Şeylerin bolluğu, fikirlerin kıtlığı



İnsanlar, bütün bu nesnelerin bir işe yarayıp yaramadığını, onlara ihtiyaç duyup duymadıklarını sorgulamıyor sadece sahip olmayı arzuluyor ve hepsini derhal almaya yetecek kadar para kazanamamanın sıkıntısını çekiyorlardı.


Gittikçe daha hızlı ve daha çok yeni şeyin hayatımıza girmesi, geçmişi geriye atıyordu. İnsanlar, bütün bu nesnelerin bir işe yarayıp yaramadığını, onlara ihtiyaç duyup duymadıklarını sorgulamıyor sadece sahip olmayı arzuluyor ve hepsini derhal almaya yetecek kadar para kazanamamanın sıkıntısını çekiyorlardı. Çek yazmaya alışıyor, Sofinco tüketici kredisiyle, “ödeme kolaylıkları”yla tanışıyorlardı. Yeniliklerle araları iyiydi, elektrik süpürgesi ve saç kurutma makinesi kullanmaktan bir gurur payı çıkarıyorlardı. Merak kuşkuya ağır basıyordu. Çiğ ve alevde pişmiş yiyecekler, biberli biftek, steak tartare, baharatlar ve ketçap, pane balık, patates kroket, dondurulmuş bezelye ve palmiye kalbi, traş losyonu, Obao banyo köpüğü, köpekler için Canigou mamaları, hepsi yeni şeylerdi. Geleneksel Coop ve Familistére mağazaları, yerlerini müşterilerin satan almadan önce mallara dokunabilmenin keyfini çıkardığı süpermarketlere bırakıyordu. Kendimizi özgür hissediyorduk. Kimse kimseye bir şey sormuyordu. Galeries Barbés mağazaları, müşterilerini her akşam ücretsiz köy usulü açık büfeyle karşılıyordu. Orta sınıf, genç çiftler Hellem kahve makinesi, Dior Eau Sauvage, FM radyo, hi-fi müzik seti, jaluzi gölgelik ve çuval bezi duvar kaplama, tik salon takımı, Dunlopillo yatak, ismini o güne kadar sadece romanlarda gördükleri mobilyalar ve çalışma masalarıyla seçkinlik satın alıyordu. Antikacıları dolaşıyor, füme somon, avokadolu karides ya da bir fondue bourguignonne‘la misafir ağırlıyorlar, Playboy, Lui, Barbarella, Nouvel Observateur, Teilhard de Chardin ve Planéte okuyor, “Rezidans”lardaki -sırf bu sözcük bile lüks duygusu vermeye yetiyordu- “grand standing”li, “dressing room”lu daire ilanları karşısında hayallere dalıyor, korkularını gizleyerek ilk defa uçağı biniyor ve aşağıda yeşil, kahverengi kareleri görünce heyecanlanıyor, bir yıldır başvurdukları telefon hâlâ bağlanmadığı için sinirleniyorlardı. Kimileri de evde telefon olmasında herhangi bir fayda görmüyor, postaneye gitmeye devam ediyordu, gişe memuru görüşmek istedikleri numarayı bağlayıp onları kabine yolluyordu.

İnsanlar bıkmak usanmak bilmiyordu, her şeyden istifade etmek istiyorlardı.

Kısa sürede popülerleşen Réflexions pour 1985* kitapçığına bakılırsa, istikbal parlaktı, külfetli ve pis işleri robotlar yapacak, her birey kültür ve bilgiye ulaşacaktı. Biraz uzakta, Güney Afrika’da gerçekleştirilen ilk kalp nakli ameliyatı, nasılını bilemesek de ölümün ortadan kalkması yolunda bir ilk adım gibi görülüyordu.

Şeylerin bolluğu, fikirlerin kıtlığını ve inançların aşınmasını gizliyordu.

(*) “1985 İçin Öngörüler”, Fransa’nın 1985’te neye benzeyeceğine dair birtakım öngörüler sunan, 1964 yılında yayınlanmış bir rapor.

[Seneler, Annie Ernaux, Çeviri: Siren İdemen, Can Yayınları]