Pörsümüş şaibeli şöhretlerden ne umulur?



Farklı boyut ve yoğunluklarda da olsa ikisi de ağır lekelerle dolu bir siyasal sicile sahip bu cesetlerden ne beklendiğini anlamanın olanağı yok.


Haklı bir davaya, ağır ve acı bedeller pahasına yaratılmış değerlere ve süren bir mücadeleye gölge düşürüp onu lekelemek için fırsat arayanların ellerine koz vermenin çeşitli yolları vardır. Bunlar arasında en akıl almaz olanlardan biri de mücadeleye katkısı şurada dursun, neyin amaçlandığı, ne yapılmak istendiği, nereye gidildiği konusunda zihinlerde soru işaretleri, kuşku ve güvensizlik yaratacak tercihlerde bulunmak olsa gerek.

Kürt halkının özgürlük mücadelesini ve onun yarattığı değerleri temsil edip bu bağlamda çürümüş burjuva siyaset tarzı ve anlayışından farklı üçüncü bir yol açma iddiasındaki Yeşil Sol Parti’nin Cengiz Çandar ve Hasan Cemal gibi liberal dinazorları mezarlarından çıkarıp vitrinine koymaya kalkması bu akıl almaz tutumun son örneği olarak karşımıza çıktı.

Farklı boyut ve yoğunluklarda da olsa ikisi de ağır lekelerle dolu bir siyasal sicile sahip bu cesetlerden ne beklendiğini anlamanın olanağı yok. “Liberal aydınlar içinde Kürt sorununa anlayışla yaklaşıp bir zamanlar bu doğrultuda yapıp ettikleri” gerekçe gösterilebilir. Gerilla mücadelesini “terör” olarak gören liberal bir çizgide, dönemin baskın eğilimi ve ruh haline göre değişen iniş çıkışlar gösterse de Hasan Cemal’in bu konuda nispeten samimi olduğu söylenebilir. Fakat 1993 Mart ateşkesinin sağlanması sürecinde olduğu gibi her zaman “birilerinin” -özellikle CIA’in ve Özal’ın- kullandığı maşa olarak iş görmüş Çandar için bu kadarı da söylenemez.

Hasan Cemal nasıl bir geçmişin ve hangi geleceğin temsilcisi?

Siyasi hayatına 12 Mart öncesi Doğan Avcıoğlu’nun çömezi bir cuntacı olarak başlamış olan Hasan Cemal, 12 Mart yenilgisi sonrası siyasete havlu atarak yoluna gazeteci olarak devam etmiş bir Kemalisttir. 1980’lerin ortalarından itibaren Özal’ın estirdiği neoliberalizmin etki alanına girene kadar 12 Eylül askeri faşist darbesine verdiği hayırhah destek dahil ordu ve derin devlet yanlısı özünü korumuştur. Liberalizm anaforuna kapılması üzerine Cumhuriyet gazetesinin kemikleşmiş ordu yanlısı yazar ve okurlarının isyanına hedef olarak 1991’de tasfiye edilmiş, kapağı bu kez Aydın Doğan medyasına atmıştır. 2013 yılına kadar önce Sabah, sonra Milliyet gazetesinde yazmıştır. Hasan Cemal’in liberalizmi bile “Gelene ağam, gidene paşam…” sınırları içinde kalan tatlısu liberalizmidir. Aralarına kara kedi girene kadar (2012-2013) Tayyip Erdoğan’ın Hasan abi’sidir, araları o derece iyidir. Bu arada bir eli de Fetullahçılar’dadır. Cengiz Çandar gibi o da “Yetmez ama evet”çidir. Kürt sorununda da liberal demokratik bir çözümü savunmakla birlikte silahlı mücadeleye karşıtlığı her zaman ön planda gelen Hasan Cemal, gazetecilik faaliyetlerini bile rölantiye almış bir emekli hayatı sürerken şimdi nereden akla gelmiştir, anlamanın imkanı yoktur!..

Üstelik 6 milyonunun ilk kez oy kullanacağı gençleşmiş bir toplumda biri 80’ine merdiven dayamış (Hasan Cemal), diğeri 75 yaşında olan (Cengiz Çandar) iki dinazoru ‘vitrin yüzü’ olarak tekrar sahneye çıkarmak Yeşil Sol Parti’ye ne kazandıracaktır? Bu nasıl bir ‘farklı siyaset’ iddiası, nasıl bir ‘gelecek’ iddiasıdır?

Ayrıca bu iki isim ‘şöhret’ olarak bile pörsümüş eski şöhretlerdir. Bırakalım Kürt illerini, işçi ve emekçi semtlerini, doğal bir taban bulabilecekleri Moda Caddesi’nde ya da Cihangir’de yürüyüşe çıksalar ellerini sıkmak isteyecek 5 kişinin bile çıkmayacağı ama karanlık geçmişinden dolayı özellikle Cengiz Çandar’ın suratına tükürmek için 500 kişinin birbiriyle yarışacağı bu isimler partiye ne katacaklardır?

Türkiye’nin “Karanlıklar Prensi” Çandar

Cengiz Çandar eski bir Aydınlıkçıdır. ’68 kuşağından devrimcilerin “kantin solcuları” olarak tanımladığı o karanlık çevrenin önde gelen simalarından biridir.

Çandar’ın siyasi sicilindeki ilk büyük lekeyi Filistin’de kaldıkları kampa 21 Şubat 1973 gecesi İsrail komandoları tarafından yapılan baskından nasıl kurtulduğunun hâlâ bilinmeyişi oluşturur. Çandar, Bora Gözen ve 5 arkadaşının katledildiği, yazar Faik Bulut’un tutsak düştüğü kampı baskından saatler önce terk eder. 1974 sonrası gazeteci olarak sahneye çıkar. Özellikle Ortadoğu konusunda ‘uzmanlaşır’. Yaser Arafat ve 1979 sonrası Humeyni’yle kurduğu ilişkilerle tanınır. Girdiği kabın biçimini almakta mahirdir. Önceleri fanatik bir FKÖ destekçisiyken, İran’daki İslam devrimi sonrası ‘İslam devrimcisi’ kesilir.

1980 ortalarından itibaren MİT’ten Hiram Abbas’ın adamıdır. 1980 sonlarına doğru H. Cemal gibi o da Özal yandaşı kesilir. Önce Mesut Yılmaz zamanında Dışişleri Bakanlığı görevlisi yapılır, ardından 1991-1993 arası Özal’ın özel danışmanı olur. Özellikle Barzani ve Talabani’yle Özal arasında çöpçatanlık rolüne soyunur. PKK’nin 1993 Mart’ında ilan ettiği ilk ateşkesin örgütlenmesinde Talabani’yle birlikte Özal adına özel bir rol üstlenir. Bu arada CIA’in Türkiye ve Ortadoğu masasının yöneticileriyle, ABD yönetimi ve CIA’deki karanlık isimlerle yakınlaşır.

Irak ve Afganistan işgallerinin “mimarı” olarak bilinen Paul Wolfowitz ile “ılımlı İslam” projesinin yaratıcılarından CIA’cı Graham Fuller’le çok özel ilişkiler kurar. Öyle ki Pentagon ve ABD Merkez Ordusu’nun karargâhı gibi herkesin kolay kolay giremeyeceği özel birimlere rahatça girebilmekten NATO seminerlerinde ders verecek kadar güvenilir bir “eleman” haline gelir. Diğer yandan Alman Yeşiller Partisi’nin o dönemki başkanı Karen Fogg’un makbuz karşılığı yazı yazdırdığı satılık bir kalemdir.

AKP’yle koalisyon oldukları dönemde o da Gülen cemaatinin gözdelerinden biridir, sıkı bir “Yetmez ama Evet”çidir. Erdoğan’ın Putin rejimiyle cilveleşmeye başlaması üzerine suyunun ısınmaya başladığını hissedince sessiz sedasız ortalıktan kaybolur, İsveç’te bir üniversiteye kapağı atarak kendini unutturmaya çalışır.

Yarattığı kuşku ve güvensizliğe değmeyecek bir taş

Sonuç olarak, Cengiz Çandar gibi siyasi cesedin mezarından çıkarılmasının Kürt özgürlük mücadelesine kıymık kadar katkısı olmaz. Fakat şimdiden verdiği zarar büyüktür. Kürt halkının dostları, dahası özgürlük mücadelesinin yoldaşları arasında yarattığı şaşkınlık ve haklı tepkiler bir yana Kürt özgürlük mücadelesini “emperyalizmin kışkırtması” olarak görüp “ABD’nin Suriye’deki kara gücü” olarak tanımlayacak kadar kendini kaybetmiş şoven ve sosyal şoven çevrelerin ellerine arayıp da bulamayacakları bir koz verilmiştir. Bu akıl almaz tercihi onlar daha şimdiden, Kürt özgürlük hareketinin “ABD’ye daha fazla yanaşıp onun kanatları altına girme” yöneliminin habercisi olarak görme ve gösterme yarışındadırlar.

Halbuki Kürt özgürlük hareketinin gerek emperyalist güçler ve dünya gericiliği gerekse halklar nezdinde muhatap alınmak için bu tür manevralara ihtiyacı yoktur. Bu gerçeği, ABD ve Türkiye dahil bölge gericiliğinin desteğiyle üzerine salınan IŞİD sürülerinin saldırılarına uzun süre seyirci kalındıktan sonra bükülemeyeceği anlaşılan bileği öpmek zorunda kaldıkları Kobanê direnişinden de biliyoruz; ABD ve NATO’nun teknoloji ve istihbarat desteği yanında kimyasal silah kullanımına seyirci kaldığı son Zap, Metina, Avaşin direnişlerinden de. Kürt kadın hareketinin yarattığı Jin, Jiyan, Azadi sloganının dünya çapında nasıl bir sempati ve mücadele dalgasına dönüştüğüne yine hep birlikte tanık olduk. Dolayısıyla Kürt özgürlük hareketinin en büyük dayanağı ve güvencesi örgütlü toplumsal gücüdür.

Her kim, bu gücün yerine başka güçleri ikame etmek kafasıyla Cengiz Çandar gibi karanlık bir figürü mezarından çıkarma ihtiyacı duymuşsa en başta büyük bedeller ödenen bu mücadeleye gölge düşürmüş, özgürlük hareketinin önümüzdeki döneme dair niyet ve amaçları hakkında kuşku ve soru işaretleri yaratmış, bu arada hareketin iflah olmaz şoven ve sosyal şoven düşmanlarının eline koz vermiştir. Üstelik bu o kadar düşüncesiz bir hamle ve tercihtir ki, Cengiz Çandar’ın kendisinden beklenen rolü oynayamayacak kadar tükenmiş biri olduğunu göremeyecek ölçüde akıl tutulması içindedir. Çünkü ne dünya, ABD ve Türkiye bugün Çandar’ın CIA maşası olduğu yılların dünyası, ABD’si ve Türkiye’sidir ne de Çandar’ın bir zamanlarki ilişkilerinin bugünkü ABD yönetimi, Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığı üzerinde eski hükmü ve etkisi kalmıştır.

Kısacası, şimdiden yarattığı bulanıklık ve kuşkular göz önüne getirilecek olursa hiçbir işe yaramayacak olan bu taşın hangi kafa ve beklentiyle atıldığı -bir an önce açıklığa kavuşturmayı hatta iş işten tam geçmemişken vazgeçilmeyi gerektiren- bir muammadır.