Cuma, 9 Ekim 2026

Beni buraya gömün!



80 yıl önce kayda geçen bu bilinç coğrafya aşıp, tarih içinden Akbelen’e ulaşmış. Direnişin öncüsü bir kadın haykırıyor: “Ölümüm bu katliamı durduracaksa, beni öldürün ve buraya gömün!”


Nəriman Nərimanov

“- Ya! Bedreddin! dedim

…

Fısıltılar dolaşmıyor havalarda.
Ve denizin içinden
gürültüler duymuyoruz.
Sade bir dilsiz, karanlık su,
sade onun uykusu…

Bazı anlarda -eksiğiyle fazlasıyla- iki sınıf iki yaşam kendisini billur gibi serer ortaya. Bir bakarsınız ki, menzile varıncaya kadar sessizce kendisini sunan “manzara” bir anda büyük bir gürültüye “kavga”ya dönüşür.

Sabahın daha yedi buçuğu. Varacağımız yer iki buçuk saat uzaklıkta. Ama devlet bu, uyumaz. Gidecek otobüsün plakasını almaya, kaç kişi gideceğini sormaya iki “bekçi”sini göndermiş bile.

Yolda biri uzun, biri kısa, ikisi de “hadi durma geç” diyen 4 arama noktasından geçerek ulaştık Akbelen’e.

Sabah yolu kapatanlara yapılan saldırı ve gözaltılardan sonra ortam sakin. Yol kenarında bir grup. Selam verildi alındı ve gelenlere eylem komitesinin kararı açıklandı.

1- “Kesim durduruldu” denilerek, bizi de yukarıya, nöbet yerine almak istiyorlar. Yemezler! Bizi orada kıstıracaklar. Gitmiyoruz, burada da eyleme devam.

2- Gözaltına alınanlar serbest bırakılıncaya kadar buradan ayrılmıyoruz.

3- Ola ki buraya da saldırdılar, ağaçlara sarılıyoruz, gitmiyoruz.

“Nöbet alanına girişe izin var çıkışa izin yok” deniyor. Aradan bir vakit geçince giriş çıkış serbestleşiyor. Gidiliyor nöbet alanına. Dört yılın direniş alanı dopdolu, capcanlı. Nöbet alanındakiler saatlerdir “gürültü”yü eyleme çevirmiş. Yorgunlar, yüzlerinden belli. Ama coşkuları zirvede. Tanıdıklarla selamlaşma, kucaklaşma, “ayak divanı” ile bilgi alış-verişi yapılıyor.

O da ne? Orman katliamına bekçilik yapanlar ağacın “gölgesi”nde dinleniyor utanmadan, arlanmadan. Ama orman durur mu? Kesilen bir ağaç dayanamıyor yer çekimine, pat diye düşüyor kahramanlarının (!) tepesine.

Birdenbire “orada bir şeyler oluyor” nidası. Girişte bir kişinin üzerine çullanmış sermaye bekçileri. “Görür de, durmak olur mu?” Kalkılıyor hücuma, çakalların elinden almak için orman dostunu. Yetişemiyoruz, çünkü dikiliveriyor önümüze kalkanlı, kasklı bir “ordu”.

İtiş-kakış, bağırış-çağırış, kargaşa… “Karşı” tarafta bir filinta, yakışıklı bir delikanlı! Aniden “vur, vur” diye böğürerek içindeki çirkinliği ortaya çıkaran “uzman” bir bekçi köpeğine dönüşüyor.

Alınan karar var. Yol kapatılarak eyleme, yürüyüşe başlanıyor. Arkadan anons geçiyor “cenderme”: “Yolu kapatan grup dağılın! Dağılmazsanız…” Yolu kapatanlar birden yolu açıyor. Star Wars filmindeki İmparatorluk askerleri gibi şov yaparak gelen jandarma yolun ortasında kalakalıyor bir anda ve slogan patlıyor: “Jandarma trafiği kapama, yolu aç”.

Nöbetteki köylülerle sohbette bilinçleri kendisini gösteriyor billur bir biçimde:

Diyorlar ki, “Büyük hata etmişiz, ‘halk partisi’ vekillerine güvenmekle. Dört senedir ‘yapıcaz, edicez, durduracaz’ dediler, yapmadılar. Onlara öfkemiz bundandır.”

Diyorlar ki, “Ayaklarınıza sağlık, hoşgeldiniz. Ama öncelikle Muğla halkının buraya akması gerekirdi. Muğla belediyeleri ‘halk partisi’nde. Seçmenlerinden on binini buraya getirseler bunlar kaçardı. Ama kıllarını kıpırdatmadılar.

Diyorlar ki, “Biz jandarmayı böyle bilmezdik. ‘Halkın partisi’nin vekilleri diyor ki ‘polis de bizim, jandarma da.’ Öfkemiz bundandır onlara.”

Diyorlar ki, “Ormanı kestirdik, durduramadık. Ama ‘bitmedi, daha sürüyor o kavga’. Orman hâlâ orada, orman tabanını korumak lazım. Bundan sonrası daha da önemli.”

Julis Fuçik, ‘Darağacından Notlar’ kitabında “savaşın bitmesinin benim ölümüme bağlı olduğunu bilsem, bir dakika durmam idam mangasının karşısına çıkarım”. 80 yıl önce kayda geçen bu bilinç coğrafya aşıp, tarih içinden Akbelen’e ulaşmış. Direnişin öncüsü bir kadın haykırıyor: “Ölümüm bu katliamı durduracaksa, beni öldürün ve buraya gömün!”

“Ak sakalı boyundan büyük küçük ihtiyar
güldü,
dedi:
– Sen bakma havanın durgunluğuna
Derya dediğin uyur uyur uyanır.” (Nazım Hikmet)