İnşaat-İşçileri Sendikası’yla birlikte siz de deprem bölgesine, Hatay’a gittiniz. Hızlı bir organizasyon yaptınız ve kısa sürede bağış topladınız. Gitmeden önceki bu süreci kısaca anlatır mısınız?
Murat Can Çoban: Gecenin bir yarısında deprem olduğu gerçekliğiyle uyanmış bulunduk. Annem zaten hemen beni de uyandırıp “Ben Hatay’a gidiyorum” dedi. Bacağımın sakatlığından kaynaklı önce çekincelerim vardı, orada ellerinde kalırım vs. diyerek… Ancak yıkımın gerçekliğiyle beraber yani 11 şehrin yıkılmış olması on binlerce insanın enkaz altında kalmış olması ve bu süreçte bizim de aslında bir şeyler yapabileceğimiz, yani denizde bir damla olabileceğimizi düşünerek oraya gittik.
Aslında giderken ne yapabileceğimizi bilmiyorduk. Lâkin öncesinde oradaki arkadaşların bize yollamış olduğu bilgilerle beraber battaniye, çadır işte ne bileyim kıyafet, vs. toplama işine giriştik hemen. Çevremizdeki duyarlı kesimlere “Biz Hatay’a gidiyoruz” dediğimiz anda bize yardım yağdı. Arabamızın arkasını dolduracak kadar bir şey oluşturdu. Bu şekilde yola çıktık.
Oraya belli bir hazırlıkla gittiniz, bu çabadan da anlaşılıyor. Ama oraya vardığınızda ne hissettiniz, neyle karşılaştınız, ilk elde ne yaptınız?
Bütün kıyamet filmlerini unutun!
Murat Can Çoban: Dediğim gibi biz oraya giderken ne yapacağımızı bilmeyerek gittik. Çünkü bir deprem, bir felaketti. İletişimde olduğumuz oradaki arkadaşlarımızı aradığımız zaman, “durum nasıl” diye sorduğumuzda arkadaşlar bize şey demişti: “Bütün o kıyamet filmlerini vs.yi unutun, bütün o hayallerinizi unutun buraya gelin, burası çok fena!” Aslında gidene kadar ruhsal olarak bir çöküntü, ne yapacağımızı bilmeme hali vs. söz konusuydu ancak zaten giderken “bir işe yararız” umuduyla jeneratör, işte ne bileyim gıda vs. toplayarak gittik biz oraya. Antakya’ya gittik, Defne ilçesine giriş yaptık.
Önce Armutlu Mahallesi’ne gittik. Zaten Armutlu Mahallesi’ne giderken çevrenin yıkılmış olduğunu gördüğümüzde ve gittiğimiz insan sayısına baktığımda “ya, biz dört kişiyiz ve burada ne yapabiliriz” diye bir korku uyanmadı değil içimde. Ancak orada TİP’li arkadaşlarla karşılaşmamız, İstanbul İtfaiyesi ile karşılaşmamız ve 1,5 yaşındaki Muhammet’i çatı katından çıkardıktan sonraki o ruh hali, aslında bizim de bir şeyler yapabildiğimizi gösterdi. Yani buradan giderkenki ruh hali insanlara yardım etmekti evet, lâkin orada hayat kurtardığınızı gördüğümüz anda motivasyonumuz artmaya başladı.
Oradaki yaşam alanının oluşturulmasında önemli bir emeğiniz var, o süreci anlatır mısınız?
“Yaşam alanı”nı evimiz gibi düzenledik
Murat Can Çoban: Aslında orada yaşam alanı oluşturmamız şöyle gerçekleşti. Armutlu Mahallesi’ne en yakın yerde arabamızı park ettik. Armutlu Mahallesi’nin girişinde, yani Uğur Mumcu Meydanı’nda siyasetlerin işte Antalya Belediyesi’nin vs. işte orada oluşturulmaya çalışılan bir koordinasyonun olduğunu gördük biz. Aslında bizim asıl amacımızın orada arama kurtarma faaliyetlerine ve insanlara yardım etmek olduğunu biliyorduk. Ortamdaki karışıklık işte ne bileyim ortamın dağınıklığı bizi biraz ürküttü. Biz de bu yüzden Atatürk Parkı’na yani Uğur Mumcu Meydanı’nın yanındaki Atatürk Parkı’na kıyafetleri vs. koyarak insanlara yardım etmeye başladık süreç içerisinde.
Zannedersem 3. günün öğleniydi… Biz ilk olarak kıyafetleri, battaniyeleri oraya sererek insanlara yardım etmeye başladık. Daha sonrasında o alanı temizledik, o alanı toparladık. Oradaki bir kafenin dışarıda kalmış masasını, sandalyesini alarak insanların oturabileceği bir alan haline getirmeye başladık. Daha sonrasında ise Ankara’dan dostlarımızın kumanyalarla, tüplerle yardım etmesiyle daha ilgi çekici bir alan olmaya başladı orası. Çünkü hâlâ insanlar evlerinde kalıyordu artçı depremler olmasına rağmen, evlerinde yemek pişirmek için tüpe ihtiyaçları vardı ve biz bu tüpleri bir şekilde de olsa sağlamaya çalıştık. Diğer taraftan arama kurtarma faaliyetlerine de devam ediyorduk yani bu yaşam alanının içerisine tıkılıp kalmadık sadece. Arama kurtarma faaliyetlerine ağırlık vermeye çalıştık.
Oradaki yaşam alanının oluşturulmasında, evet, çok büyük bir fark yarattık. Temizliğiyle, düzeniyle işte ne bileyim yemek dağıtımındaki o titizlikle, sürekli oradaki pisliklerin toplanmasıyla, kıyafetlerin hiçbir zaman yere atılmamasıyla, suların hiçbir zaman sağa sola savrulmamasıyla biz orada bir şey sağlamaya çalıştık. Çünkü düzenli olduğu sürece sağlıklı olacağını biliyorduk. Bunun için ekstra bir efor sarf ettik.
İnsanların isteklerini yerine getirmeye çalıştık; neydi mesela insanların istekleri: İç çamaşırıydı, çocuğunun nefes alıp vermesini sağlayacak olan bir kompresör makinasıydı ya da ne bileyim işte oksijen tüpüydü ya da bastondu ya da ortada kurulabilecek olan revire malzeme götürmek… Bu malzeme neydi, mesela sedye taşımaktı, atıl durumdaki sağlık ocağından sedye taşımaktı vs. vs. bir sürü şey sayabilirim.
Sizi en çok etkileyen ne oldu?
Hem can kurtardık, hem hayat inşa ettik
Murat Can Çoban: Beni en çok etkileyen şey, kocaman bir şehrin yıkılmış olması… Yani orada insanların büyüdüğü; o insanların çocukluğunu geçirdiği, o insanların orada bir hayat kurduğu ve o insanların orada yaşamlarını devam ettirmek için tutunmaya çalıştıklarını gördüğüm zaman bu beni çok etkiledi. Diğer taraftan, günün birinde iç çamaşırı dağıtırken bir abinin “iki tane iç çamaşırı verebiliyoruz ancak,” dediğimizde bana “Benim şurada 800 bin liralık evim var, 300 bin liralık arabam var… bugün burada don sırasına giriyorum” demesi oldu. Yani bunu gözönünde bulundurduğumuz zaman yani insanların bir gecede bütün hayatlarının, bütün birikimlerinin ve bütün hayallerinin yok olduğu gerçeği oldu. Beni en çok etkileyen bu oldu herhalde.
Orada can da kurtardınız AFAD’ın canlı yok dediği yerde… bu nasıl bir duygu?
Murat Can Çoban: Bu çok büyük bir öfke duygusu! Yani şunu düşünün, Tezcan Acu, İnşaat İşçileri Sendikası yönetiminde bir tesisat ustası… Getirdi akustik dinleme cihazıyla su kaçağı var mı buna bakıyor, ama o el kadar makina o koca koca enkazların içerisinde insan seslerini insan titreşimlerini duyarak insanların orada olduğunu gözler önüne serebiliyor.
Ben Tezcan abiyle beraber tam 4-5 gün peşinde koşturarak onun haberlerini, onun şeylerini yaptım ve şunu gözlemledim. Hani o büyük büyük firmaların, o büyük büyük arama kurtarma ekiplerinin -yabancı ülkeleri dışında tutarak söylüyorum- hiçbirisinde el kadar olan, 25 bin lira diyordu Tezcan abi satın aldığı makinanın ücretini, koca koca firmaların elinde olmaması ya da AFAD’ın hiçbir zaman oraya gelmemesi devletin orada yokluğu, devletin orada sadece vurucu gücünü şey yapması beni benden aldı, beni deliye döndürdü, gerçekten çok büyük bir öfke duygusu yaşadım.
Oradan hangi sonuçları çıkararak döndünüz?
İstanbul depremine hazırlanacağız
Murat Can Çoban: Kişisel olarak uzun zamandır bunalımda olduğumu, hiçbir işe yaramadığımı, içerisinde bulunduğum sektörden kaynaklı geceleri bazen uykularımdan terleyerek çıktığımı hatırlıyorum. Lâkin orada geçirdiğim o 12 günlük süreç içerisinde tekrardan Ankara’ya döndüğümde içim rahat, oradan ayrılmak istemeyerek… ama Ankara’ya gelip buradaki depremzedelere yardım etmek amacıyla koşa koşa geldiğimden kaynaklı bir işe yarıyorum umuduyla çıktım geldim. Devletin işini becerememesinden, aslında devletin sadece zor aygıtıyla yani polisiyle askeriyle ve mahkemeleriyle var olduğundan başka bir sonuç çıkartmadım orada. Çünkü gerçekten bir organizasyonsuzluğun, gerçekten koca bir halkın, 11 şehrin devlet tarafından yapayalnız bırakıldığını gördüm
Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz? İnşaat-İş’in arama-kurtarma ekipleri oluşturma hedefiyle bölgenizde nasıl ilişkilenebilirsiniz?
Murat Can Çoban: Şöyle söyleyebilirim: Yaklaşan bir İstanbul depreminin olduğundan bahsediyor bilim insanları. Daha öncesinde Hatay-Antakya fay hattı ile ilgili de bilim insanları defalarca defalarca ve defalarca kez uyardı. Burada bir fay hattı yıkılmasında ya da büyük bir deprem olmasında şehirlerin yerle bir olacağından bahsetti. İstanbul depreminin, aslında coğrafi olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne göre çok daha büyük yıkımlar ve çok daha büyük ölümlerle sonuçlanabilecek bir deprem olduğunu biliyoruz. Bunun için İnşaat İşçileri Sendikası yönetimi ile beraber arama kurtarma faaliyetlerine arama-kurtarma ekipleri kurmayla başlamakla ilgili karar aldık. Bununla ilgili işte ekipman alma, işte nasıl bir arama kurtarma faaliyeti yürütülür, insanlar enkazdan çıkartılır ya da yangından nasıl kurtarılır… bununla ilgili eğitimler almayı, ilk yardım nasıl yapılır, ilk yardım yapılırken nelere dikkat edilir, bunlarla ilgili eğitimler almayı kararlaştırdık Antakya’dan dönerken. Bununla ilgili bulunduğum yerelde faaliyetimize başladığımız andan itibaren çevremizde duyurmak ve Ankara özelinde olmak üzere arama-kurtarma ekipleri kurma konusunda gerçekleştireceğimiz faaliyetlerimiz olacaktır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!