Tarihsel Meta Fetişizmi
Gabriel Rockhill
Zaman içerisinde çarpık bir tersine dönüş yaşanmıştır. Fransız teorisiyle ilişkilendirilen yapısalcı ve postyapısalcı düşünürler, siyasal bakımdan son derece belirgin amaçlara hizmet eden bulanık bir tarihsel özdeşleştirme sonucunda 1968 hareketiyle özdeşleştirilmeye başlanmıştır. Bazıları için -örneğin Ferry ve Renaut açısından- bu özdeşleştirmenin amacı, siyasal bir yenilgi ile belirli bir kuramsal geleneğin iflası arasında muğlak bir korelasyon kurarak Fransız teorisini 1968’in mirasıyla birlikte tarihe gömmektir. Başkaları için ise, özellikle daha geniş Anglosakson dünyasında, mesele, sözde entelektüel asi figürlerle fiili siyasal militanlar arasında belirsiz fakat sürekli yeniden üretilen bir analoji kurarak belirli düşünürlere radikal bir imaj kazandırmaktır.
Bu süreçte tarihsel olayın kendisinden geriye yalnızca simgesel değeri kalmaktadır. Olay maddi toplumsal pratikten koparılmakta ve küresel teori endüstrisinin bir ürününü övmek ya da itibarsızlaştırmak amacıyla kullanılabilecek, serbestçe dolaşıma sokulan bir gösterene dönüşmektedir.66 Bu durum, benim tarihsel meta fetişizmi (historical commodity fetishism; yazar burada Marx’ın bir ürünün, üretim aşamasındaki; emek, üretim ilişkileri gibi kavramlardan koparılarak sanki o ürünün niteliklerinin o ürünün doğasında varmış gibi değerlendirilmesi olan meta fetişizme gönderme yapmıştır) olarak adlandırmayı önerdiğim olgunun tipik bir örneğidir.67 Siyasal mücadelelerde fiilen işleyen gerçek toplumsal ilişkiler, entelektüel bir metaya yönelik büyülenmenin -ya da büyülenmiş bir tiksintinin- perdesi arkasında görünmez hâle gelmektedir.
İşçiler açısından belirli kazanımlar ve bazı üniversite reformları elde edilmiş olsa da, 1968 ayaklanması hükümeti devirmeyi ve genel iktidar ilişkilerini ya da ekonomik sistemi köklü biçimde değiştirmeyi başaramamıştır. Bununla birlikte hareket, küçük burjuva sınıf katmanının ve onun tüketimci arzularının, ayrıca Clouscard’ın terminolojisini kullanacak olursak, buna eşlik eden “özgürlükçü liberalizm” (libertarian liberalism) ideolojisinin ortaya çıkışı için daha geniş bir alan yaratarak Fransız toplumunu belirli ölçüde yeniden örgütlemeyi başarmıştır.
Söz konusu ideoloji, Clouscard’ın çözümlemesine göre yeni orta sınıf tüketici tabakasının gelişimini teşvik etmede Marshall Planı’nın oynadığı önemli rolü ön plana çıkarmaktadır. Bu yeni toplumsal kesim, kendisine arzu piyasasının kapılarını açan kapitalist sistemi ideolojik olarak desteklemeye yatkındır; çünkü bu sistem, Amerikan esinli bir tüketim kültürü içinde -Fransız özgünlükleriyle harmanlanmış biçimde- haz ve arzu taleplerini gerçekleştirmesine olanak tanımaktadır.
Batı Avrupa’ya 13 milyar doların üzerinde bir kaynak aktarılması (2023 değerleriyle yaklaşık 161 milyar dolara eşdeğer), bunun yaklaşık yüzde 18’inin Fransa’ya yönlendirilmesiyle birlikte bu sınıfsal katmanın güçlendirilmesini ve bütün bu bölgenin kapitalizm yanlısı, antikomünist siyasal çizgi içinde tutulmasını amaçlamıştır.
ABD’nin finansal ve kültürel emperyalizmine dayanan bu proje, üretim alanında yüksek düzeyde sömürü ile yeni küçük burjuva sınıf katmanı için özgürlükçü-tüketimci bir modelin bir arada bulunduğu ekonomik bir durumun oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu yeni sınıf katmanı, kavramın geniş anlamıyla entelijansiyayı da kapsamaktaydı (profesörler, araştırmacılar, gazeteciler, uzman yorumcular vb.).
Bu süreç Clouscard’ın yerinde ifadesiyle, “her şeye izin verilen fakat hiçbir şeyin mümkün olmadığı” (tout est permis, mais rien n’est possible)68 bir toplumun gelişmesine katkıda bulunmuştur. Bir sınıf fraksiyonu açısından tüketim alanındaki özgürlükçü patlama -tabuların ve yasakların sona ermesini vaat ederken- aynı anda giderek daha baskıcı hâle gelen bir üretim alanıyla birleşmiştir (bu noktaya çalışmanın sonunda tekrar döneceğiz).
Aymeric Monville’in açıkladığı üzere, Clouscard açısından Mayıs 1968 her şeyden önce toplumun maddi temelini değiştirmeksizin egemen konuma gelmek isteyen savaş sonrası eğitimli orta sınıfların çıkarına hizmet etmiştir. Bu süreç, “Direniş’in (Nazilerin, Fransayı işgali sırasında ortaya çıkan resistance hareketinden bahsediyor Ç.N) iki büyük gücünün [komünizm ve Gaullizm] gerileyişini ve Giscard’dan Mitterrand’a kadar Atlantikçiliğin yeniden itibar kazanmasını” ilan etmiştir.69
Fransız teorisi (French theory), bu bağlamda küresel ölçekte önem kazanan bir tüketim ürünü hâline gelmiştir. Birçok tarihçi onun dünya entelektüel piyasasında büyük çıkışını Ekim 1966’ya tarihlendirir. Bu tarihte Ford Vakfı, Baltimore’daki Johns Hopkins Beşeri Bilimler Merkezi’nde düzenlenen uluslararası bir konferansa ve bunu takip eden bir dizi etkinliğe 36.000 dolar (bugünkü değerle yaklaşık 332.000 dolar) tutarında cömert bir finansman sağlamıştır.70 Bu konferans, aralarında Derrida, Lacan ve Barthes gibi yükselen yıldızların bulunduğu etkileyici bir düşünürler topluluğunu bir araya getirmiştir.
Deleuze ve Gérard Genette gibi şahsen katılamayan az sayıdaki isim ise bildirilerini göndermiştir. Marxist düşünürlerden hiçbiri davet edilmemiştir; bunun olası tek istisnası Lucien Goldmann’dır. O dönemde Fransız yapısalcılığının önde gelen figürlerinden biri olan Althusser’in yokluğu özellikle dikkat çekicidir. Fransız Komünist Partisi (PCF) üyesi olması, kuşkusuz bazı önemli endişelere yol açmış olmalıdır; zira Ford Vakfı’nın desteklemek istediği entelektüel gelenek bu değildi.
Bununla birlikte, Althusser birçok açıdan kritik bir figürdür. Çalışmaları belirli yönlerden güçlü biçimde Marksist geleneğe dayanırken aynı zamanda araştırmaları bu geleneğin oldukça uzağına uzanan yeni yollar da açmıştır. Bu nedenle, 1970’lerden itibaren onun yapısalcı Marksizm yorumu, Anglosakson dünyada New Left Books (daha sonra Verso)71 tarafından pazarlanmaya başlanmıştır.
Tarihsel-materyalist çözümlemenin eksikliği, klasik metinlerin yakın okumasına yönelik akademik bir fetişleştirme ve Marksizmin Lacancı teoriyle son derece sorunlu biçimde seyreltilmesiyle karakterize edilen bu Marksizm türü -özellikle Althusser’in öğrencileri ya da takipçileri tarafından geliştirilen biçimiyle (Badiou, Rancière, Balibar vb.)- zaman içerisinde, küresel teori endüstrisinin “Fransız teorisi” olarak adlandırılan tüketim ürünüyle uyumlu hâle gelmiştir.
Fransa sağladığı mali desteğe dönelim. Diğer büyük kapitalist vakıflar gibi Ford Vakfı’nın da CIA ile son derece yakın çalıştığı uzun bir geçmişi vardır; öyle ki, aynı kişiler sıklıkla her iki kurumda da kariyer yapmıştır. Konferansın düzenlendiği dönemde Ford Vakfı’nın başkanı, kısa süre önce ABD Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden ayrılmış olan McGeorge Bundy’den başkası değildi. Bundy, Domuzlar Körfezi Çıkarması’nda, Vietnam’daki emperyalist savaşın tırmandırılmasında ve çeşitli gizli operasyonlarda rol almıştı. Ayrıca psikolojik savaş konusunda da son derece iyi eğitim almıştı.
1949 yılında Bundy, CIA yöneticileri Allen Dulles ve Richard Bissell ile birlikte Marshall Planı’nın komünizme karşı yürütülen entelektüel dünya savaşındaki rolünü inceleyen bir çalışmada işbirliği yapmıştı. Söz konusu çalışma CIA tarafından yürütülen bu ideolojik mücadelenin bir parçasıydı. CIA, Marshall Planı ile bağlantılı fonlardan yılda yaklaşık 200 milyon doları Batı Avrupa’daki antikomünist entelektüelleri, gazetecileri, sendika liderlerini, siyasetçileri ve diğer etkili isimleri finanse etmek amacıyla kullanıyordu.
Dolayısıyla Ford Vakfı’nın Fransız teorisinin uluslararası düzeyde tanıtılmasına katkıda bulunmuş olması şaşırtıcı değildir. Nitekim vakıf, tam da bu yeni düşünsel akımın Amerika Birleşik Devletleri’nde tanınmasını sağlayan konferansı finanse ettiği yıl, CIA’nın paravan örgütü olduğunun ortaya çıkmasının ardından ciddi bir kriz yaşayan Kültürel Özgürlük Kongresi’nin (Congress for Cultural Freedom) faaliyetlerini sürdürmesinin mali yükünü de üstlenmiştir. Bu girişim, söz konusu geniş kapsamlı antikomünist propaganda örgütünü ayakta tutmayı amaçlıyordu; üstelik Bundy’nin bu örgütün CIA ile olan bağlantısından haberdar olduğu da bilinmektedir.
Fransız teorisi uluslararası ölçekte radikal ve yenilikçi, düzen karşıtı ve sınır ihlal edici, özgürlükçü ve alışılmışın dışında bir düşünce akımı olarak tanıtılmıştır. Onun piyasa içindeki hedef kitlesini ise, emperyalist merkez ülkelerde ortaya çıkan yeni küçük burjuva sınıf katmanı oluşturuyordu. Bu toplumsal kesim, tüketim yoluyla özgürleşme fikrini benimserken, işçi sınıfının sosyalist proje aracılığıyla kurtuluşuna genel olarak mesafeli durmaktaydı.
Bu nedenle Fransız teorisinin radikalliği esas itibarıyla söylemsel ve kuramsal düzeyde kalmış; siyasal alanda ise önde gelen Fransız teorisyenleri -çok az sayıdaki ve nispeten kısa ömürlü istisna dışında- “totalitarizm karşıtı” bir çizgide yer almış ve fiilen varolan sosyalizm projesine açıkça karşı çıkmışlardır. Clouscard’ın düşüncesinden hareketle ifade edecek olursak, onların temel şiarı şu şekilde özetlenebilir: “Kuramsal düzeyde her şey mümkündür; pratikte ise hiçbir şey mümkün değildir.” Başka bir deyişle, kapitalist sistemin köklü biçimde dönüştürülebileceği fikri reddedilmektedir.
Bu düşünürlerin, öğrenci hareketine ve özellikle işçi sınıfının seferberliğine kuşkuyla yaklaşmış, hatta kimi zaman doğrudan karşı çıkmış olmalarına rağmen “1968 düşünürleri” olarak sunulmaları, en iyi biçimde 1968 sonrasında yeni küçük burjuvazinin geliştirdiği tüketimci ütopyanın bir sonucu olarak anlaşılabilir. Bu ütopya içinde radikallik, radikal siyasal mücadeleye fiilen katılmanın yerine geçen simgesel bir ikame (ersatz) işlevi gören, sınır ihlal edici söylemsel ürünler satın alınarak tüketilebilen bir metaya dönüşmüştür.
Dolayısıyla “1968 düşünürleri” olarak adlandırılan isimler, 1968 sonrasında yükselen radikal tüketimciliğin dalgasını yakalayan kişiler olmuş, onların retorik gösterileri, pratikte başarısız olan devrimin kuram alanında gerçekleştirilebileceği düşüncesinin bir aracı olarak pazarlanmıştır. Böylece, radikal enerjiyi sistem içine geri kazandıran aktörler işlevi görmüşlerdir. Büyük ölçüde meşru nedenlere dayanan isyanın coşkusunu, rahatına düşkün bir tüketimcilik ve pratik antikomünizm doğrultusunda yeniden yönlendirmiş, aynı zamanda küresel teori endüstrisi içinde kendi düşünsel ürünlerini sürekli farklılaştırarak bireysel akademik kariyerlerini ilerletmişlerdir.
Devrimci düşünürler olarak sunulmalarına karşın gerçekte onlar başarısızlığa uğramış bir ayaklanmanın pazarlama sembolleridir; nihayetinde ise 1968 sonrasında antikomünist Atlantikçiliğin pekiştirilmesinin simgesel temsilcileri hâline gelmişlerdir.
Yanı sıra, hareketin hazırlanmasına gerçekten katkıda bulunan ve ona doğrudan angaje olan entelektüeller, büyük ölçüde küresel ölçekte “Fransız teorisi” olarak bilinen olgunun dışına itilmiş ya da marjinalleştirilmiştir. Bu kişiler, söylemsel bir radikallikle yetinmek yerine, çoğu durumda öğrenci hareketini fiilen desteklemek biçiminde somut siyasal pratikler ortaya koymuşlardır.
Bununla birlikte, bu noktada siyasal angajmanın farklı biçimleri arasında belirgin bir ayrım yapılması son derece önemlidir. Öğrencilere somut destek veren entelektüellerin önemli bir bölümü, Domenico Losurdo’nun “popülizm” olarak adlandırdığı siyasal yönelimi benimsemiştir. Losurdo’ya göre bu yaklaşım, “kitleleri” yüceltirken, komünist partilerin ya da sosyalist devletlerin iktidarı da dâhil olmak üzere her türlü iktidar biçimine karşı çıkmaktadır. Yazara göre bu tutum, Troçkist, Maoist, özgürlükçü sosyalist ve anarşist hareketlerin önemli bir kısmını etkileyen temel siyasal sorunlardan biridir.
Losurdo, özellikle 1968 kültürüne atıfla bu durumu şu sözlerle özetlemektedir:
Kitleler ile iktidar arasındaki çelişkiyi mutlaklaştıran ve iktidarı kendi başına mahkûm eden popülizm, devrim ile karşıdevrim arasında bir ayrım çizgisi çekme yeteneğinden yoksundur.72
Yazara göre, ayaklanmacılığı (insurgency) bu popülist biçimde benimseyen yaklaşım, spontane başkaldırıyı kendi başına fetişleştirme eğilimindedir. Böylece işçi sınıfının gerçek siyasal iktidarını, partiler aracılığıyla ve nihayetinde devlet iktidarının ele geçirilmesi süreci üzerinden inşa etmeye yönelik tutarlı bir sosyalist stratejinin geliştirilmesi ikinci plana itilmektedir.
Fransa örneğinde Clouscard, özellikle Herbert Marcuse’yi izleyerek işçi sınıfının sisteme teslim olduğu ve artık devrimci bir güç olmaktan çıktığı varsayımını benimseyen, görünüşte radikal fakat nihayetinde devrim karşıtı entelektüelleri eleştirmektedir. Clouscard’a göre bu söylem, “yeni orta sınıf katmanlarının özgürlükçü tüketicisine narsisistik bir ‘devrimci’ statü73 kazandırmaktadır.”
Clouscard bu düşünceyi şu ifadeyle açıklamaktadır:
Bu tersine çevirme, yeni toplumun olumsuz yönünü üreticiye (proletaryaya), devrimci olumlu yönünü ise özgürlükçü tüketiciye atfetmekten ibarettir.74
Öğrenci hareketine destek veren entelektüellerin en tanınmış örneklerinden biri, yapısalcıların ve postyapısalcı olarak adlandırılan düşünürlerin en önemli eleştirel rakiplerinden biri olan Jean-Paul Sartre’dır.75 Sartre, edebî eserleri ve varoluşçuluk felsefesi sayesinde uluslararası alanda büyük bir ün kazanmış olmasına rağmen genellikle Fransız teorisinin öncü ve yenilikçi gelişmelerinin bir parçası olarak değerlendirilmez.
Benzer bir siyasal yönelimi paylaşan Simone de Beauvoir ile Sartre, bir gece geç saatlerde Geismar’ı Beauvoir’ın dairesine davet ederek mücadeleyi daha yakından anlamak ve yaşanan gelişmeler hakkında doğrudan bilgi almak istemiştir.76 8 Mayıs’ta Sartre ve Beauvoir, Colette Audry, Michel Leiris ve Daniel Guérin ile birlikte Le Monde gazetesinde yayımladıkları bir bildiride, işçileri ve entelektüelleri öğrenci ve öğretmenlerin mücadelesini desteklemeye çağırmıştır.
İki gün sonra Sartre; Maurice Blanchot, Jacques Lacan, Henri Lefebvre, André Gorz, Pierre Klossowski, Maurice Nadeau ve diğer isimlerle birlikte yine Le Monde’da yayımlanan bir metne imza atmış; bu metin, uluslararası öğrenci hareketiyle dayanışmayı açık biçimde ilan etmiştir.
Sartre ayrıca, Radio-Luxembourg’a verdiği bir röportajda öğrenci hareketine desteğini ifade etmiş; Daniel Cohn-Bendit ile bir araya gelerek onunla bir söyleşi gerçekleştirmiştir. Bu söyleşide öğrencilerin hayal gücünü ve “olanaklar alanını genişletme” (extension of the field of possibilities)77 yeteneklerini övgüyle değerlendirmiştir.
20 Mayıs’ta, bir haftadır işgal altında bulunan Sorbonne’da konuşan Sartre, harekete duyduğu hayranlığı dile getirmiştir. Simone de Beauvoir da Sorbonne’a düzenli olarak gitmiş, tartışmalara katılmış ve eylemcilerin “rejimi sarsacağına, hatta belki de devireceğine”78 dair umudunu açıkça ifade etmiştir. Haziran ayında ve Temmuz’un ilk günlerinde ise Sartre, Le Nouvel Observateur dergisinde hareketi destekleyen iki makale yayımlamıştır.
Sartre ile Beauvoir’ın 1968 olaylarına verdikleri tepki ile yapısalcı düşünürlerin tutumu arasındaki farklılık, dönemin basınında da yaygın biçimde dile getirilmiştir. Birden fazla gözlemci, tarihin “özneleri”nin gerçekleştirdiği patlayıcı eylemlerin, yapısalcıların öznenin ölümü, yapıların göreli ya da mutlak istikrarı, Marksizmin sonu ve benzeri sözde bilimsel tezleriyle gölgede bırakmaya çalıştıkları Marksist felsefenin yeniden canlandığına işaret ettiğini ileri sürmüştür.79
Gerçekten de 1968 Mayıs-Haziran olaylarının yapısalcılığın düşünsel hegemonyasını sorguladığı ve onun gerileyişini başlattığı yönündeki kanaat o kadar yaygındı ki, Le Monde gazetesi Kasım 1968’de “Yapısalcılık Mayıs Hareketi Tarafından Öldürüldü mü?” başlıklı bir haber yayımlamıştır. François Bott da şu değerlendirmeyi yapmıştır:
1968 ilkbaharı en azından bir eğilimin sonunu, entelektüeller için bir moda nesnesi (yapısalcılık) hâline gelmiş bir akımın ölümünü simgelemiştir.80
Burada, Anglosakson dünyada daha sonra “postyapısalcılık” olarak adlandırılacak yaklaşımın, o dönemde Fransa’da büyük ölçüde yapısalcı projenin bir uzantısı olarak değerlendirildiğini hatırlamak gerekir. Başka bir ifadeyle, Fransa’da “yapısalcılık” kavramı hem Claude Lévi-Strauss gibi klasik yapısalcıları hem de Derrida ve Julia Kristeva gibi “aşırı yapısalcı” düşünürleri kapsayacak biçimde kullanılmaktaydı.
Harekete fiilen katılan diğer entelektüeller ise, önde gelen Fransız teorisyenlerinin gölgesinde kalmıştır. Derrida ve Foucault gibi isimlerin eserleri üzerine sayısız yorum ve övgü üreten entelektüel çevrelerde, bu düşünürlerin çalışmaları neredeyse hiç bilinmemektedir.
Fransız Komünist Partisi (PCF) üyesi, aynı zamanda akademisyen ve siyasal militan olan Michel Simon, hareketin iki farklı doğrultuya ayrılışına ilişkin en dikkat çekici çözümlemelerden birini ortaya koymuştur. Eylül 1968’de yayımladığı bir metinde Simon okurlarını olaylara “iki gözle” bakmaya davet etmiş, bir yandan nesnel koşulların devrimci olmadığını belirterek sol maceracılığın (goşizm) cazibesine kapılmamaları gerektiğini savunurken diğer yandan da bu sürecin tekelci kapitalizmin tahakkümüne karşı kapsamlı reformlar talep eden ortak bir demokratik cephe oluşturmak için önemli bir fırsat sunduğunu vurgulamıştır.
Simon bu durumu şu sözlerle ifade etmektedir:
Grev hareketi, gerçekte ne ise onu açıkça ortaya koyuyordu: Talepleri olan bir sınıf mücadelesi. Buna karşılık akademik-entelektüel hareket ise büyük ölçüde gerçekte olmadığı bir şey gibi sunuldu: Mücadeleye katılan toplumsal katmanların özgül taleplerinden ziyade evrensel hedefler güttüğü varsayılan devrimci bir savaşım.81
O dönemde Fransız Komünist Partisi içinde yoğun tartışmalara katılan Lucien Sève, Louis Aragon, Rolande Trempé ve Roger Garaudy gibi diğer birçok entelektüel gibi Simon da harekete destek vermiş; ancak bu desteği, hareketi küçük burjuva sol maceracılığından (gauchisme) uzaklaştırarak işçi sınıfının somut kazanımlarına yönlendirme amacı taşımıştır.
Michel Clouscard ise Fransız Komünist Partisi’nin resmî bir üyesi olmamakla birlikte, 1968 kuşağının toplumsal meseleleri “toplumsal yaşam” olarak adlandırılan kültürel sorunlarla, sınıf mücadelesini ise kültürel kimlik tartışmalarıyla ikame etmeye çalışan kültürcü ideolojisini sert biçimde eleştirmiştir. Bununla birlikte Simon gibi o da işçilerin başlattığı ve hem ekonomik hem de kültürel alanlarda tartışmasız ilerlemeler sağlamayı amaçlayan mücadeleyi güçlü biçimde desteklemiştir.82
Fransa Marksist-Leninist Komünist Partisi’nin (Parti communiste marxiste-léniniste de France – PCMLF) kurucularından ve genel sekreteri olan Jacques Jurquet, Maoist eğilimli bu görece yeni partiyle birlikte Mayıs-Haziran 1968 olaylarına aktif olarak katılmış; gelişmeleri hem belgelemiş hem de o dönemde kaleme aldığı yazılarla harekete destek vermiştir.83 Aynı yıl yayımladığı 1968’in Devrimci Baharı (Le printemps révolutionnaire de 1968) başlıklı çalışmasında, öğrenci ve işçi mücadelelerinin koşulsuz biçimde desteklenmesi gerektiğini savunurken aynı zamanda Marx’ın Paris Komünü karşısındaki tutumuna benzer şekilde, sonradan hareketin hatalarını eleştirme hakkının da saklı tutulması gerektiğini ileri sürmüştür.84
Geismar ise üniversite hareketinin önde gelen liderlerinden biriydi ve 3 Mayıs’ta yükseköğretim kurumlarında genel grev çağrısında bulundu. Kendisi bir fizik araştırma merkezinde öğretim görevlisi (maître assistant) olarak çalışıyor ve aynı zamanda Ulusal Yükseköğretim Öğretmenleri Sendikası’nın (Syndicat national de l’enseignement supérieur) genel sekreterliğini yürütüyordu. 1968 sonrasında Benny Lévy ile Maoist Proleter Sol (La Gauche prolétarienne) örgütünü kurdu.
O dönemde Hachette Yayınevi’nde editör yardımcısı olarak çalışan Alain Krivine ise, Henri Weber ile birlikte kurduğu Troçkist Devrimci Komünist Gençlik (Jeunesse communiste révolutionnaire – JCR) örgütünün lideriydi. Henri Weber daha sonra, Deleuze, Badiou ve Jean-François Lyotard ile Paris VIII Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyeliği yapacaktı.
Daniel Bensaïd de, daha sonra Foucault tarafından kurulan Paris VIII Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde ders verecek ve 1968 hareketinde önemli bir rol oynayan JCR içinde aktif siyasal faaliyet yürütecekti.
JCR’nin bir diğer üyesi olan Guy Hocquenghem de daha sonra Paris VIII Üniversitesi’nde felsefe dersleri vermiştir. 1968 sırasında Sorbonne işgaline katılmış ve Action dergisinde yazılar yayımlamıştır.85 1968 sonrasında ise harekete aktif biçimde katılan bir başka militan entelektüel olan Daniel Guérin ile Devrimci Eşcinsel Eylem Cephesini (Front homosexuel d’action révolutionnaire) kurmuştur.
Guérin, 1965 yılında Anarşizm (Anarchism) adlı eserini yayımlamıştı.86 Daha sonra Sorbonne işgaline katılan kızı, bu kitaba olan talebin çok yoğun olduğunu, işgal edilen üniversiteye kutular dolusu kitap taşımak zorunda kaldığını anlatmıştır.87 Guérin’in kendisi Sorbonne’u ziyaret ettiğinde ise üniversitedeki anarşist grup onun öz-yönetim üzerine bir tartışma yürüteceğini duyurmuş; Guérin de bu çağrıyı memnuniyetle kabul etmiştir. Daha sonra işgal altındaki Sorbonne’da çok sayıda tartışmaya katılmış, harekete destek veren yazılar kaleme almış ve 1968 olaylarını işçi mücadelelerinin uzun tarihsel geleneği içine yerleştiren tarihsel çözümlemeler sunmuştur.88
Daha önce Sosyalizm ya da Barbarlık (Socialism or Barbarism) grubundan söz etmiştim. Bu grubun önde gelen isimlerinden biri olan Castoriadis, Mayıs ayında kaleme alıp dağıttığı bir metinde harekete güçlü desteğini ifade etmiştir.89 Görünüşe göre, Yunanistan’a geri gönderilme ve dolayısıyla CIA destekli diktatörlüğün eline teslim edilme korkusu nedeniyle barikatları ve işgalleri bizzat ziyaret etmemiştir.90
Dosse’nin aktardığına göre Cohn-Bendit, Castoriadis’in aslında Sorbonne’da “mevcut” olduğunu ileri sürmüştür; zira kendi siyasal bilincinin, Socialism or Barbarism91 grubunun aynı adlı dergisini okuyarak şekillendiğini belirtmiştir. Odeon Tiyatrosu’nun işgalini başlatan kişi ise, daha önce Socialism or Barbarism92 ile işbirliği yapmış olan Jean-Jacques Lebel’dir.
Georges Petit, grubun o dönemde kendi içinde iletişim hâlinde olduğunu ve gayriresmî biçimde hareketin bir parçası olmaya karar verdiğini hatırlatmaktadır.93
Lyotard, kuşkusuz bu grubun İngilizce konuşulan dünyadaki en tanınmış ismidir. Bununla birlikte, hâlâ Fransız teorisinin temel akımları içinde bir ölçüde ikincil bir konumda kalmakta ve genellikle erken dönem siyasal bağlılıklarıyla değil, daha sonraki postmodernizm ve “differend” (ayrılık/uzlaşmazlık) üzerine yazılarıyla tanınmaktadır.
Lyotard, Nanterre’deki 22 Mart Hareketi’ne yoğun biçimde katılmış ve genel olarak mücadeleye aktif şekilde bağlanmıştır. Hareket lehine açıklamalar yapmış, yazılar kaleme almış ve öğrencilerle birlikte yürüyüşlere katılmıştır.94
Marksist nitelikteki Arguments dergisi (1956–1962) çevresinde oluşan grubun bazı üyeleri de oldukça aktif biçimde harekete katılmıştır. Jean Duvignaud, Georges Lapassade ile birlikte Sorbonne’un avlusuna bir piyano yerleştirmiş ve Jean Genet ile yaklaşık iki hafta boyunca süren işgal eylemine katılmıştır.95
Edgar Morin, Le Monde gazetesinde olayları destekleyen iki makale yayımlamış (15 Mayıs ve 10 Haziran) ve hareketin oldukça aktif bir destekçisi olarak değerlendirilmiştir.96
Durumcu Enternasyonal (Situationist International), çoğu zaman öğrenci ve gençlik hareketi için önemli bir düşünsel kaynak olarak görülmüştür. Guy Debord ve Raoul Vaneigem’in eserleri geniş bir çevrede dolaşıma girmiş; Durumcular Sorbonne’un, ardından Ulusal Pedagoji Enstitüsü’nün (Institut pédagogique national) ve Dekoratif Sanatlar Okulu’nun (École des arts décoratifs)97 işgal süreçlerine aktif biçimde katılmışlardır.
Henri Lefebvre de önemli bir figürdü. Lefebvre, öğrencilerinin çoğunun harekete katıldığını ve kendisinin de “biraz ortalığı hareketlendirdiğini” (stirred things up a bit) ve harekete iştirak ettiğini anlatmıştır.98 Ayrıca kısa süre içinde Patlama (The Explosion) başlıklı bir kitap kaleme alıp yayımlamış, bu eserde ayaklanmaya ilişkin bir çözümleme sunmuştur. Lefebvre bu çalışmasında parti temelli örgütlenme ve önderlik gerekliliği gibi Marksizm-Leninizmin önemli unsurlarını tartışırken, aynı zamanda “devletçilik” ve “merkezileşme” anlayışlarını reddederek mücadele, itiraz ve kendiliğindenlik vurgusunu öne çıkarmıştır.99
Elbette başka birçok isim de bulunmaktadır ve bu liste kesinlikle kapsamlı değildir.100
Dolayısıyla, önceki bölümde ele alınan ve sözde “1968 düşünürleri” olarak sunulan isimler ile harekete açıkça destek veren ve ona doğrudan katılan 1968 entelektüelleri arasındaki karşıtlık bundan daha belirgin olamazdı. Birinci gruptakiler, açık sınıf mücadelesinden genel olarak uzak durmalarına rağmen 1968’in görkemli sembolik atmosferinden yararlanarak radikal teorisyenler olarak dünya çapında parlak kariyerler yapmışlardır. Buna karşılık ikinci gruptakiler büyük ölçüde gölgede kalmış, eserleri çoğu zaman kapsamlı çeviri ve incelemeye değer görülmeyen ikincil ya da neredeyse bilinmeyen figürler olarak kalmışlardır.
Ayrıca artık açıkça görülmelidir ki, bu ayrım çizgileri büyük ölçüde bir tarafta modayı belirleyen yapısalcı ve postyapısalcı hareket ile diğer tarafta çeşitli biçimlerde anarşizm veya Marksizm içinde pratik siyasal mücadeleye katılmış entelektüellerin itirazcı teorileri arasındaki karşıtlığa denk düşmektedir.
Dosse şu sonuca varmaktadır:
Eğer bir ‘1968 düşüncesi’ varsa, bunu gerçekten yapısalcılığın savunucuları arasında değil onun karşıtları tarafında bulmak gerekir: Jean-Paul Sartre, Edgar Morin, Jean Duvignaud, Claude Lefort, Henri Lefebvre… ve elbette Cornelius Castoriadis. Castoriadis’in içinde yer aldığı Sosyalizm ya da Barbarlık akımı, yapısalcılığı her zaman sistemi meşrulaştıran sözde-bilimsel bir ideoloji olarak kınamıştır.101
Böylelikle, 1968 etrafındaki tarih yazımının büyük bölümünü yapılandıran tarihsel meta fetişizminin toplumsal işlevini daha açık biçimde görebiliriz. Bu fetişizm, bir yandan marjinalleştirilmiş anarşist, Maoist, Troçkist, özgürlükçü sosyalist veya Marksist düşünürler, diğer yandan ise büyük ölçüde dışlanmış Marksist-Leninistler tarafından temsil edilen Fransız teorisinin daha radikal kanadının çalışmalarını tarihsel anlatıdan çıkarmaya hizmet etmektedir.
Bu entelektüel meta fetişizmi, 1968’in sembolik değerini bir pazarlama sloganı olarak harekete geçirerek, büyük ölçüde harekete (ve özellikle işçi sınıfına) sırtını dönmüş figürlerin söylemsel radikalliğini dolaşıma sokmaktadır.
Gençlik dönemlerinde sahip oldukları sol siyasal bağlılıklar nedeniyle bu genel eğilimin kısmi istisnaları olarak görülebilecek birkaç isim söz konusu olduğunda bile -örneğin Lyotard ve daha sınırlı ölçüde, 1968 hareketini belirli biçimlerde desteklediği görülen Julia Kristeva ve Jean Baudrillard gibi entelektüellerde (her ne kadar Baudrillard o sırada Avustralya’da bulunuyor olsa da)- onların küresel teori endüstrisi içindeki uluslararası kariyerlerinin yükselişi ile daha radikal siyasal görüşlerinin zayıflaması arasında dikkat çekici bir paralellik bulunmaktadır.102
Bütün bunların nihai sonucu, eleştirinin sol sınırının sağa doğru kaydırılmış olmasıdır: Başlangıçta Marksizm veya diğer antikapitalist teoriler tarafından temsil edilen bu sınır, artık kapitalizme yönelik sistemik ve materyalist herhangi bir eleştiriden ve daha da önemlisi alternatif bir toplumsal sisteme yönelik gerekçelendirilmiş bir destekten yoksun, sözde radikal bir söylem alanına taşınmıştır.
Dipnotlar:
66- Çalışmaları Ferry ve Renaut tarafından ’68 üzerine yazdıkları yetersiz araştırılmış kitaplarında övülen Aron, “Lévi-Strauss, Foucault, Althusser ve Lacan” ile ilişkilendirilen moda entelektüel akımları, sanki Mayıs–Haziran aylarında meydana gelen olayların içinde geliştiği bağlamı anlamada temel faktörlermiş gibi acı bir şekilde zikrederek bu simgesel soyutlama sürecini ilk başlatanlardan biri olmuştur. Bkz. Raymond Aron, The Elusive Revolution: Anatomy of a Student Revolt (London: Pall Mall, 1969), s. 125.
67- Bu tarihsel meta fetişizmi, genellikle Paris’teki öğrenci hareketi etrafında gelişen “Mayıs olaylarının” 1960’ların sonu ve 1970’lerin başındaki küresel sistem karşıtı hareketlerden koparıldığı coğrafi bir meta fetişizmi ile el ele gider. Fransa’daki gelişmeleri dönemin uluslararası ayaklanmalarıyla ilişkilendiren tarihsel anlatılar için bkz. Caute, The Year of the Barricades ve Giovanni Arrighi, Terence K. Hopkins ve Immanuel Wallerstein, Antisystemic Movements (London: Verso 1989), s. 97–115, ayrıca Chris Marker’ın 1977 yapımı filmi, A Grin Without a Cat.
68- Michel Clouscard, Néo-fascisme et idéologue du désir: Genèse du libéralisme libertaire (Paris: Éditions Delga, 2017), s. 130.
69- Aymeric Monville, Les Jolis Grands Hommes de gauche: Badiou, Guilluy, Lordon, Michéa, Onfray, Rancière, Sapir, Todd et les autres… (Paris: Éditions Delga, 2017), s. 36.
70- Johns Hopkins’teki Beşeri Bilimler Merkezi, École Pratique des Hautes Études’ün altıncı bölümü model alınarak kurulmuştu. 1975’te École des Hautes Études en Sciences Sociales (EHESS) hâline gelen bu Paris kurumu, Fransız üniversitelerindeki Marksistlerin etkisine karşı koymak ve Fransız sosyal bilimlerini Amerika Birleşik Devletleri’nde yaygın olan kapitalist model temelinde yeniden yapılandırmak amacıyla Ford ve Rockefeller vakıfları tarafından finanse edilmişti. Diğer kaynakların yanı sıra bkz. Brigitte Mazon, Aux Origines de l’École des Hautes Études en Sciences Sociales: Le Rôle du mécénat américain (1920–1960) (Paris: Les Éditions du Cerf, 1988). Barthes, Bourdieu ve Derrida’nın tümü EHESS’te ders vermiştir.
71- Althusser’in Lenin and Philosophy and Other Essays adlı eserinin 1971 yılında Monthly Review Press tarafından yayımlandığını belirtmek gerekir.
72- Domenico Losurdo, Class Struggle: A Political and Philosophical History (New York: Palgrave Macmillan, 2016), s. 337.
73- Clouscard, Néo-fascisme et idéologue du désir, s. 9; ayrıca bkz. Monville, Les Jolis Grands Hommes de gauche, s. 37.
74- Clouscard, Néo-fascisme et idéologue du désir, s. 27.
75- Sartre’ın ’68’e dahil oluşuna genel bir bakış için örneğin bkz. Michael Scriven, Jean-Paul Sartre: Politics and Culture in Postwar France (London: MacMillan, 199Postwar France), s. 63–79.
76- Bkz. Cohen-Solal, Sartre (Paris: Éditions Gallimard, 1985), s. 585. Beauvoir’ın katılımı üzerine bkz. Deidre Bair, Simone de Beauvoir: A Biography (New York: Summit, 1990), s. 530–535. Beauvoir’ın “’68 militanlarıyla temas kurmuş olmayı tesadüfi bir durum olarak gördüğünü, bunun kendisine, her yerdeki kadınların açık sözlü, uluslararası çapta tanınan bir savunucusu olduğu on yıldaki feminist faaliyeti için güven verdiğine inandığını” iddia etmektedir. Bair, Simone de Beauvoir, s. 531. Delphy de, özellikle Féminin Masculin Avenir (Kadın Erkek Gelecek) grubunun kuruluşunu vurgulayarak, feminist hareket için ’68’i önemli bir kristalleşme anı olarak işaret etmiştir. Delphy, “La Révolution sexuelle,” s. 35.
77- Daniel Cohn-Bendit ve Gabriel Cohn-Bendit, Le Gauchisme: Remède à la maladie sénile du Communisme (Paris: Éditions du Seuil, 1968).
78- Beauvoir, All Said and Done, s. 424.
79- Bkz. Épistémon, Ces idées qui ont ébranlé la France, s. 76.
80- François Bott, “Le Structuralisme: a-t-il été tué par le mouvement de mai?,” Le Monde, 30 Kasım 1968.
81- Simon, “Mai–Juin 1968,” s. 4.
82- Monville, Les Jolis Grands Hommes de gauche, s. 40–41.
83- Bkz. Robert Mencherini, “JURQUET Jacques,” Le Maitron, 25 Ağustos 2009, 25 Kasım 2014’te güncellendi. O dönemde Fransa’daki çeşitli solcu grup ve örgütlere genel bir bakış için bkz. Artières, 68: Une Histoire collective, s. 350–57.
84- Jacques Jurquet, Le printemps révolutionnaire de 1968: Essai d’analyse marxiste-léniniste (Paris: Éditions Gît-le-cœur, 1968), s. 45.
85- Antoine Idier, Les Vies de Guy Hocquenghem: Politique, sexualité, culture (Paris: Librairie Arthème Fayard, 2017), s. 49–52.
86- Daniel Guérin, Anarchism (New York: Monthly Review Press, 1970).
87- Bkz. L. Muhleisen ve Patrice Spadoni, Daniel Guérin (1904–1988)—Combats dans le siècle (Imagora Films, 1994), YouTube videosu, 1:20:47, Liberté Ouvrière tarafından yayınlandı, 6 Eylül 2015, youtube.com.
88- Bkz. Daniel Guérin, Pour le Communisme libertaire (Paris: Les Amis de Spartacus, 2003), s. 163–67.
89- Bkz. Edgar Morin, Claude Lefort ve Cornelius Castoriadis, Mai 68: La Brèche, suivi de vingt ans après (Paris: Fayard, 2008).
90- Poulantzas da “yabancıların siyasi faaliyetlerini yasaklayan katı Fransız mevzuatı” nedeniyle büyük ölçüde aynı durumdaydı. Keith A. Reader, Intellectuals and Marxism since 1968—The Structuralists (New York: St. Martin’s, 1987), s. 48.
91- Bkz. Dosse, La Siira des intellectuels français, s. 32. Castoriadis’in Cohn-Bendit üzerindeki etkisi hakkında bkz. Judith Bernard’ın 2015 yılında Dosse ile yaptığı röportaj. François Dosse, “Peut-on penser la revolution sans les ouviers?,” röportaj: Judith Bernard, Hors-Série, YouTube videosu, 3:53, 30 Mayıs 2015, youtube.com. Socialism or Barbarism grubunun Daniel ve Gabriel Cohn-Bendit üzerindeki etkisi, Le Gauchisme adlı kitaplarında özellikle açıkça görülmektedir.
92- Bkz. Dosse, Gilles Deleuze et Félix Guattari, s. 210.
93- Philippe Gottraux, “Socialisme ou Barbarie”: Un Engagement politique et intellectuel dans la France de l’après-guerre (Lausanne: Éditions Payot Lausanne, 1997), s. 164.
94- Bkz. Kiff Bamford, Jean-François Lyotard (London: Reaktion, 2017), s. 66–67.
95- Bkz. Dosse, History of Structuralism, 2, s. 113. Genet’nin harekete kısmi katılımına dair ayrıntılar için bkz. Edmund White, Genet: A Biography (New York: Alfred A. Knopf, 1993), s. 501–507.
96- Bkz. Morin, Lefort ve Castoriadis, Mai 68. Michel de Certeau harekete açık görünüyordu ve buna duyduğu coşkuyu Haziran başında Études’de çıkan bir makalede dile getirdi. Bkz. François Dosse, Michel de Certeau: Le Marcheur blessé (Paris: Éditions La Découverte, 2002), s. 158–60.
97- Bkz. Jean-Marie Apostolidès, Debord: Le Naufrageur (Paris: Flammarion, 2015), s. 269–87.
98- Henri Lefebvre, “Lefebvre on the Situationists: An Interview,” röportajı yapan: Kristin Ross, October 79 (Kış 1997): s. 82.
99- Daha kavrayışlı pasajlardan birinde Lefebvre şöyle yazar: “Lenin iki düzey arasında kesin bir ayrım yapmıştır: bir tarafta kitlelerin kendiliğindenliği ve devrimci içgüdüsü; diğer tarafta ise entelektüeller (Marx, Engels) tarafından ayrıntılandırılan sürecin ve onun toplam bağlamının teorik bilgisi. Siyasi partinin görevi, bu iki düzeyi birleştirmek, onları eklemlemektir; böylece teori, işçi sınıfının ve müttefiklerinin kendiliğindenliğini bir bütün olarak toplumun anlaşılmasına ve tabandan üstyapılara, toplumsal iş bölümünden kurumlara kadar tamamen dönüştürülmesine doğru yönlendirebilir; buna, bu sürecin anahtarı olan mülkiyet ilişkilerinin dönüştürülmesi de dâhildir. Lenin’e göre parti, nesnel ve öznel faktörleri birleştirir.” Henri Lefebvre, The Explosion: Marxism and the French Revolution (New York: Monthly Review Press, 1969), s. 38.
100- Hareketi değişen derecelerde destekleyen diğer entelektüellerin uzun listesine Monique Wittig, Jean Baudrillard, Alain Touraine ve Jean-Paul Dollé gibi isimleri ekleyebiliriz. Fransa’nın ötesinde, Marcuse’nin rolü üzerine geniş çaplı tartışmalar yapılmıştır. Organizatörlerden bazılarına göre—Cohn-Bendit, Duteuil ve Geismar dâhil—kendi çevrelerindeki çok az aktivist, eğer varsa, gerçekte Marcuse okumuştu (bkz. Sauvageot vd., La Révolte étudiante, s. 47, 70). Ancak Marcuse’nin kendisi o sırada Paris’te bulunuyordu ve “Sorbonne ve École des Beaux Arts’taki tıklım tıklım dolu amfilerde yapılan çok sayıda hararetli siyasi tartışmaya, doğaçlama konuşmalara ve işgal altındaki Nanterre’de bir ‘journée marcusienne’ (Marcuse günü) düzenlenmesine” katılmıştı. Barry Katz, Herbert Marcuse and the Art of Liberation: An Intellectual Biography (London: Verso, 1982), s. 185–86.
101- Dosse, History of Structuralism, 2, s. 115, çeviri hafifçe değiştirildi. Kristin Ross, May ’68 and Its Afterlives (Chicago: University of Chicago Press, 2002), s. 182–215 adlı kitabında benzer bir argüman ileri sürmektedir. Yapısalcılığın sözde-bilimsel bir ideoloji olarak eleştirisi için bkz. Lefebvre’in L’Idéologie structuraliste (Paris: Éditions du Seuil, 1971), Castoriadis’in The Imaginary Institution of Society (Cambridge, Massachusetts: MIT Press, 1998), ayrıca Castoriadis, “The Movements of the Sixties” World in Fragments (Stanford: Stanford University Press, 1997) içinde, s. 47–57, ve “The Diversionists” Political and Social Writings (Minneapolis: University of Minnesota Press, 1993) içinde, s. 272–80.
102- Benzer şekilde, Althusser’in çalışmalarından küresel teori endüstrisi tarafından geniş ölçüde benimsenen unsurlar, onun Marksist-Leninist geleneğin belirli yönlerine olan pratik bağlılığından ziyade, felsefi katkıları ve Lacan ile olan ilişkileriyle ilgilidir.
[Son bölüm: Sonuçları Nedenlerle Karıştırmak]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!