emekçisi: Genellikle resmi mektuplar oluyor; işte faturadır, bilmem nedir ya da işte ceza kağıtları, resmi kağıtlar. Aslında eskisi gibi zaten mektup yazan yok. Mektup yazanlar var ama, genelde az. Ama mektubun oranında, miktarında bir azalma ben görmüyorum. Çünkü posta sürekli reklam alıyor. Kart şeklinde olabilir, mektup şeklinde olabilir. O reklamlar da aynı zamanda mektup olarak geçiyor. Onları da biz taşıyoruz. Yani, aslında, biz yarı postacı, yarı reklamcı, yarı paketçi haline dönüştük Böyle bir rezalet, böyle garip bir olaya dönüştük.

Yaşanacak Dünya: Ver.di sendikası sizinle toplantı yapıyor mu, bilgilendirme yapıyor mu? Memnun musunuz Ver.di’den.

Posta emekçisi: Vallahi Ver.di’den dün birisi geldi. Yıllardan beri ilk defa görüştük, ama yani çalışmıyorlar. Bir yere seçiliyorlar, ondan sonra el ense yapıyorlar. Böyle bir çalışma biçimi olmaz. Normal şartlarda her iki haftada bir gelebilir. Aslında 10-15 dakikalık kısa bir konuşma yapar, bilgilendirme yapar. Ya da işte “Vertrauensmann” dediğimiz kişiler var, onlar üzerinden bilgilendirme yapar. Onlar da yapılmıyor.

Yaşanacak Dünya: “Vertrauensmann” dediğiniz kişiler sendika temsilcileri mi oluyor?

Posta emekçisi: Bir işkolunda belirli bir bölümde 7 veya 7’den fazla kişi varsa bir kişi seçiliyor ve orada sendikal faaliyetler konusunda işçileri bu kişiler bilgilendiriyor. Yani bir çeşit askeriyede nasıl onbaşı varsa, 10 kişinin başında bir kişi. Bu da öyle oluyor. “Vertraunsmann” dediğimiz olay bu.

Deutsche Post’ta kargaşa: “Vertraunsmann” mı “Betriebsrat” mı?

Yaşanacak Dünya: Peki “Betriebsrat” nedir, işyeri temsilciliği mi?

Posta emekçisi: “Betriebsrat”in fonksiyonunu biz anlamadık. “Betriebsrat” aslında iç içe görünmekle birlikte, sendikayı destekliyor. Desteklemekle birlikte, sendikanın suyuna gidiyor dersek yanlış olur. Adı üzerinde “Betriebsrat”in görevi, yani işyerine ait bilgilendirmeler yapıyor, işveren yönetmeliklere uygun davranıyor mu davranmıyor mu, sözleşmelerdeki bazı değişiklikleri falan uyguluyor mu, yoksa haksız bir şeyler mi yapılıyor, bunları inceliyor. Yani “Betriebsrat” ile sendikanın arasındaki farkı biz göremedik.

Yaşanacak Dünya:  “Betriebsrat” sadece sendika temsilcilerinden değil, işveren temsilcilerinden de oluşuyor değil mi?

Posta emekçisi: Tabii ki, yani şimdi direkt işveren değil, ama çalışanlar olmuş oluyor. Çalışanlardan herkes seçilebiliyor, sendikalı olabilir sendikasız olabilir.

Yaşanacak Dünya: Peki patron tarafından yöneticiler, şefler seçilebiliyor mu buraya?

Posta emekçisi: Bildiğim kadarıyla belirli bir basamaktan sonrası seçilemiyor, olanakları olmuyor. Çünkü onların bağımsız hareket etme gibi bir özellikleri yok. Cünkü sen bir işyerine bağlısın ve biri sana belirli bir yüksek meblağ veriyorsa, ister istemez sen “Betriebsrat”ta çalışamazsın. “Betriebsrat”in Türkçe karşılığı, aslında işçi temsilcisi değil. Bir sendikalar, bir de “Betriebsrat” var. “Betriebsrat” sadece gözlem yapıyor, bir şeylerin yönetmeliğe uygun olup olmadığını kontrol ediyor, başka bir şey yaptığı yok.

Ama müdahale eden merci her zaman için sendikadır. Bir hukuksuzluk olduğu zaman sendika devreye girmek zorunda. Ama “Betriebsrat”ın içerisinde işveren yanlısı olursa, sendika bundan haberdar olamaz. Haberdar olmadığı zaman ne olacak? Herhangi bir fonksiyonu kalmayacak. O yüzden Almanya’da “Betriebsrat” genellikle işverenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Başka bir şey yaptığı yok. Neden onlara çalışıyorlar? Aslında o yüzden, ben uzak bakıyorum bu olaya. Yani direkt bir işin varsa, sendika ile muhatap olabilirsin, sendika ile ilişkiye geçersin konuşursun durumu. Bundan ibaret. Onlar zaten gereğini yapmak zorundalar.