23 Şubat sabahı gün ışırken uyandım. Giyinmemle fırlamam bir oldu. Sorumlu olduğumuz bölgelerdeki görevlerimizin başına gidecektik. St. Petersburg yeni yeni uyanıyordu. Önce şaşkınlıktan gece bıraktığım ayı yine karşımda görüyorum sandım ama karşımdaki yeni doğmuş güneşti. St. Petersburg üzerine doğduğunda sanki donmuş gibi, bu 23 sabahı ışıklarını gönderemeden öylece kalıvermişti.
Tramvay deposu kaldığım binanın pek uzağında olmadığından tramvay işçilerinin hangarlardan büyük gürültülerle tramvayları çıkarmaya çabaladıklannı görüyordum. Tek tük kişiler sokaklarda görünmeye başlamışlardı. Görünürde olağanüstü hiçbir şey yoktu, ama St. Petersburg’un ana caddesi, burjuvalarla aristokratlarımızın oturduğu Perspektif Nevski’ye açılan en büyük bulvara Viborg’a gitmek için saptığımda şaşırdım. Durum şaşırtıcıydı gerçekten. Tüm bulvarı polisler tutmuştu. Polis kaynıyordu sanki. Birden korktum. Beni tutuklayacaklar sandım. Özellikle işçi yerleşme bölgesi Viborg’a geçen köprüler üzerinde polisler barikat kurmuşlar, tüm geçenlerin kimliklerini inceden inceye özenle denetliyorlardı. Putilov fabrikalarında muhasebe yardımcısı olarak sendikanın bana verdiği kimlik kartım gösterdim. İnceden inceye denetlediler. Sanki karar veremez gibi bir durumları vardı. Ama köprüyü geçmeme izin verdiler yine de.
Mahalle tümden ayaktaydı. Hiç kimsenin işe gitmek için bir hazırlık yaptığı da yoktu. Fabrikalar bölgesine geldiğimde işçilerin avlularda öbek öbek toplandıklarını, işbaşı yapmadıklarını gözledim. Birçoğu da fabrika duvarına oturmuş kendi aralarında konuşuyorlardı. Bizim arkadaşlardan hiç kimseyi görememek beni daha da şaşırttı. Bölge toplantı yerine yeniden döndüğümde rastladığım yoldaşlardan son derece şaşırtıcı bilgiler edindim. Durum kısaca şuydu:
22 akşamı gerek Sosyalist-Devrimci Parti’nin görevlileri gerek menşevikler, Viborg yerleşme bölgesinde kendi taraftarlarıyla 23 Şubat Uluslararası Kadınlar Günü’nün kutlanmaması için alabildiğine yoğun çalışmalarda bulunurlarken bilinmeyen güçler özellikle kadınlar arasındaki çabalarını yoğunlaştırarak onları sabaha dek hazırlamışlardı.
Tekstil işçisi kadınlar yanlarına hiç kimseyi yaklaştırmıyorlardı gerçekten de. Aralarında komite oluşturmuşlardı. Bu komite, bu sabah metalurji işçilerinin bulunduğu fabrika önlerine gelmiş, 23 sabahı Uluslarası Kadınlar Gününü kutlamaya kesin kararlı olduklarını dağıttıkları bildiriyle duyurmuşlardı. Onlardan kendilerinin desteklenmesini istiyorlardı. Ben bu bildiriyi gördüm. Bildiri özenle incelendiğinde, kadınların işi nasıl sıkı tuttuklan apaçık görülüyordu. İşçi kadınlar, erkekleri kendilerini desteklemeye çağırıyorlardı, fakat sakin bir biçimde kendilerine katılmaya çağırmıyorlardı. Erkek işçiler bunun ne anlama geldiğini hemen anlamışlardı. Gerçekten de gösteriye katılmıyorlar ama fabrikalardaki üretimi hemen yarı yarıya düşürüyorlardı. Bunun anlamı açıktı: “Kadınlarımıza bir şey yaparsanız biz arkalarındayız”. Öylesine bir denetimle kadınlarına desteği üstlenmişlerdi. Sanki tekstil işçisi kadın ve kızlar, düşman içine giren bir askeri birlikti. Erkekler de bulunduklan mevzilerden onları ateş üstünlükleriyle desteklerine almışlardı.
Kadınların kortejini gördüm. Son derece sıkı ve kenetlenmiş bir biçimde kortejlerini oluşturmuşlardı. Ellerindeki pankartlarda yalnızca ve yalnızca “Ekmek İstiyoruz” yazılıydı. Çeşitli yörelerden gelen kadınlar kitleleşerek kortejlerini oluşturup Viborg Mahallesi’ni aştılar köprüler üstünden. Durumun ne denli ciddi bir sorumluluk taşıdığını gören sosyalist-devrimcilerle menşevikler kadınları yalnız bırakmamak için, sabaha dek yoğunlaştırdıkları çalışmaların yönünü birdenbire değiştirerek bu kez tam karşıtı, 23 Şubat Kadınlar Gününü kutladıklarını bildiren, bu konuda kadınların yapacağı gösterileri desteklediklerini belirten bildirilerini sabahın ilk ışıklarında yayınlamak gereğini duyuyorlardı. İşte benim bundan haberim yoktu. Kararlı kitlelerin ilk kez örgütleri nasıl kendi peşlerinden sürüklemeye başladıklarının tanığı oluyordum.
23 Şubat gününün bu ilk gösterisine yalnızca ve yalnızca gerçekten kadınlar katıldı. Ve sayılan 90.000 idi. Bu tüm varsayımlan alt üst eden sayısal bir üstülüktü. Hiçbir parti kadınların bunca güçlü bir sayısal yoğunlukta sokağa dökülüvereceğini varsaymamıştı. Nedeni de bir bakıma şuydu. Gerek menşeviklerin gerek sosyalist- devrimcilerin gösterilere karşı geliştirdiği kampanya bu sayısal yoğunluğu kırar, cılız bir kitleleşmede kalır diye bekleniyordu.
Köprüleri aşan kadınlar polislerle karşılaştılar. Hiçbir şey demeden yürüyüşlerini sürdürdüler. Ellerinde yalnızca “Ekmek İstiyoruz” dövizleri vardı: Polisler de onlara geri dönmeleri uyarısında ya da buna benzer bir girişimde bulunmadılar. İşçi kadınlar köprüleri aşa aşa, bulvarlarda toplanan halkı gerisinde bıraka bıraka belediye sarayının önüne geldiler. Ve burada işte beklenmeyen bir olay oldu.
Duma üyeleri zaman zaman belediye binasında toplantı yapıyorlardı. Zaman zamansa kendi binalarında. Ne ki hemen hemen Dumanın tüm üyeleri toplanmıştı o gün. Karşılarında duran 90 bini aşkın kadının “Ekmek İstiyoruz” dövizlerini ve kalabalıklarını izlerken birden alanın kızıl bayraklada donanıverdiğini gördüler. Kızıl bayrakların arasındaki dövizleriyle kadınlar St.Petersburg’un özellikle tekstil işçisi kadınlar bu kez tüm avazlarıyla pankartlarındaki sloganları haykırdılar: “Ekmek istiyoruz”.
Polisler ve süvari polis birlikleri belediye sarayının önünde mevzilenmişlerdi. Çemberi birden daralttılar. Görgü tanığı olan partili kadırılarımızın sonradan söylediklerine bakılırsa, gösterici kadınlar da süvari polislerinin çemberi birden daralttıklarını gördüler. Ama görünce daha çok bağırdılar. Ne ki bağırmalarındaki slogan her zaman ve her yerde olduğu gibi kesin bir biçimde değişmeyerek yalnızca ve yalnızca “Ekmek istiyoruz”la sınırlanmıştı. Birçok görevlinin “yüreği ağzına geldi”. Kızıl bayrakların altında 90 bin kadın emekçi o gün hiçbir kanlı olaya neden olmadan “Ekmek istiyoruz”u tüm St. Petersburg’a kazıyarak dağıldılar. Dağılmaları da tıpkı geldikleri gibi vakur ve korkusuzdu.
O günün akşamı tüm parti merkezlerinde derin bir sevinç vardı. Gösterinin olaysız kapanması karşısında derin bir “Oh!..” çekiyorlardı. Denebilir ki o gün kadınların belediye sarayı önüne gidip dönünceye dek geçen sürede parti liderlerinin çoğu belki de yaşamlarının en kaygılı en tedirgin en kuşkulu saatlerini yaşamışlardı. Şimdi artık kendilerini bu gerili sinirlerinden kapıp koyuvermişler kendi aralarında hak edilmiş bir “Oh”u derin derin temiz bir havayı ciğerlerine çekercesine çekmeye başlamışlardı.
[Bir Gün Bile Yaşamak, Orhan İyiler, Eksen Yayıncılık]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!