Lale Çolak’ı, Ölüm Orucu eyleminin 222. günü kaybettik. Bu kitap (Çitlerin Olmadığı / Bir Ölüm Orucu Güncesi) kendisinin yazdığı ve ona yazılan mektuplardan oluşuyor. Sayısı şu an bile net değil ama yüzlerce mektup yazmış bütün o direniş süreçleri boyunca Lale. “Bazen anlatmak, yeniden yaşamanın yoludur” düsturunu doğrularcasına hem duygularını hem düşüncelerini hem hedeflerini ve kilitlenilmesi gereken boyutları koymuş dostlarının, yoldaşlarının önüne.
Elindeki tüm araçlarla savaşmak buna derim ben, direnmek ve herkesi direnişe dahil etme çabasından bir an için vazgeçmemek.
***
ÇİTLERİN OLMADIĞI
Bir Ölüm Orucu Güncesi
18 Temmuz 01 / 66. gün
Selam ekipdaş yoldaşım,
İstanbul gezintisinden sonra bir daha söylüyorum, utandırdın beni yoldaş ya. Önce “Rüzgarla Bir”* sonra beni alıp yıllar öncesine götüren (anlatacağım, sen okumaya devam et) o güzelim görüntüler. Delicoş yüreğim iyice çıldıra yazdı. Bir kez daha teşekkürler. Şu anda kulede asker yanık yanık türkü söylüyor. Harbiden güzel söylüyor. Muhabbet yanımda, o da mektup yazıyor. Gülay’ın yarın mahkemesi var, yerinde duramıyor. Yoldaşlarını görecek, İstanbul’u görecek. Zırt pırt araya girip savunmamı nasıl yapsam, süreçle ilgili ne desem, sana hangi sakızlardan getireyim, şunu görür müyüm, bu da gelir mi… böyle uzayıp gidiyor. Beni ilgilendiren kısmı şekerli sakızlar ve de İstanbul havası. He ya sorma gitsin, nasıl bunalım takılıyorum bi görsen! Bizimkiler gidince hepten verdim kendimi cigaraya. Yok be, Ayşe sigara içtiğimi yazdı sen de hemen kandın. Ben cigaradan -içici olarak hiçbir keyif almam- öyle bir şey keşfetsem içerdim. Bir keresinde resimlerin kenarlarını yakmak için almıştım elime tabii bu işi yaparken arada çekmek de gerekiyor. O esnada Ayşe de görmüştü. Nazife “Nasıl 40 yıllık tiryakiler gibi içine çeki yorsun” diyerek hayretle izlemişti. Kendisi içine çekmezdi. Yarım yamalak bir işin ne kıymeti var ki? Allahsızlardan bugün olmuş daha bir satır gelme di. Sözde telgraf falan çekeceklerdi. Aşiyan’da çayları yudumlarken boğazı seyredeceklerdi. Eminönü’nde balık ekmek yiyeceklerdi, bilseydim sen daha hiç oradan sebeplenmemişsin, bir de senin için sipariş verirdim. Olsun biz nasılsa gideceğiz. Ben onlara diyordum dışarı çıkan unutur böyle sözleri, he bir de vapurda çay içeceklerdi. Çok şey istememişim aslında. […] Tamam, bu kez anlaştık randevu yerinde. […] Neyse 16.00’dan itibaren bekleriz. Hem ne diye Beşiktaş iskelesinde ağaç oluyor muşum ki, cep telefonu denen bir şey var, milletin elinden düşmüyor. Sana hemen bir telefon “Cenker kardaş saatlerdir bekletiyon Eminönü’nde, yolu şaşırdıysan bir yer söyle gelip alayım. Ne sen Kadıköy’de misin, vah vah Korsakoff fena yapmış,” derim.
[…] Benim karıştırdığım, senin de diline dolanıp durmadan dalga geçtiğin Galata’nın eski halini bilirsin değil mi? Eskiden, bizimkilerle tanışmadan ev vel sevdiğim yerlerden biriydi. Oranın alt tarafı salaş birahanelere benzerdi. İlk gittiğimde aa bu köprü sallanıyor demiştim. Nerden bilecez işte, 15 falan dım o zaman. Müthiş hoşuma gitmişti orası. Sonra malum oralar değişti. Hoş anıları bende kaldı. Senin gönderdiğin fotolara dalınca dürtmene rağmen çıkamayışımın nedeni de yine 8-9 sene öncesine gitmemdi. Öyle anılar deni zine dalış yapmam pek. Emme bu kez gerçekten daldım. Sarayburnu’na pek gitmezdim zaten. Bir anısı yok. Eminönü’nün yeri her zaman başka. Fekaaat Eyüp var ya, o bambaşka benim için. Benim pek çok ilkim orası. Sana anlatacağım da sündürüyorum karar veremedim bir türlü. Oltaya takıp durmadan makaraya sarmazsan anlatayım, önce söz ver, tamam anlaştık galiba. Senin elinde resim yok, göremeyeceksin tabii. Orada görünen bir okul var, imam hatip lisesi orası. Bir arkadaşım -fi tarihinde kaldı, ilk aşkım diyeyim- üniversite sınavlarına o lisede girmişti. Birlikte gelmiştik. Birden o yolda yürür gördüm kendimi. Bizimkileri keşfetmem aynı zamanlara denk gelir. Hızlı karar alma süreçleri, tercihler, yoldaşlarla kucaklaşma, korkunun kabuğunu kırmak istemeyene elveda. İlk korsan da orada, sonra ilk yakalanmam yine orada. Geceyi yırtan silah sesleri, yaralanma vs. Bunları yeniden yaşadım be yoldaş. Sık değil, arada bir hoş olur böyle gidişler geçmişe.
Fotoğraflardan girmişken bir meseleyi daha halledeyim öyle geçeyim. Senin geçen sefer gönderdiğin boğaz manzarası vardı, hatırladın di mi? Dışarıya göndermeye henüz kıyamadığım resimleri yeni mekânda da yatağımın yan tarafına yapıştırdım. Az önce hatırlattığım da içlerinde. Muhabbet incelerken bunu görünce çok şaşırdı. “Sen bunu nerden aldın, kim gönderdi?” ardı arkası kesilmeyen soru yağmuru. Meğer Ümraniye’de iken Sağmalcılar’dan bir yoldaşı ona bu fotoğrafın aynısını göndermiş. Hatta operasyondan kurtarmaya bile çalışmış, başaramamış. Arkası yazılı olmasa ve yoldaşımdan gelmemiş olsa verecektim ama mümkünü yok. Demem o ki Muhabbet o fotoğrafın nereden geldiğini soruyor. Arada gelip bakıyor fotoğrafa. Sana İsmail yolda şa mektup yazsak nasıl olur diye sormuştuk, sen de “Kart da olsa yazın iyi olur” demiştin hatırlarsan. Biz yazdık, dün de sizin mektuplarla birlikte on dan da geldi. Nasıl coştum anlatamam. Tamamen sürpriz oldu hem, genelde hangi gün nereden geleceğini kestirebiliyorum artık. Mesela bir hafta Kan dıra, bir hafta Tekirdağ, sonra siz, bazen karışık vs. dünkü tahminlerimde siz vardınız, ama İsmail yoldaş yoktu.
Daha mektubu okumaya başlar başlamaz benim gözler doldu. Sonuçta ruh halinin bozulduğunu, aşırı bir duygusallık içinde olduğunu anlamak güç olmuyor, öte yandan çabası, hayalleri, rüyaları müthiş. Arkadaşlara da okudum mektubu. Bir şaşırdılar “Bunu gazi olan biri mi yazmış”, “Ya benim yoldaşlarımdan böyle pırıltılar fışkırır her dem, her koşulda” diyerek narsizm yaydım etrafa. […] Şu yalnızlık ve hatta bana öğütlediğin Bakırköy’e sevk çıkarma meselesi var ya, çok dokundu o cümleler, felaket içerledim. Espri, şaka falan değil yazdıklarım. Belki yoldaşça bir kaygıyla kaleme alınmış o satırlar, ki belki değil, öyledir de. Niye böyle bir şey önerdiğini yine de anlayamadım. Ne diye gidiyormuşum ki? Mesela Petek de orada tek, sen ona daha önce “Kartal’a gitsen nasıl olur?” diye bir şey önermiş miydin? Ya da diğer üçlüye? Sorun ÖO’nda olmam mı, daha da kötü, işin garibi Turan da aynı şeyleri yazmış. Mektuplar eğer gerçekten samimiyetle yazılırsa insanların iç dünyasını çok iyi yansıtır diye düşünürüm. Anlaşılan ben yeterince yansıtamamışım. Zira böyle bir şey öneremezdin / öneremezdiniz. “Dediğim dedik çaldığım düdük” havalarında da değilim. Öyle uygun görülürse denirse gideceksin, uğraşırım. Ama böyle “yalnızlık” güdülenmesiyle önerilen şeylere ifrit oluyorum. Öfkeleniyorum. Bunda ne var ki, gayet doğal bir şey söyledik, diye düşünebilirsin. Genel olana göre normal belki de. Lakin benim anormalliğime göre normal değil. Üzüldüm ya valla. Birincisi ben fiziken bir yalnızlık dışında tek falan değilim. Hep siz lerle birlikteyim. Bak sohbet ediyoruz. Biraz şirazeyi kaçırdığım olsa da -şu anki gibi- sonuçta tüm hissettiklerimi paylaşıyorum yoldaşlarımla. İkincisi şimdilik hiçbir yere gittiğim-gideceğim yok. Bu böyle. Bizim sakallı dede aylar öncesinden böyle bir durum belirdiğinde mesaj çakmıştı “Bizim kız hangi koşulda olursa olsun tek başına her tarafa yeter.” Çakı gibi bu sözleri de beynimdeki yerinden kimse sökemez. Beni anladın umarım yoldaş. Sen şu “bunalım, yalnızlık” reçetesini bir gönder hele. Bir test edelim. Aha yazıyorum, kendi kendime konuşuyorum, olur olmaz gülüyorum da, n’olcak? Hemen sevinme, yeni bir şey değil, önceden beridir var. Durum daha mı vahim diyeceksin. Bence normal, sen kalabalıklar içinde de kendini yalnız hissetmedin mi? Kendi kendinle tartışma ihtiyacı, yanındaki kalabalıkla paylaşamayacaklarını içindeki, beynindeki kalabalıklara anlatmayı, onlarla gülmeyi, öfkelenmeyi, hüzünlenmeyi yaşamadın mı? Tıpkı şu gördüğün balıklar gibi “Hani şu derya içinde olup da deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf” olmuşluğun olmadı mı hiç? Olmuştur mutlak. Aksini söylersen kaldır çöpe at derim o 30 yılını. Dedim ya, sen gene de gönder şu reçeteyi. Bir gün bunalım neyim oluruz cebimizde dursun lazım olur. […] Tüm dostlara ve yoldaşlara sevgi selam. Lale
(*) 75 Ölüm orucu eylemcilerinden Cenker Aslan tarafından Lale Çolak’a hediye edilen mavi kumaş üzerine bir yelkenli işlemesi.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!