Günlerdir Agrobay Sera önünde direnen ve bu sırada 2 defa jandarma tarafından darbedilerek gözaltına alınan kadın işçilerden dördü direnişlerinin 30. günü olan dün İstanbul’daydı. Aynı kaderi paylaşanların, aynı zorluklara birlikte göğüs gerenlerin fiili yoldaşlığıyla her an yan yana gelen, kol kola giren, kafa kafaya vererek kritik yapan Ayten, Behice, Fatma, Şirin… Hem yabancısı olmadıkları hem de oldukları mücadelenin yarattığı doğal bir yoldaşlık yaşadıkları her hallerinden belliydi.
Mücadeleye yabancı değillerdi. Soma’daki madenci katliamı her birinden bir parça götürmüştü. Madencilerin sendikalaşma çabalarına, verdikleri mücadeleye birebir tanık olanlar vardı aralarında. Yaşadıkları bölge işçileşme dalgasının adreslerindendi. Geçmişten bu yana çeşitli sorunlar temelinde yürütülen mücadelelerin yarattığı doğal bir toplumsal hafızaya sahipti. Bu açıdan da örgütlenmeye yönelmeleri, kıyımla karşılaştıklarında bana mısın demeden “direniş” demeleri, jandarma saldırısı ya da başka tüm manipülasyonlara aman demeden direnmeleri bu hafızadan da güç alan bir sürekliliğin ifadesi.
Ama aynı zamanda tüm bunlara yabancılar. Yaşadıkları bölge, tanık oldukları onlarda belli bir hafıza oluştursa da içinde birebir yer aldıkları, onun dinamiği-örgütleyeni oldukları, jandarmayla karşı karşıya geldikleri böyle bir deneyim hepsi için bir ilk.
Aralarında uzun yıllar aynı serada çalışanlar var. Kredi borcu korkusu, çocukların okul masrafı, kısacası “ekmek belasına” onurları kırıla kırıla yıllarca çalışmışlar. Tuvalet ihtiyaçlarını karşılamak bile bir mesele olmuş. Birden fazla tuvalete gittiklerinde mobbinge maruz bırakılmışlar. Aşağılanıp horlanmışlar. Her türlü kimyasala maruz kalmışlar. İçlerinden aynı zamanda sendikanın genel merkez yöneticisi olan Ayten, çalıştıkları koşulları “Ağır kimyasal ilaçları biz atıyorduk. Ne bir maske ne başka bir koruyucu… Sadece yüzümüzü ilaç attığımız yönün tersine dönerek kendimizi koruduğumuzu sanıyorduk” sözleriyle özetliyor. Hava sıcaklığının 40 dereceleri geçtiği ve işçiler dışında herkese “şu saatler arası sokağa çıkmayın” anonslarının yapıldığı yaz günlerinde serada ısının 80 derecelere çıktığını, bu koşullarda 13 bazen 17 saat çalıştırıldıklarını belirttiler, acı bir isyanla…
Tüm bunlar karşısında dişlerini sıka sıka çalışırlarken Tarım-Sen’in örgütlenme çabasından haberdar olmuşlar. Hızla yayılmış bu yönelim. Yılların acısı, dişlerini sıka sıka sineye çektikleri tüm o üretim baskıları, aşağılamalar, önlerine çıkan bu seçeneğe akmalarını getirmiş. Kulaktan kulağa yayılmış. Hızla öncülerini çıkarmışlar, sendika hızla içerdenleşmiş; temsilcilerini, yönetim kurulu üyelerini yıllarca onurları kırıla kırıla çalışan kadın işçilerden çıkarmış.
Son olarak toplu kıyıma gidileceğini öğrenmişler ve sendikaya üyelik hızla yayılmış.
Bu kısa özet Agrobay’ın kadın işçilerinin alışılmış yaşamlarının dışındaki olağanüstü dönüşümü anlatmaya yetmez. Her birinin ayrı bir hikayesi, süreç içinde edindiği deneyimler ve yaşadığı dönüşüm var. Fakat o kadar sade bir içtenlikleri var ki insan kısa bir süre içinde bile bu hikayeleri temel çizgileriyle okuyabiliyor.
Agrobay’ın, ölümü, hastalığı koklaya koklaya çalışan kadın işçileri, duruşlarındaki diklikle, gözlerindeki pırıltıyla bile bunu fazlasıyla anlatıyor. İnsanın ille de kadın ve işçi olanların bir davanın pratik örgütlenişinde nasıl bir dönüşüm yaşadığının fotoğrafı olduklarını bilerek izliyorsunuz onları.
İstanbul’a neden geldiklerini anlattılar
Dün İstanbul’a gelen kadın işçilerin ilk adresleri Almanya Konsolosluğu önüydü. Onlardan önce gözaltı araçları, kameraları, çevikleriyle polis yığınak yapmıştı. Katıldıkları TV programının ardından ulaştıkları konsolosluk önünde hiç uzatmadan sendikaları Tarım-Sen imzalı “Agrobay hakkımızı ver” pankartını açıp herhangi bir törensellikten uzak bir sadelikle açıklamalarını yapmaya başladılar.
İlk önce sendika başkanları Umut Kocagöz kısa bir açıklama yaptı. Neden Alman ve Rus konsoloslukları önüne geldiklerini kısaca özetleyerek sözü işçilere bıraktı. Herbiri tane tane anlattı neler yaşadıklarını, neden sendikaya üye olduklarını.
Alman ve Rus konsoloslukları önüne Avrupa’nın en büyük serası olmakla övünen Agrobay’ın ihracat yaptığı ülkeler olması nedeniyle gelmişlerdi. Agrobay’ın üretim sürecindeki kuralsızlıklarını, kimyasal sınırını aşan pervasızlığını, hileleri, denetimden kaçmak için hangi dalaverelere başvurduğunu, işçilere yönelik muamelelerini bir rapor haline getirmişlerdi. Her şeyde müktesebat arayan Almanya’nın Lidl gibi zincir marketlerine satılan domatesin aslında bu müktesebata hiç mi hiç uymadığını… İthalat yapan ülkelere hiçbir yasa-kural tanımayan Agrobay’ı uyarmalarını istiyorlardır.
‘Can güvenliğimiz yoktu’
Sendika başkanı Umut Kocagöz’ün kısa konuşmasının ardından geçen hafta yaşanan jandarma saldırısında ayak parmağı kırılan Şirin Yıldırım konuştu. Can güvenlikleri olmadan çalıştırıldıklarını belirterek başladı konuşmasına Şirin. Araçtan düştüğünü, omurga kemiğinin kırıldığını, raporunun üstünü bile şirketin tamamlamadığını, senelik izninin 14 günlük parasını alarak açığını tamamladığını, patronun bir kere bile arayıp ‘geçmiş olsun’ demediğini, işten atılmadan önce tam bir buçuk tonluk asitle çalıştığını, ilaç attığını, bu nedenle karaciğerinin iflas ettiğini anlattı. “Orda çalıştığımız sürece bir taraflarımız sakatlandı. Bu yüzden sendikaya üye olalım dedik, işten çıkarıldık” gibi çarpıcı bir cümleyle tüm yaşadıklarını özetleyerek bitirdi konuşmasını.
‘Biz üretmezsen siz yiyemezsiniz’
Sonra aynı zamanda sendikanın genel merkez yöneticisi olan ve sendikal örgütlenme sürecinde okuma yazma ya da dijital araçları kullanmayı bilmeyen işçilerin üyelik işlerini de yaparak örgütlenmeye dolaysız emek ve cesaretini katan Ayten Yavuz konuştu. Aşırı sıcaklarda nasıl çalıştırıldıklarını, baskıyı, mobbingi anlattı Ayten de. İlk o kapının önüne konulmuştu. İçerde kalan bir maaşlarını ve kod 46 ahlaksızlığının kaldırılarak tazminatlarının ödenmesini istiyordu. Dayanışma çağrısını, “Biz üretemezsek siz yiyemezsiniz” diyerek yineledi Ayten.
14 yıllık işçi olan Ayten ve 6 yıllık başka bir işçiyle iki mühendis diğer işçilerden farklı olarak “performans düşüklüğü” denilerek kıyıma uğramış. “14 senedir performansım düşük değildi de neden şimdi böyle diyorsunuz” sorusuysa yanıtsız kalmış. İşçilerin muhatap alınmadıklarını, tepki gösterdiklerinde aşağılandığını, sorunun bu noktaya gelmesinde bu tutumların da etkili olduğunu anlatıyor Ayten. Kendisi iki kere gözaltına alınmış, hakkında yurtdışı yasağı ve seraya 500 metre yaklaşmama cezası verilmiş işçilerden.
‘Bana başkaldıranların hepsinin çıkışını verin’
“Hasat, budama, temizlik ne derseniz hepsini yaptık, çok zor koşullarda, bunaltıcı sıcaklarda, ayıla bayıla temizlik yaptık” diye söze başlayan Behice Karabulut, kendilerine reva görülen insanlıkdışı çalışma koşullarını tek tek sıralıyor. Aynı zamanda sendikanın genel merkez yöneticisi olan Behice, 3 gün dahi rapor alsalar ücretlerinden kesildiğini, servislerin ıskartaya çıkan araçlarla yapıldığını, durak yerlerinin değiştirildiğini, ücretlerinin eksik ya da parça parça yatırıldığını, bayramlarda verilen kolilerin verilmediğini anlatıyor.
Kıyımın düğmesine basıldığı günün ertesinde çıkışı verilmiş onun da. Muhatabı olan patron temsilcisine nedenini sorduğunda da “Patronun kesin kararı ‘bana başkaldıranların hepsinin çıkışını verin’ dedi” yanıtı almış. “Tüm haklarımızın ödeneceğini söylediler, ama ödemediler, üstelik ödemeyecekleri maddeden çıkış verdiler” diyor. Bir hafta beklediklerini, sözü verilen ödeme yapılmayınca sera önüne geldiklerini ifade eden Behice, askerin ikinci gözaltı sırasındaki şiddeti tırmandırmasıyla bir arkadaşının ayak parmağının kırıldığını, birinin beyin travması geçirdiğini belirtiyor.
Yasalar bu mudur?
İşçiler CHP İzmir İl Kongresi’nde Agrobay sahiplerinden Arzu Şentürk’le dostluğu bilinen CHP’li Tuncay Özkan’la görüşmüş, Özkan Şentürk’le meseleyi görüşeceğini söylemişti. Behice konuşmasında buna da değiniyor. Şentürk’ün Özkan’a “Biz yasaları uyguladık” dediğini aktarıp, “yasalar bu mudur?” diye tepki gösteriyor.
Behice Boran’ın ismini taşıyan işçi Behice
Behice Karaduman’ın isminin hikayesi de manidar. Behice Boran’ın vatandaşlıktan çıkarıldığı 1981’de doğmuş işçi Behice. Babası “O zaman Behice geldi” diyerek vatandaşlıktan çıkarılan Boran’ın ismini kızına vermiş. İşçi Behice “Biz köylü, emekçi insanlarız, babam o zaman böyle düşünmüş” diyerek biraz mahcup bir şekilde anlatıyor isminin hikayesini.
Biz hırsız değiliz, hırsız Agrobay’dır!
İşçilerden Fatma Kaya söze çıkışlarının verilmesinin ardından 2 gün içinde maaşlarının, mesailerinin, tazminat haklarının ödeneceğinin söylendiğini, ama aradan 30 gün geçmiş olmasına rağmen bu ödemenin yapılmadığını belirttikten sonra çıkışları verilen Kod 46’ya gönderme yaparak “Biz hırsız değiliz, hırsız Agrobay’dır” diyor. Jandarma saldırısını protesto eden Fatma, bu süreçte devletin kimin devleti olduğunu da anladıklarını gösteren sözlerle tamamlıyor.
İstiklal’de açıklama yapmalarına izin verilmedi
Alman Konsolosluğu önünde tüm sadelikleriyle açıklamalar yapan işçiler, daha sonra İstiklal Caddesi’ndeki Rus Konsolosluğu önüne geçtiler. Polis caddede açıklama yapmalarına izin vermedi, kanunu yok sayıp “genelge var” dedi. İşçiler Odakule’nin arka tarafında açıklama yaptıktan sonra engellemelere rağmen Rus Konsolosluğu’na giderek dosyalarını teslim etti.
Agrobay direnişinde simgeleşen tüm anlamları İstanbul’a da taşıyan işçiler, her tavır ve davranışlarıyla onurlarının kırılmasına, haklarının gasp edilmesine, kirli manipülasyonlara inat, direnişi kararlılıkla sürdüreceklerini, hiçbir şeye boyun eğmeyeceklerini bir kez daha hissettirdiler.
Binali Yıldırım’a, dolayısıyla iktidara yakınlığı ve devletten aldığı büyük ihalelerle bilinen, işçi hakları ve İSİG önlemleri konusunda kötü siciliyle tanınan Bayburt Grup’a ait Agrobay Sera’daki direniş, işçilerin pervasızca ezilmesinin o kadar da kolay olmadığını bir kez daha göstererek devam ediyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!