Torba devleti



Eskinin istisnası bugünün normu haline gelmiş durumdadır.


Cihan Çetin

Türkiye’de sermaye -emperyalizmin de ihtiyaçları doğrultusunda-, liberal demokrasinin elde kalmış son kırıntılarının tabutuna son çivileri AKP eliyle çaktı; 15 Temmuz’la mezara koyup helvasını yedi. Mevlidini okumayı da burjuva muhalefete bıraktı. Sermaye, mevcut führerci rejimi işletmek ve güçlendirmekle meşgul. 

Ancak kararname ve torba kanunlarla gerçekleştirilen saldırı sermayenin hareketine, ihtiyaçlarına göre şekillenmiyor. Saldırının esas başlangıcı doğrudan sermayeyle ilişkili  olmakla birlikte, egemen sınıf bununla sınırlı kalmıyor. Devlet aygıtının yürütme erkinin denetiminde katı bir merkezileştirmeyle güçlendirilmesinden gerici ideolojik girişimlerinin önünün açılmasına kadar pek çok alan için kararname, torba yasa mekanizmasını hızlı ve etkin biçimde devreye sokuyor.

Kısa bir hatırlatma babında: Türkiye’de bir kanun sadece kendisiyle ilgili sınırlar içinde hazırlanır, kanunla ilgili komisyonda mecliste ön görüşmesi yapılır, meclis genel kurulunda sadece o kanun ele alınır; kabul edilirse hayata geçer. Bu sürecin tamamı işletildiğinde bir kanunun çıkış süresi birkaç ayı bulabilir. 

Ancak sermayenin hızına bağlı olarak hükümet işlerinin ve kanunların hızla çıkması zorunluluğu iki biçimde çözüldü: Cumhurbaşkanı kararnameleri ve torba kanunlar! Bu iki mekanizma sayesinde burjuva devletin hukuki formu sermaye ile eşgüdümlü bir hıza kavuştu. 

Öyle ki, pek çok basın kuruluşu, akademisyen, aktivist vb. neredeyse her gün yayınlanan  Resmi Gazete’yi özellikle takip etmeye başladılar. Çünkü son dönemde kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanan hükümet kararlarının, kanunlarının bilgisi ancak Resmi Gazete okununca kamuoyu haberdar olabiliyor!. Kararnameler ve torba kanunlar sermayenin ve devletin gerici ideolojinin hangi saldırıya başladığının veya saldırı hattı girdiğinin göstergesi durumuna geldi. 

Depremle ilgili ilgili birkaç çarpıcı örnek, kararname mekanizmasının işlevinin görülmesini sağlıyor. 6 Şubat depreminin üzerinden daha 10 gün geçmişti ki, depremden tam 1 yıl önce, Erdoğan’ın İskenderun’da depremde riskli alan ilan edilen birkaç bölgeyi inşaat sermayesine açmak için riskli alandan çıkardığı ortaya çıktı. Aynı Erdoğan, Hatay/Dikmece’deki zeytinlik başta olmak üzere tapulu tarım alanlarını deprem konutları yapımı bahanesiyle “acele kamulaştırma”yı yine bir gece yarısı kararnamesiyle sonbaharda devreye soktu. 

28 Kasım’da “Aile ve Gençlik Fonu” yine bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kuruldu. Fonun kuruluşundaki gerici ideolojik hamleler haricinde fonun kararnameyle yaratılış biçimi bile aile-gençlik denilerek yeni bir sermaye transferi oluşturuldu. “Aile ve Gençlik Fonu” kararnamesiyle fonun temel kaynakları petrol ve maden kanunlarına uygun elde edilen gelirlerin, iktisat dili ile ‘kamu kaynakları’nın bu fon için yüzde 10’luk kesintisi ile elde ediliyor. Ancak kararnameye göre fona Erdoğan’ın canı istediği an, yüzde 10’luk kesintiyi yüzde 40’a çıkarma yetkisi var. 

Torba kanunlara verilen isimler bile sürecin geldiği noktayı göstermesi bakımından önemli. Torba kanunlarının ismi çoğunlukla “bazı kanunların değiştirilmesi hakkında kanun”! Artık torbaya ne sığarsa… 

24 Kasım’da meclise sunulan 80 maddelik kanun teklifinin başlığı şöyle: “Bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında kanun.” 80 maddelik kanunda yok yok: Kur korumalı mevduat uzatılması da var banka ve finans enflasyona uygun vergi matrahı hazırlanması da. Yurtdışına verilen mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılıma dair yüzde 50 olan indirimin yüzde 80’e çıkarılması da var…

Bu torba kanuna göz atıldığında sermayenin ana hareketlerinin dışında kılcal damarlarındaki akış ihtiyaca bağlı olarak hızlıca değiştiği görülüyor. Kanuna, hukuk eğitimi olmaksızın da göz gezdirildiğinde her maddenin önceden eni konu üzerinde çalışıldığı ve sermaye hareketinin işleyişine uygun olarak teknik bir dille ifade edildiği anlaşılıyor. Bu bağlamda AKP eliyle devlet sermaye hareketinde ortaya çıkan en ufak bir sorunu dahi gidermek için tam kapasitede tüm mesaisini harcıyor. 

Eskinin istisnası bugünün normu haline gelmiş durumdadır.

Artık sıradan hale gelen torba kanunlar, cumhurbaşkanlığı kararnameleri Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’daki burjuva devlete dair kurdukları cümlenin kanıtlanmasıdır:  “Modern devlet iktidarı bütün burjuva sınıfının ortak işleyişlerini yöneten bir kuruldan başka bir şey değildir.”